Bugun...
Siyasi kirlilik ve bazı bölücüleri deşifre


Deniz KAÇAĞAN
a.kararli@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 02-08-2015 00:04
     

Sahibi Soner YALÇIN olan Oda TV internet sitesinin, daha önce “KILIÇDAROĞLU'nun rakibi BAYKAL değil ÖCALAN'dır” [1] başlıklı haberi ve aynı haberin ayrıntılarında “solun doğal lideri ÖCALAN’dır” yazması nedeniyle; haberlerini ne ciddiye aldım ne de önerdim. Bebek katili bir canavarı, siyasi bir teorisyen ve önder olarak sunmaya çalışmaları; beynimize tecavüzdür. Soner YALÇIN ve Oda TV ekibi, o haberi yaptıkları 17 Haziran 2011 tarihinden itibaren benim için bitmiştir. Ancak ilgili haberde, KILIÇDAROĞLU'nun rakibinin ÖCALAN olduğu yazılması da doğrudur. Çünkü George SOROS destekli, TESEV’in 183. kurucu üyesi [2] KILIÇDAROĞLU, genelbaşkan olmadan yaptığı "Dersim" çıkışıyla ve genel başkan olduktan sonra CHP'ye doldurduğu bölücülerle bunu kanıtladı...

 

İçinden geçtiğimiz ve her geçecek zamanda, daha da kötüye gidecek şartların bize öğrettiği gerçek şudur: BDP=AKP=CHP... Ve şu kişiler CHP'den tasfiye edilmedikçe, CHP'nin bu durumu değişmeyecektir: Mesut DEĞER; Hüseyin AYGÜN; Sezgin TANRIKULU; Bülent KUŞOĞLU; Muhammet ÇAKMAK; Binnaz TOPRAK; Sena KALELİ; Aydın AYAYDIN; Nihat MATKAP; Erdoğan TOPRAK; Kemal KILIÇDAROĞLU; Muharrem İNCE [3]; Akif HAMZAÇEBİ; Kamer GENÇ [4]; Sencer AYATA; Gülseren ONANÇ; ilhan CİHANER [5]; Sabahat AKKİRAZ; Süheyl BATUM [6] Alaattin YÜKSEL; Aykan ERDEMİR; Ayşe DANİŞOĞLU; Hülya GÜVEN; Kadir Gökmen ÖĞÜT; Melda ONUR; Mustafa MOROĞLU; Nurettin DEMİR; Rıza TÜRMEN; Veli AĞBABA; Burhan ŞENATALAR; Ercan KARAKAŞ; Fikri SAĞLAR; İrfan İnanç YILDIZ; Zeynep ALTIOK; Canan KAFTANCIOĞLU; Barış ANTİK [7]; Şafak PAVEY [8]; Mustafa BALBAY [9]... Bunların tümü bölücü, hurafeci ve SOROS'çudur...

 

Şimdi gelelim, sözde muhalif görünüp gerçekte bölücülük yapanlara. Bir kere kürt kelimesi, bir soyu, ırkı (kanı) değil; Arap, Fars ve Türklere yapılan bir yakıştırma sıfatından ibarettir. Kürt yakıştırma sıfatı ilk defa VII. Yüzyıl ortalarında Hz. Ömer’in İran üzerine düzenlediği sefer zamanında tarih kitaplarında, örneğin Taberî’de, geçmeye başladı ve ondan öncesinde hiçbir kaynakta kürt yakıştırma sıfatına rastlanmıyor. Taberî’de geçen kürt yakıştırma sıfatı da bir etnisiteyi değil; büyük olasılıkla kürtii kelimesinin değiştirilerek yazılmasıdır. Çünkü McDOWALL, Kurtii kelimesinin Partlar ve Selevkuslarda “paralı okçulara” verilen bir isim olduğunu, etnik anlam içermediğini belirtiyor. [10] Arap tarihçi Mesudî’nin “Murûc ez-Zeheb” adlı eserinde ise kürtlerin aslının Arap olduğu, sonradan dillerini Farsçayla değiştirdikleri [11] yazıyor. Ayrıca, Arapçada kürd kelimesi yerleşik olmayan ve Arapça konuşmayanlar için  “konargöçer” anlamında kullanıldı. Kaşgarlı Mahmut'un Divan-i Lügat-i it-Türk adlı sözlüğünde ise; kürt kelimesi, kayın ağacı ve türevleri anlamındadır ve zamanla, bir tür kütük gibi güçlü, küvetli dayanıklı insan anlamına dönüştü. 1596 yılında Şerefhan’ın Farsça yazdığı Şerefname'de ise kürt kelimesi, cesur, kahraman anlamındadır. Görüldüğü gibi, kelimenin tarihteki kullanımına bakıldığında, her üç dilde de aynı anlamda ve bir topluluğu gösteren ad olarak değil; her üç dilde de farklı anlamda şuna-buna karşı yakıştırma yollu bir sıfat olarak kullanıldı. Ayrıca Şerefhan’ın Farsça yazdığı Şerefname’yi, bölücüler kendi varlıklarına dair kanıt olarak kabul ederler. Doğaldır ki, bir halk/etnisite anlamında kürt ve dili varsa, Şerefhan, Şerefname’yi neden Farsça yazdı? Çünkü bölücülerin, iddia ettiği gibi kitap yazabilecek dilleri yok. Bir halk/etnisite olarak kürt olmadığı için kürtçe nasıl olsun. Büyük olasılıkla, Şerefhan Fars'tı…

 

Antropoloji ve arkeolojide durum, bölücüler için tam bir felakettir. Her şeyden önce, antropologların uzlaştığı bir “kürt” tipi yoktur. Arkeolojide ise bölücü stratejist tarihçilerden –ki aynı zamanda, Harvard Üniversitesi öğretim üyeliği yaptı- Mehrdad R. IZADY: “En küçük halkların bile dünya müzelerinde sanat eserleri sergilenirken; kürtlere ait hiçbir eserin, bir halı veya kilimin, hatta kırık bir ok uçunun bile yer almamasından.” [12] Şikâyet etmesi ve adeta tek bir arkeolojik kalıntının dâhi bulunamadığını itiraf etmesi, böyle bir etnisitenin olmadığını, sırf bölücülük için zorla tarihten gelen şuna-buna yakıştırma yollu bu yanlış adlandırma üzerinde ısrar edildiğini açığa vuruyor. Bir başka bölücü stratejistlerden Messoud FANY, antropologların uzlaşarak bir tip ortaya koyamadıklarını belirttikten sonra “Açıkça söylemek gerekirse kürt tarihi diye bir şey yoktur; bu adla anılan değişik aşiretlerin hareketlerini anlatan birçok hikâyeler bulunmaktadır.” [13] Şeklinde yazması, hem o ada özgü bir tarihin olmadığını, hem de birbirlerinden farklı aşiretlerin, kasıtlı aynı adla ve yanlış adlandırılarak bir tür toplama oluşturulduğunu gösteriyor. Bu bilimsel gerçeği, D. Ahsen BATUR da “Kürdoloji yalanları” adlı kitabında destekliyor. Bir Türk kalıntısı olan Elegeş kitabesindeki “ben kürd elinin beyiydim…” [14] Okumasını kabul etmiyor…

 

Göktürk yazı düzeninde, çoğu sessizlerin kalın veya ince ünlülerle okunacağını gösteren şekilleri vardır; ayrıca ünlüler genellikle yazılmaz. (A, e); (ı, i); (o, u); (ö, ü) yazıları aynı işaretle gösterilir, önünde veya arkasında bulunan sessiz yazıya göre nasıl okunacağı belirlenir. Sesliler özellikle ortada çok zaman yazılmazlar; a/e sesini karşılayan işaret kelime başında genellikle yazılmaz. Sonda ise, birleşik yazımlar dışında bütün sesler yazılır…

 

Elegeş anıtındaki K?rtlKN [15] şeklinde yazı çevrimi yapılan harfler grubunda iki kelime bulunduğu açıktır. Burada soru işaretiyle verdiğimiz harfin, ö mü yoksa ü mü şeklinde nasıl ayırt edilebileceğine dikkat çekmek istedik. Söz konusu kelimede son iki harf kalındır. Önceki harflerin tümü ise incedir. Bir kelime hem ince, hem de kalın olamayacağı için bu harfler grubunda iki kelime olduğu kesindir. Sondaki kalın olan kelime üzerinde tereddüt yoktur. Bu kelime ‘kan’ , yani bizim lehçemizdeki ‘han’ sözüdür. Sorun birinci kelimededir…

 

Birinci kelime için şu alternatif okumalar mümkündür: kört(e)l, kört(ü)l, kör(e)t(e)l, kör(e)tl(e), körtl(e), kürt(e)l, kürt(ü)l, kür(e)t(e)l, kür(e)tl(e), kürtl(e)…

Seçeneklerde bulunan parantez içindeki ünlüler anıtta yazıyla gösterilmedi. Anıttaki söz konusu satır hakkında başlıca üç farklı düşünce var:

1. “Men Körtül Kan Alp Urungu” (Ben kuvvetli Kağan Alp Urungu): Bu düşünceyi destekleyenlerin başında Erk YURTSEVER gelmektedir. YURTSEVER; Orkun ve Yenisey (Elegeş) Yazıtlarını bizzat yerinde inceleyerek bu sonuca varan bir araştırmacıdır.

2. “Men Kürt İl Kan Alp Urungu” (Ben Kürt Kağanı Alp Urungu): Bu düşünceyi ise Prof. Dr. Hüseyin Namık ORKUN ortaya attı.

3. “Men körtle Kan Alp Urungu” (Ben Güzel Kağan Alp Urungu): Bu düşünce de Prof. Dr. Talat TEKİN’e ait –ki kendisiyle aynı düşüncedeyiz. TEKİN, bu yazıtları “Körtle Kan Yazıtları” olarak adlandırır…

 

Peki; doğru olanı nasıl bulacağız? Bunun yolu şudur: O metnin bulunduğu lehçe (burada söz konusu olan Göktürkçedir) incelenir, doğru olduğu varsayılan kelime başka metinlerde de geçmelidir. Kelime, sadece o lehçede değil, onun devamı olan lehçelerde de bulunmalıdır. Ayrıca doğru olan kelimenin bir etimolojisi ve çözülebilir bir yapısı olmalıdır. Ana hareket noktası budur. Konu dil bilimi açısından önemlimdir ve daha da ayrıntıları vardır…

 

Seçenekler arasındaki “körtle” biçimi doğruluğu makuldür; çünkü yalnızca bu kelime hem Göktürkçede, hem de Uygurcada geçmektedir. Kelime, Uygurcanın çok yaygın bir kelimesidir ve “güzel” anlamına gelmektedir. Diğer kelimeler Elegeş yazıtının bağlı olduğu Göktürkçede ve onun devamı olan Uygurcada geçmemektedir…

 

Bölücü stratejist tarihçilerden Bazil NİKİTİN, antropolojide, bilim insanlarının ortak bir kürt tipinde uzlaşmadığını şöyle yazıyor: "Tarih ve dilbilim alanında yaptığımız bu gezi, henüz birçok noktayı karanlıkta bırakıyor ve kürdlerin kökenleri üzerinde ancak bazı varsayımlar öne sürmemize imkân veriyorsa; Antropoloji de bize bu konuda fazla yardımcı olmayacaktır. Gerçekten kürdlerin antropolojik bakımdan sınıflandırılmasına ancak son zamanlarda girişilmiştir. Stolze'nin resimlerini çektiği doğu kürdlerinin hepsi; bölgelerindeki İran halkıyla tam bir benzerlik taşıyan, esmer ve son derece brakisefal tipler olarak görünüyorlardı. Von LUSCHAN'ın Nemrut ve Zincirli yöresinde, antropolojik yönden titizce incelediği batı Kürtleri ise bambaşkadırlar. Bunlar arasında, hayli büyük oranda sarışın ve dolikosefal (endeksi 74-76 arasında) tipler vardır. Von LUSCHAN'ın bu gözlemlerinden çıkardığı sonuç şudur: [Kürtler başlangıçta mavi gözlü ve dolikosefal bir kavimdiler.] O şekilde ki bunlar arasında ve bazı bölgelerde esmer ve brakisefal unsurların ortaya çıkmasının Türklerle, Ermenilerle ya da İranlılarla bir kaynaşmanın sonucu olması gerekir." [16]

 

Evet; Anadolu’da kafatası ve canlı vücutlar ölçüldü; bulunan sonuçların ekseri özelliği brakisefal. Doğu ve güney doğu Anadolu bölgesine gidildikçe, brakisefal çoğunlukta kalmak üzere azalırken dolikosefal az da olsa artmaktadır. Örneğin batıda dolikosefal tip % 6,35 iken, brakisefal tip % 77,2; doğuda ise dolikosefal tip % 10,31 iken brakisefal tip % 61,99. Ayrıca mezosefal tipler, dolikosefal tiplerden daha fazla; bu da karışımı gösterir. [17] Farslılar dolikosefal olduğuna göre, Von LUSCHAN’ın gözlem sonuçları, 1514 Çaldıran savaşındaki Türklerin İran'a; Fars Sünnilerin Türkiye'ye yerleşmesinin sonuçları olabilir. Sonuçta, İran’la 1639'da sınırımız sabitlendiğinden; az da olsa diğer özellik karşı coğrafyada gözükür; önemli olan oran karşılaştırmasıdır. Belli ki yukarıda Von LUSCHAN’dan çarpıtarak alıntı yapan NİKİTİN, ender görülen tipi, diğer özelliklerdeki tiplerle oran karşılaştırmasını vermeden, genel özellik gibi göstermeye çalıştı…

 

Antropolog Eugene PİTTARD'ın, 1926 yılında yayınladığı soy ve tarih adlı eserinde, kendini kürt sananların brakisefal olduğu yazılıdır. Doğal olarak bu durum, kürtlerin Türk tipi olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. Ayrıca, Eugene PİTTARD’a göre sarışın mavi gözlü dolikosefal kuramı tam bir hayal…[18]

 

Tabii biz, askeri stretejist olan ve yerinde ölçüm yapmayan Bazil NİKİTİN’in, iki farklı halktan gördüğü “resimleri ve titizce ölçümleri” ciddiye almayacağız. Bilimin ışığında, yerinde ölçülerek elde edilen somut bulguları değerlendireceğiz…

 

Görüldüğü gibi antropoloji alanında, bölücüler hakkında, kafaları karıştıracak birbirine zıt oldukça farklı düşünen bilim insanları vardır. Oysa bu durum var olan gerçek halklar için söz konusu değildir. Bilim insanlarının, bu konuda uzlaşarak ortak tek, evrensel bir gerçeği gösterememelerinin nedeni; bir kısmının bilim haysiyetiyle yazması ve bölücülüğe bulaşmamaları (eserlerinde, olmayan ve yakıştırılan kürt sıfatına yer vermemeleri); diğer kısmının da bilim kimliğini öne çıkararak, sömürgeci amaçlarda kullanmak için sonuçları ters-yüz etmesi ve şundan bundan toplayarak sahte bir halk yaratma girişiminden kaynaklanmaktadır…

 

Antropoloji, arkeoloji, dil ve tarih bilimlerine göre “kürt” diye bir şeyin varlığı kanıtlanamadığından; öyleyse kim bunlar diye bir soru sorulabilir. Kürt, bir halk, etnisite değil; tarih içinde ulaşım zorluğundan dolayı aynı ırktan geldikleri toplumlarına yabancılaşan kopuk ve savruklara yakıştırılan bir addır. Antropoloji, arkeoloji, dil ve tarih bilimlerini aynı anda ve birbiriyle uyumlu tek bir bütün gibi değerlendirdiğimizde bu gerçek ortadadır. Öyleyse, somut tarih verilerine dayanarak, doğru kültür ve eğitimle, Arap olan Araplığını, Fars olan Farslığını, Türk olan da Türklüğünü öğrenmelidir. Yani; asıllarına rücu etmelidirler…

 

Bu gerçekleri, bilim insanı haysiyetiyle ve tarihi görevimizi yerine getirmek için yazıyoruz. Bölücülerin anadil dediği ve eğitim görmemişlerin konuştuğu bir şeyi, dil, şive, ağız, lehçe kabul edenlerin tamamı kaçınılmaz olarak bölücülüğe hizmet etmektedir. Buna dikkat edelim. Çünkü amaç bunu her yerde konuşulan ölçülü bir dil haline getirmektir. O nedenle, 4 üniversitede bölücü ağzı ve edebiyatı bölümü açıldı. Hurafeci AKP’nin çıkardığı, bomba paket yasalarıyla, bölücü ağzıyla eğitim veren kurslar açılması serbest hâle getirildi. Tekrar ediyorum, tarih içinde, var olan gerçek dilleri, yanlış konuşan cahillerin konuştuğu şey; gerçek bir dil gibi öğretilemez. Devletin görevi, var olan gerçek dilleri doğru öğretmektir…

 

Tarih biliminden yoksun, TGB gibi çakma muhaliflerin; taşıdıkları “Türk-kürt kardeştir, Amerika kalleştir” pankartını, hem Türkçe hem de olmayan bölücü ağzıyla yazmaları, yukarıdaki maddi gerçeklere aykırıdır ve hurafeci AKP’nin bölücülük çalışmalarına meşruluk kazandırmaktadır…

 

Bölücülüğü meşrulaştıran muhaliflerle iktidarın, sömürgeciler tarafından birbirlerine nasıl benzetildiğini, aşağıdaki alıntılar iyi birer örnek olarak gösterecektir. Gezi parkı eylemlerini PERİNÇEK, Aydınlık gazetesinde şöyle yazdı:

"MHP’li ve BDP’li birbirinin yürek çarpışını duydu; Türkiye’de 100’ün üzerinde kent ve kasaba meydanlarında, MHP ve BDP’li yurttaşlar aynı amaçlarla bir araya geldiler."[19]

 

Şimdi; BDP'nin kesinlikle bölücülerin siyasetini yaptığını biliyoruz. Yazıda ifade edildiği gibi, bölücü BDP’lilerle MHP'lilerin ilişkisi kurulduysa, o MHP'lilerde de sorun var demektir. Ve ayrıca, böyle bir yakınlaşma varsa ve bu yakınlaşmadan işkillenmeyip bunun Türkiye'nin yararına olabileceğini savunan bir anlayış; tam deyim yerindeyse "Yine onlar gibi, hainin daniskasıdır."

 

Yine Genel Başkanlığını Doğu PERİNÇEK’in yaptığı İşçi Partisi’nin, sözde “MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK BİLDİRİSİ”ndeki 7. maddeye dikkat edersek, eleştirilerimizde ne kadar haklı olduğumuz anlaşılacaktır. Aynen şöyle yazıyor:

“… Bütün Türkiye halkının fedakâr mücadelesiyle kazanılan, yurttaşların her alanda eşitliğini, Kürtçe öğrenme ve Kürtçe yayın gibi demokratik hakları hukuki güvence altına almak ve fiilen hayata geçirmek, bir kamu görevi olmak yanında yurttaş sorumluluğudur.”[20]

 

Ey PERİNÇEK; OBAMA’nın Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmada: “Kürtçe öğretimi ve Kürtçe yayın konusundaki yasakları kaldırdınız. Bütün dünya, Kürtçe yayın yapan yeni devlet kanalıyla verilen önemli mesajı saygıyla not etti.” demesinin, sizce bir anlamı yok mu? Nasıl oluyor da, Ameri-kanın başkanıyla güya buna karşı olan sözde siz muhalif; benzer şeyleri ifade ediyorsunuz…

 

Aynı ırktan geldikleri toplumlarına yabancılaşan kopuk ve savrukların; ne dilleri var ne de kalıntıları. Üstelik sömürgeciler, son iki yüz yıldır, en çok buna uğraşmasına ve pek çok "özel etki görevlisini" finanse ermesine rağmen, bilimsel, dişe dokunur "tek bir şey" bile ortaya koyamadı. Şimdi bunu, içerdeki devşirmeleriyle inşa etmeye uğraşıyorlar. Bir kısım sersem muhalifi de, bu konuda kullanıyorlar…

 

Antropoloji, arkeoloji, dil, tarih bilimlerinin verileri, uyumlu bir bütün olarak değerlendirildiğinde görülüyor ki kürt diye bir halk, etnisite yoktur. Siyasi rant için, bölücülükte kullanılan taban, derin dil ve tarih bilgisinden yoksun olduğundan; yabancılaşma psikolojik bozukluğunu etnisite (küçük kök) sanıyor... Özellikle silah kullanan bölücülerin, bu yabancılaşma hastalığından kurtulmaları için, klinikte, uzun süre tedavi görmeleri gerekir. Devlet de, ilgili yerde; doğru, gerçek tarihi bilgi ve bulgular ışığında; eğitim ve kültür hizmeti vermelidir...

 

Milletimiz, hurafeci AKP’nin, dil üzerinden kurumlaştırdığı ve vergilerimizle finanse ettiği bölücülüğü görmelidir ve gereğini yapmalıdır. Hurafeci AKP’nin tüm bu bölücü icraatlarını tersine çevirmemiz için, kaybedecek bir saniyemiz bile yok. Her geçen zaman aleyhimize işliyor; yarın yarın diyerek beklemeye devam edersek geç kalmış olacağız…

 

Deniz KAÇAĞAN

 

Kaynak:

[1] http://www.odatv.com/n.php?n=kilicdaroglunun-rakibi-baykal-degil-ocalandir-1706111200

[2] http://www.gercekgundem.com/?com=all&p=417044

[3] http://www.gercekgundem.com/?p=460822&com=all

[4] http://www.haberler.com/chp-den-tunceli-nin-isminin-dersim-olarak-5086925-haberi/

[5] http://www.radikal.com.tr/turkiye/baris_icin_demokrasi_baris_icin_111_imza-1132365

[6] http://www.odatv.com/n.php?n=onerisi-kabul-olursa-ocalan-disari-cikacak-mi--2701141200

[7] http://www.radikal.com.tr/politika/chpde_baris_bildiri_tartismasi-1132720

[8] http://www.facebook.com/oku.davet.et/photos/pb.127560800624356.-2207520000.1393604446./588926167821148

[9] http://www.facebook.com/photo.php?v=640602649320166

[10] David McDOWALL – Modern kürt tarihi; sayfa 31

[11] Mesudi – Murûc ez-Zeheb; sayfa 294-295

[12] Mehrdad R. IZADY – Kürtler; sayfa 13

[13] D. Ahsen BATUR – Kürdoloji yalanları; Selenge yayınları; sayfa 63

[14] a. g. e. Sayfa 84

[15] Büyük harf yazımı, anıtlardaki işaretin kalın seslilerle okunduğunu; küçük harf yazımı da ince seslilerle okunduğunu ayırt etmek için günümüzde bazı yayınlarda kullanılır…

[16] Bazil NİKİTİN – kürtler; sayfa 48-49

[17] Dr. Afet İNAN – Türkiye halkının antropolojik karakterleri ve Türkiye tarihi; Türk Tarih kurumu basımevi; Ankara; 1947; sayfa: 127

[18] Eugene PİTTARD – Race and history; 1926

[19] http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/dogu-perincek/22153-taksim-kizilay-gundogdu-turkiyeyi-birlestiriyor.html

[20] http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=4444



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI