Bugun...
Demir leblebi mi


Deniz KAÇAĞAN
a.kararli@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 05-06-2016 22:30
     

Son Şeyh-ül İslam başkanı Mustafa Sabri’nin yardımcısı Şeyh İhsanoğlu, Cumhuriyeti ret ederek 1924 yılında Mısır’a iltica etti.[1] İşte bu adamın oğlu olan Ekmeleddin; Mısır’da doğdu ve Türkçeyi sonradan öğrendi. Ekmeleddin’in cumhurbaşkanlığı adaylığı sonrasında; hurafeci Mustafa ARMAĞAN’ın aylık çıkardığı “Derin Tarih”[2] dergisindeki danışmanlığıyla beraber askerlik yapıp yapmadığı da konuşuldu. Amerika’nın denetiminde hurafecilik yayan El Ezher ve İngiltere’nin Exeter istihbari okullarının tornasından geçirilen Ekmeleddin; aynı zamanda 11 Ekim 2013'te ABD'deki sömürgeci strateji kuruluşu Doğu Batı Enstitüsü'nden (EWI) "Yaşam Boyu Başarı Ödülü"nü, eski Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı James JONES’un elinden aldı.[3] İşte bu Ekmeleddin’in aday gösterildiği 10 Ağustos Sevr Anlaşmasını kutlama yıldönümündeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 14 milyon civarında “Bilinçli” vatandaşımız oy kullanmadı…

 

Yaklaşık 50 milyon seçmenin olduğu ülkemizde; 14 milyon “Bilinçli” seçmen oldukça ciddi ve önemli bir sayıdır. Bu durum sömürgecileri düşündürüyor olmalı ki, Muharrem İNCE, Emine Ülker TARHAN gibilerle; hâlâ hukuk var zanneden ve siyasete inanan insanları manipüle etme girişiminde bulunacaklar. Muharrem İNCE’nin Genel Başkanlığa aday olduğu CHP kongresinde seçilememesi ve bu seçim sonrasında İNCE’yi destekleyenlerin bile İNCE’yi eleştirip yeterli bulmaması; sömürgecileri ayrı bir partinin gerekli olduğuna ikna etmiş olabilir. TARHAN’ın CHP’den istifa edip yeni parti kurmasını bu bağlamda değerlendirmeliyiz…

 

550 milletvekilinin bulunduğu TBMM’inde, bu vekillere oy veren seçmen, oy verdiği vekillerin mecliste hangi önerge veya kanun tekliflerini verdiğini an be an takip etmez. Yüzeysel olarak görünürde yakıştırdığı “Atatürkçü, milliyetçi, muhafazakar” sıfatlarından birinin “o kişide” var olduğuna inanır. Bu nedenle, Atatürkçü “zannedilen” TARHAN’ın görünürdeki yüzeysel yakıştırmalarla değil yakından tanınması gerektiğini düşünüyorum…

 

TARHAN; Anadolu Partisi'yle ilgili ayrıntıları Amerika'nın Sesi'ne açıkladı.[4] Amerika’nın Sesi Radyosu’nun (VOA) kışkırtıcı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Birlikçi (üniter) yapısını yıkmayı amaçlayan sorularına; TARHAN düşündürücü cevaplar verdi doğrusu...

 

O tahrik edici, yıkıcı sorulardan bazıları şöyleydi:

 

VOA: “2015 seçimleriyle ilgili bir başka kırılma da Kürt Sorunu’nun çözümünde görülüyor. Siz bu Kürt Sorunu’nun çözümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?”

 

TARHAN: “Bu Sorun elbette çözülmelidir. Ben bununla ilgili çözüm önermeyen anlayış düşünemiyorum. Ben Kürtler’de de Türkler’de de birlikte yaşama iradesi bu dönemde güçlenecektir diye düşünüyorum. ‘Hükumet Kürt Sorunu’nu seçim sonrasına erteleyecektir’ Çözüm elbette bulunmalıdır. Ama silahlarını bırakmamış bir terör örgütü ile dünyanın hiçbir yerinde çözüm bulunacağını da düşünmüyorum. Ancak siyasi temsilcilerle olur. Başınıza silah dayanmış bir ortamda özgür irade sergileyemezsiniz. O anlamda siyasi kurumlarla çözülebilir diye düşünüyorum.”

 

VOA: “Süreçte Kürtçe eğitim, ana dilde eğitim ve ÖCALAN’a sekreterya kurulması gibi çok kesin talepler var. Sizce bu talepler gerçekleşmeden Kürt Sorunu çözülemez mi?”

 

TARHAN: “Aslında bunların çok açıklıkla konuşulması lazım. Hep bugüne kadar kaçamak davranılıyor. Hükumet’in taleplerin sadece kültürel talepler mi var yoksa toprak talebi mi var bunları bildiğini düşünmüyorum. Hep erteleme eğilimi var. Hele de seçime kadar çözmek niyetleri olduğu zannetmiyorum. ‘Toprak talebi var mı açıklıkla ortaya konulmalı’ Bir kere ne istediklerinin çok açıklıkla ortaya koyulması gerektiğini düşünüyorum. Kültürel talepler mi yoksa toprak talebi mi çok açıklıkla ortaya konulmalı ki bunun üzerine bir değerlendirme yapılabilir diye düşünüyorum.”

 

Değerli okuyucular, olası yanlış anlamaları önlemek için burada durup yıkıcı, bazı yanlış kavram ve tanımları düzeltmenin yaşamsal önemde olduğunu düşünüyorum...

 

TARHAN'ın zannettiği veya sömürgecilerin iddia ettirdiği gibi ülkemizde, belli bir bölgeye veya bazı insanlara kasıtlı olarak ayrımcılık uygulanıp onlar aç ve eğitimsiz bırakılmadı. Ülkemizin, eğitim ve iktisat sorunu geneldir. Zaten Birlikçi (üniter) yapıdaki Türkiye Cumhuriyeti’nde, tüm insanlar eşit ve tek bir hukuk düzenine tabiidirler. Ehliyetli olan her birey, ilgili kurumda yetkilendirilir. Bölücülerin iddia ettiği ayrımcılık veya ezilmişlik tamamen yalandır ve bu yalanları her yerde dillendirmeleri için, kulaklarına sömürgeci strateji merkezlerinden üfürüldü...

 

Sömürgeciliğe karşı olmak için, her şeyden önce, maddi kanıtlarla, zaman üstü, her yerde geçerli sabitlerle açık-seçik, net, berrak düşünmenizi sağlayacak onlardan bağımsız kavram ve tanımlara sahip olacaksınız. Kürt sorunu diye çarpıtılan şey; 1815 yılında sömürgecilerin şark meselesi (doğu sorunu) dedikleri ve gerçekte paylaşımda anlaşamadıkları için sorun olarak adlandırdıkları bir konudur bu…

 

Yine aynı söyleşide TARHAN, bölücülerin: “Toprak talebi mi var yoksa sadece kültürel haklar mı istiyorlar öğrenilmeli" ifadelerini kullandı. Varsayalım ki toprak talepleri yok; sadece kültürel haklar istiyorlar; ne olacak? Evet mi denecek? Peki bunların; AKP'nin TRT 6 televizyonunun, bölücü kursların açılması ve 4+4+4 eğitim düzeninde bölücü ağzının seçmeli ders olarak verilmesi yanlışlarından ne farkı var? Hem; ortaçağ artığı hurafeler, ne zamandan beri kültür oldu? Okumuş aydın olmak bu mu? Barış, hümanizm, kardeşlik, romantizm, sevgi adı altında bölücülüğe teslim olmak mı? Okumuş aydın kişi, sömürgeciliğin kullandığı kiralık tetikçilere, uyuşturucu baronlarına teslim olup kitle karşısında içten pazarlıkla oyun hamuru gibi şekilden şekle girmez! Omurgalı olur!

 

Bazılarınız “canım kültürel haklardan ne olacak” diyebilir; işte bölücü AKP'nin başarısı burada. Soyut, zihinsel bölünmeyi size kabul ettirdi. Ayrı kültür olan topluluk ilerde toprağı da alır; toprak bölünmesi anlayışların bölünmesinden çok daha kolaydır...

 

Bir bölücüyle konuşursanız ona şunu sorun: Madem kendine özgü kelimeleri olan bir ağzınız var; öyleyse, "ancak, örneğin, yani" kelimelerinin ağzınızdaki karşılıklarını söyleyin! Hiçbirinin kendi ağızlarındaki özgün karşılığını söyleyemeyecektir. Çünkü var olduğunu iddia ettikleri ağız ve kendine özgü kelimeleri yoktur...

 

Bölücü AKP'nin çözüm sürecini eleştiren muhalifler; çözüm süreci bölücülüktür biz bunu kaldırıp tarihin çöplüğüne atacağız diyeceklerine, çözüm süreci öyle değil böyle olmalı demeye getiriyorlar. Yani aslında bunların sadece bölücülük yöntemi AKP'den farklı...

 

12 Haziran 2011 tarihinden sonra milletvekili olan Emine Ülker TARHAN, Alman Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung'a verdiği söyleşide: “Devlet televizyonu TRT’nin kürtçe yayınlar yapması şüphesiz olumlu bir gelişmedir. Belki bana sorulmadığı için bu konuya değinmemişimdir.”[5] İfadeleri kullanılarak bölücü AKP’nin bölücü icraatının olumlu bulunulduğu belirtildi...

 

Bölücülerin açlık grevi yaptıkları ve anadilde savunma istedikleri dönemde, medyaya yansıdığı şekliyle daha önce TARHAN tarafından bu istek olumsuz karşılandı; ancak üzerinden biraz zaman geçince anadilde savunma istediği desteklendi.[6] Tabii anadilde savunmanın ne olduğunun düşünce evrenimizde doğru anlamlandırılması için açıklığa kavuşturulmalıdır. Evrensel insan hakları gereği, dilini bilmediği yabancı bir ülkede mahkemeye çıkan kişi, yanında tercüman bulunularak kendi dilinde savunma yapabilmelidir. Bu gayet doğal ve buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu ve kimliğini taşıdığı ve hatta Türkçe bilen bir bölücünün; mahkemede, olmayan bir ağızla savunma yapmak istemesi tamamen kötü niyetlidir. Amaçları, olmayan ağızlarının adını, mahkeme tutanaklarına geçirmektir...

 

Sahibi Soner YALÇIN olan Oda TV internet sitesinde 17 Haziran 2011 tarihinde: “KILIÇDAROĞLU'nun rakibi BAYKAL değil ÖCALAN'dır”[7] başlıklı yazı yayınlandı. İşte bu Soner YALÇIN; CHP kongre öncesi genel başkan arayışları başladığında “ayakkabıcı Ali ustanın kızı”[8] şeklinde, damardan bir yazı yazarak duygusal, romantik CHP’lilerin yüreğine yıkama yağlama yaptı. Biz bunları; kimin, kimi, niçin övdüğüne dikkat çekmek istediğimizden dolayı yazıyoruz. Tüm bunlar, önemli ipuçları veriyor doğrusu...

 

Selahattin DEMİRTAŞ, bölücü mü solcu mu? Biz bölücü olduğunu biliyoruz ama yine aynı yazıda Soner YALÇIN; Emine Ülker TARHAN’a atıfta bulunarak: “Bir başka sorun, sol şeridin boş bırakılmasıdır. Siyaset boşluk kaldırmaz. DEMİRTAŞ’ın oy artışının da sorumlusu; solun evrensel ilkelerini, çoğulculuk, katılımcılık, eşitlik, adalet, dayanışma, emeğin önceliği, kadın hakları ve ezilenlerle ilgili bir kelam etmeyi unutan muhafazakar elitizme teslim olan bu anlayıştır. Nasıl bir halkçılıktır bu söyleyin?” TARHAN’ın ağzından bu ifadeleri yazdı. Bir taşla çok kuş vurmak buna denir işte. Böylece asıl yıkama yağlama bölücü DEMİRTAŞ’a yapıldı. Dağa çıkan, silah kullanan; köy basıp yaşlı, hamile kadın ve çocukları öldüren PKK militanlarının; solun evrensel ilkelerini, çoğulculuk, katılımcılık, eşitlik, adalet, dayanışma, emeğin önceliği, kadın hakları ve ezilenlerin haklarını aradıklarını Soner’den öğrenmiş olduk…

 

Emine Ülker TARHAN’ın, Rıza TÜRMEN ve Habur avukatı Sezgin TANRIKULU’yla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sundukları; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi de oldukça düşündürücü.

 

Teklifin Başlığı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

Değişikliği teklif edilen ilgili kanunun Dönemi ve Yasama Yılı 24/2

Esas Numarası 2/351

Başkanlığa Geliş Tarihi 23/01/2012

Teklifin Son Durumu KOMİSYONDA

Kanun Teklifi Komisyon Bilgileri

Komisyon Tipi Adı Giriş Tarihi Çıkış Tarihi Yapılan İşlem Karar Tarihi

Esas Komisyon Adalet Komisyonu 15/02/2012 Komisyonda

Tali Komisyon İçişleri Komisyonu 15/02/2012 Komisyonda

Kanun Teklifi İmza Sahipleri

Adı ve Soyadı Partisi Seçim Çevresi

Rıza Mahmut TÜRMEN Cumhuriyet Halk Partisi İzmir İlk İmza Sahibi

Emine Ülker TARHAN Cumhuriyet Halk Partisi Ankara İlk İmza Sahibi

Mustafa Sezgin TANRIKULU Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul

 

Teklif ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 2'nci maddesinin ikinci fıkrası, 6'ncı maddesinin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ile 7'nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının yürürlükten kaldırılması öngörülmekteydi. Burada önemli bulduğum, değiştirilmesi teklif edilen 6. Maddesinin ikinci fıkrasının gerekçesini ve bize göre neden yanlış olduğunu vermekte yarar var…

 

Değiştirilmesi teklif edilen, Terörle mücadele kanunun 6. Maddesinin ikinci fıkra gerekçesi için şöyle dendi: Uygulamada basın yayın özgürlüğünü kısıtlayan bir hüküm olarak kendisini göstermektedir. Basın mensuplarının sadece halkı bilgilendirme amacını güden faaliyetleri de bu fıkra kapsamında değerlendirilmektedir.

 

Elbette evrensel insan hakları ve demokrasinin gereği bilgi edinme ve şeffaflık olmazsa olmazdır. Ancak; Ahmet Taner KIŞLALI “Siyasal sistemler siyasal uzlaşma ve çatışma” adlı kitabının, Terörizmin sosyolojisi başlığı altında şöyle yazdı: “Terörizm "hesaplı" bir şiddettir. Amacı olabildiğince çok insan öldürmek değil, kitlelerin "eylemlerinden etkilenmesini" sağlamaktır. Kitlelerin "dehşete" kapılmasını, bir umutsuzluk içinde "teröristin isteklerine boyun eğilmesi"nden başka çare olmadığını düşünmesini sağlamaktır.” Dolayısıyla, bir gazetecinin bile, sırf haber amaçlı tamamen masumane yapacağı terör eylemi haberi; istemese de terör propagandasına dönüşebilir. Yaşamda, pek çok yerde ve konuda, pek çok şey olumlu veya olumsuz anlamda mutlak değildir ve duruma göre değişkenlik gösterebilir. Evet; toplantıya katılmak, yazı yazmak veya haber yapmak, terör örgütü üyeliğini garantilemez; ancak propaganda için aynı şeyi söylemek olanaklı değildir…

 

Ya gördünüz mü değerli okuyucular. Siz evinizde, herhangi bir televizyon kanalında görmekten bıktığınız ve 15 dakikadan fazla tahammül edemediğiniz bu çıldırtıcı ve topluma cinnet geçirtecek yayınların, sırf yüksek hukuk amaçlanırken bir şekilde yapılabileceği de ortaya çıkıyor. Şaşırtıcı (manipülatif) yayınlarla milletimizin beyni tamamen lapaya dönmüşken ve toplumumuzda bilgisizlik kol gezerken; böyle bir öneride bulunularak ne amaçlandı? Sanki ülkemizde, basit, temel, yaşamsal sorunlar kalmamış gibi; yüksek hukuk fantezisi yapılıyor. Hem her terör propagandası aşağılama, iftira veya tehdit içerir; hiçbir terör propagandası bu 3 suçtan birini işlemeden gerçekleşemez. Yar-Sav kurucusu ve Başkanlığı yapmış; iki kitap yazmış yılların hukukçusu bir kişi; nasıl oluyor da her an olası terör propagandasına dönüşebilecek ve olası suç teşkil edebilecek bu tür yayınları hukuk düzenlemesi diye teklif edebiliyor? Takdiri aklınıza ve vicdanlarınıza bırakıyorum…

 

Deniz KAÇAĞAN

 

Kaynak:

[1] Nokta dergisi; 12 Temmuz 2004

[2] Bir örnek için, Derin Tarih dergisi 19. Sayı künyesine bakılabilir

[3] http://www.oic-oci.org/oicv2/topic/?t_id=8534

[4] http://www.amerikaninsesi.com/content/tarhan-anadolu-yu-amerika-nin-sesi-ne-anlatti/2520040.html

[5] http://www.ilkehaber.com/yazdir/haber/chpli-vekilin-12-eylul-ozlemi-17259.htm

[6] http://www.trthaber.com/haber/gundem/tarhandan-anadilde-savunma-destegi-72018.html

[7] http://www.odatv.com/n.php?n=kilicdaroglunun-rakibi-baykal-degil-ocalandir-1706111200

[8] http://sozcu.com.tr/2014/yazarlar/soner-yalcin/ali-ustanin-kizi-576152/



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI