Bugun...
Öldürdükleri işçi cesetleriyle omurga kulesi yapanlar


Deniz KAÇAĞAN
a.kararli@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 26-01-2016 18:14
     

600’den fazla işçinin katledildiği Soma’daki kömür madenini; 2005 yılına kadar devlet işletiyordu. Soma’daki maden, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) tarafından yönetilirken tek bir işçi ölümü bile gerçekleşmedi. Çünkü hazine parası kullanıldığından maliyet düşünülmüyor; dönemi itibariyle görece daha iyi malzemeler ve çalışma şartlarıyla güvenlik önlemi alınıyordu…

 

Günümüzde tek bir firmanın her şeyi bilmesi ve yapması mümkün olmadığından belli konularda uzmanlaşmış müteahhit firmalar devreye girer. Bu aslında iş güvenliğini ve iş kalitesini arttıran bir adımdır. Tüm dünyada büyük firmaların hepsinin işlerini müteahhit firmalar yapmaktadır. Burada hurafeci AKP’nin suçu, maden özelleştirmelerinde tüm madenleri işi bilmeyen kendi yakınlarına peşkeş çekmesidir. Bu firmaların hiçbir deneyimleri olmadığı için, işlerinin tamamını yine kendileri gibi işle ilgisiz taşeronlara devrediyorlar. Taşeronları da, AKP’nin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, disiplinli, düzgün, titiz denetlemiyor. Türkiye'de, işleriyle ilgisiz birçok taşeron firma şu an aynı durumda. Çok daha başka facialar bugüne kadar olmadıysa tamamen şans eseridir ve bundan sonra benzeri faciaların olması da olasıdır…

 

Dünya üzerindeki ikinci sınıf ekonomileri ele geçirip tekelleşmek isteyen sömürgecilik, ülkemizde “özelleştirme” kasırgasını, medya ve eskort akademisyenlerle estirdi. Özelleştirmeye karşı bilinçli orta sınıfın haklı eleştirilerini bastırmak için de “Canım; devlet maden çıkarıp işler mi? Üretim evi (fabrika) kurup çalıştırır mı? Hem sermayenin tabana yayılmasını amaçlıyoruz” diyerek kendilerince sözüm ona gerekçe göstermeye çalışıyorlardı. Ancak; patronları sömürgecilerle ortak olan medyanın aracılığıyla parlatılıp milletimizin gözüne sokulan siyasetçilerin yaptığı özelleştirmelerle görüldü ki, sermayenin tabana yayılması şöyle dursun; devletin varlığı en zenginlere ve hatta yabancılara hazat-mezat satıldı. Üstelik işletmelerde kadrolaşma sıkıntısı ortadan kalktığından; ihtiyaç dışı işçiler işlerinden çıkarıldığı gibi çalışma şartları da ağırlaştırıldı…

 

Sömürgeci sermaye, özellikle 1980’lerin başından itibaren “özelleştirme” adı altında, ekonomisi ikinci sınıf ülkelerin varlıklarına saldırdı. Sanayi kuruluşlarını, yer altı ve yer üstü doğal kaynakları, madenleri, tarım arazilerini, çıkarcı ve işbirlikçi hükumetlerin yardımıyla “ucuz eşek” fiyatına eline geçirdi. Ancak dünyanın her yerindeki millet enayi değildi ve bazıları kendi devletlerini korumaya çalışıyordu. Örneğin Güney Amerika’daki milletlerin, işçi sendikaları toplu ve düzenli bir şekilde özelleştirme saldırısına karşı çıktı. Türkiye’de ise maalesef, 1980’den beri görev yapan tüm hükumetler, özelleştirme saldırısına değil karşı çıkmak, saldırıdan yana oldular. Ekonomisi ikinci sınıf ülkelerde, sömürgecilik tarafından özenle belirlenip öne çıkarılan bu hainler; birbirinden farklı ve sorunlara çareymiş gibi gösterilip medya aracılığıyla kitleye dayatıldı. Seçmenler de bunlardan birilerine oy vermeye devam etti. Son 35 yılın başbakanları; ÖZAL, Yıldırım AKTUNA, Süleyman DEMİREL, ÇİLLER, Mesut YILMAZ, Bülent ECAVİT, Abdullah GÜL ve Tayyip, hepsi özelleştirmeyi savunup uyguladılar. Son 35 yılın cumhurbaşkanları; Kenan EVREN, ÖZAL, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet SEZER ve Abdullah GÜL, tüm özelleştirme yasalarını hiç bekletmeden imzaladılar. Son 35 yıldır; TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partiler özelleştirme saldırısını desteklediler…

 

Üç büyük İşçi Sendikaları Konfederasyonu, özelleştirme yanlısı oldular…

 

Ve Soma Kömür Madeni de 2005 yılında özelleştirme saldırısına teslim edildi. Sömürgeciliğin bu ekonomik saldırısı sırasında Soma Kömür Madeni’ni ele geçiren işadamının, kısa bir süre sonra İstanbul’un merkezinde 47 katlı bir gökdelen diktiğini öğrendik. Soma’daki kömür ocağında, işçileri boğaz tokluğuna köle gibi kullanan bu kudurmuş patron, bir dairesi bir milyon 350 bin dolar olan gökdelenine Türkçe değil, İngilizce bir ad verdi: “Spine Tower”! Spine, Türkçe “Omurga” demektir. Yani, gökdelenin Türkçedeki adı: “Omurga Kule” oluyor. 47 katlı Omurga Kule’nin; Soma faciası sırasında sahte gözyaşları döken, yapmacık yas tutan tüm “omurgasız” yüksek yöneticilerin özelleştirme yasalarını çıkaran, uygulayan siyasetçilerin ve bunlara oy verenlerin gözlerine girmesini dilerim!

 

Soma’daki maden katliamından son anda kurtulan bir işçinin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK’e anlattığına göre: “İki üç haftadan beri yerin altından sıcak kömür çıkıyordu ama ilgilenen olmadı. Üretim durdurulmadı. Kömür ayakta kızışma yapıyordu. Olaydan, 2 hafta önce bunu hissettik. Emniyetçiler de gelip görüyordu. Emniyetçi gelip 'boşaltın burayı' diyordu. Üretim amiri ise 'üretim devam edecek' diyordu. Yani ihmal amirlerde”

 

Peki; işçinin söyledikleri ne anlama geliyor?

 

Soma’daki maden devlete aitken, maliyetli açık işletmeydi; özel-leş-tirildikten sonra ise maliyeti düşük ancak kazası öngörülen kazançlı kapalı işletmeye geçildi. Üretim, üst üstte açılan oyuklardaki katlarda yapılmaya başlandı.

 

Bölgedeki ilk kat, yapılan yer altı oyuntusuyla işletildikten sonra yangın çıktı. Çıkan yangın tamamen söndürülmeden ince bir duvarla kısmen yalıtılarak alt katta yeni bir ocak açıldı ve kömür çıkarılmaya devam edildi. Şimdi burada sorulması gereken soru; kömür çıkarılırken ocağın üstünde söndürülmemiş yangının olduğunu hangi yetkili birimler biliyordu? Kömür çıkarılırken ocağın üstünde kısmen yalıtılmış yangının devam ettiğini bilen birimler:

1. Ocağın işleticisi (Soma Holding AŞ ile üst düzey yöneticileri)

2. Ocağa denetime gelen veya gelmeyen veya gelip ocağın yanan kısmını değil de başka bir yerini denetleyen veya tehlikeyi görüp para karşılığı çalışılabilir yazı hazırlayan ilgili bakanlık yetkilileri

 

Ocaktaki yangın tamamen yalıtılıp söndürülmediğinden yangın içten içe devam ediyor ve gelişiyordu. Bu durum, ocağın özelleştirildiği 2005’de başlayıp devam etti. Ne işletmeci, ne de Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığı bunu soruşturmadı. Oysa işletici firma, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bildikleri bu yangına el koyarak “üst kattaki yangın tamamen söndürülmeden ocak işletmesi güvenli değildir” diye; ocağı, yangın tümden söndürülene kadar işletmeye kapatmalıydı…

 

Ayrıca yangının dışında, işçilerin tümünde soluma başlığı yok; taşeron işçiler “acil durum yönetimi” eğitiminden geçmedi ve ocakta, tekrarlı yeterince güvenlik eğitimi yapılmadığından olay katliama dönüştü…

 

Soma’daki kömür ocağının işletimini, AKP, 2005 yılında özelleştirmeyle şirkete devretti. Hangi alanda olursa olsun, İş Sağlığı ve Güvenliği denetimini yapması gereken birimler nereye bağlı? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na. Bakanlıklar neyin içinde yer alır? Hükumetin. Bu durumda katliamın suçlusu AKP’dir. Burada maddi gerçekler söz konusu. Ancak akılsızlık edip bu gerçeklere gözlerini kapatacaklar olursa, onlar da bu bozgunculuktan, yıkımdan, çöküşten; çürümeden, paylarına düşeni mutlaka alacak…

 

Önce hukukun gereği yapılmalı ve suçlular bulunup cezalandırılmalı ki, gelecekte benzeri katliamlar gerçekleşmesin. İçerde kalan işçiler çıkarılmayacakmış ve kaç kişinin öldüğü kuşkulu. Oysa günümüz elektronik olanaklarıyla kaç kişinin öldüğünü belirlemek mümkün.  Ayrıca; her ne olursa olsun, hepsinin tek tek çıkarılıp kimlik tespiti yapılmalıydı. Yoksa ölü sayısının çokluğu; çocuk işçiler veya sigortasız kaçak çalıştırılanların ortaya çıkmasından mı korkuyorlar...

 

İnsanlık dışı, acımasız, aşağılık, rezil ve sefil sömürgeciliğin gerçekleştirdiği bu katliamı; bilgi birikimi olmayan, duygusal insanlarımızın gözlerinden kaçırmak için; salya-sümük akıtan, şalvarlı-sarıklı kudurmuşlar ortalığa salındı. Kitap sahibi bir kişi olarak; ellerine Kur’an değmeyen bu Allah’sızlara asla itiraf etmeyecekleri şu gerçeği hatırlatırım ki, kutsal İslam dinimizde, insan hakkını Allah bile ödemiyor, hak sahibinin insafına bırakıyor. Soma’daki maden katliamı sonrası mağdur olanlara yardım eden yardımseverlerin kutsal eylemlerini sömürerek faillerin suçlarını unutturmada kullananlar da istismarcılığın dibine vurmuştur...

 

Hurafeci AKP’nin yapmadığı ve bundan sonraki hükumetlerin yapması gereken, en son gelişmiş “taşınabilir, yangından etkilenmeyen sığınma odaları”nın madenlerimizde kullanılması; yasalarla derhal zorunlu hale getirilmelidir. Bunun dışında, maliyet nedeniyle kullanılmayan teknoloji ve denetimsizlikten kaynaklı işçi katliamları yasaların yokluğuyla karıştırılmamalı. Pek çok farklı alanda biliyoruz ki, ülkemizde var olan iyi yasalar uygulanmıyor. Türkiye henüz İLO sözleşmesini imzalamadı. Ancak; illa uluslararası maden iş güvenliği yasalarını imzalamakla güvenlik kazanılmaz…

 

Hazırcılıktan ve aklımızı durdurmaktan vazgeçmeliyiz; bu tembellik ve sonrasında aşağılık duygusu ortaya çıkarır. Biz; her an aklımızı çalıştırıp en iyi olandan da iyi yasaları bizzat kendimiz hazırlayıp uygulamalıyız. Sömürgecilik, bir ülkeye en iyi yasalar yoluyla gelir ve yerleşir. [1] Bunlar; devletin üst yasalarla dışarı bağlanmasını ve işgal edilmesini sağlar. Burada; Başkomutan Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK’ün özgün, akılcı, kendine güvenen şu muhteşem tespitini hatırlatmayı yararlı görüyorum: “Vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!” Dolayısıyla, ATATÜRK’ü batıcı veya batılılaşmacı gibi gösteren, aşağılık hastalığındaki özentili anlayış yanlıştır. ATATÜRK’ün, hiçbir yerde batıcı ya da batılılaşmacıyız türünde ifadesi yoktur. Başkomutan Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK; muasır medeniyetin üstüne çıkmaktan söz etti. Bu ifade batı için değil; tüm dünya için geçerlidir. Yani ATATÜRK, dünyanın neresinde, hangi toplum “en iyiyse” en iyi olandan daha iyi olacağız anlamında bu ifadeyi kullandı…

 

Aklın, bilimin gereğini yerine getireceğimize; acıklı yaşam öyküleriyle insanlarımızı işlevsiz konulara odaklıyorlar. Gazeteler tam sayfa ilanlarla ve televizyon kanalları duyurularla, çok sayıda kuruluşun Soma’da ölenlerin ailelerine yardım için bağış toplamaya başladığı haberlerini veriyor, herkesi yardıma çağırıyor. Kalbi sevgi ve merhamet dolu milletimiz, benzeri durumlarda olduğu gibi, bu kez de olanaklarına göre yardıma koşacak. Toplanacak paraların, bu kez hangi kudurmuşun kasasına gireceğini çok merak ediyoruz!

 

Tayyip, diğer ülkelerden 100-200 yıl önceki kazaları örnek vererek günümüzdeki ilkel araçlar ve denetimsizlik sonucu gerçekleştirilen işçi katliamını makul göstermeye çalışıyor. Evet; 100-200 yıl öncesine ait verilen sayılar doğru ancak ilgili tarihteki teknolojiyle günümüz teknolojisi aynı mı? Tabii ki hayır. Onlar o tarihte en son teknolojiyi kullanırken; buradaki Allah'sız, kitapsız, hırsız, bölücüler; sırf maliyeti düşürmek için ilkel şartlarda işçileri çalıştırıyor. İnsanımız bilgi yoksunu olduğundan elbette bu gerçeği fark edemeyecek. Tüm bunlar maliyeti düşürmek için, firmaların ilkel yöntemlerle çalışmaya devam etmesi ve AKP’nin en son gelişmiş teknolojiye dayalı güvenlik denetimlerini yapmamasıyla birleşince işçi katliamlarıyla sonuçlanıyor. Yani katil; en son teknolojiye dayalı güvenlik önlemlerini aldırma denetimlerini yapmayan yetkililer ve bu yetkilileri yetkilendirmeye devam edenlerdir. İnsanlığın kurtuluşu; ağlamaktan-sızlamaktan; kader-kısmet hurafesinden değil akıldan geçiyor. İnsanlığın önünü, sadece akıl açacak…

 

Biz; akılcı oldukça ve en güzelini önerdikçe hurafelerle beyinleri lapaya dönüşenler “siyaset yapmayın” diye bağırıyor. Çünkü her icraatları yanlış, bozguncu, yıkıcı; bu nedenle, gelecek olası eleştirileri önceden önlemek için siyaset yapmayın lakırdısına sığınıyorlar...

 

Akla, erdeme, dürüstlüğe, yetkinliğe sırt dönenler; bankadaki hesaplarının genişlemesinden başka bir şeyi umursamayıp insanlığa ihanet ederek işçileri maden ocaklarında öldürdükten sonra; Tayyip'in Soma’ya gelmesiyle olayları protesto eden 10 yıllık maden işçisini, bir zamanlar Tayyip’in danışmanı olan Yusuf YERKEL’in tekmelemesine de hak verdiler. Yusuf YERKEL, daha önce danışman olan ve sonrasında bakanlık koltuğuna oturtulup “kapıyı kırıp savcıyı alın” diyen diğer yağcı danışmana özenmiş olmalı ki “ileride bakanlık alırım” umuduyla, 10 yıllık maden işçisini tekmeledi. İşte; bilgiyi, ehliyeti merkeze koymazsanız; vekil, bakan olma arzusundakiler yine kendileri gibi yetersiz olan konum sahiplerine yaranmak için böyle iğrenç şekilde yağcılık yaparlar. [2]

 

Deniz KAÇAĞAN

 

Kaynak

[1] Haydar TUNÇKANAT – İkili anlaşmaların içyüzü; 1. Baskı; 1970; Ankara

[2] http://www.radikal.com.tr/turkiye/basbakanlik_musaviri_yusuf_yerkel_madenci_yakinini_tekmeledi-1192130

 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI