Bugun...
Tavizkâr dış politikanın ülke yıkımına etkileri


Deniz KAÇAĞAN
a.kararli@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 13-10-2015 20:07
     

İran'ın şu an kullanıma hazır 2000 (iki bin) KM menzilli füzeleri var. İran bu füzelerle değil Avrupa'yı; Bulgaristan ve Yunanistan'ın doğu kısımlarını ancak vurabilir. Bunun dışında İran, yakın zamanda 5000 (beş bin) KM menzilli füze yapmayı amaçlıyor; İran bu füzeyi yapsa bile Amerika'yı vurması mümkün değil. Ayrıca, Malatya/Kürecik'e kurulan radar, konumundan dolayı Rusya füzelerinden Avrupa ve Amerika'yı koruyamaz. Geriye tek seçenek kalıyor; Malatya/Kürecik'teki radar, İsrail'i İran füzelerinden koruyor.

 

Radar; topladığı bilgileri Almanya'daki NATO karargâhına gönderip oradan vur emri gelirse; Kıbrıs Türk Cumhuriyeti doğu açıklarında dolaşan Akdeniz'deki Ameri-kan gemileri füzeleri ateşleyecek. Ameri-kanın, Akdeniz'e girmesini kabullenemeyen Rusya; Suriye bahanesiyle Akdeniz'e 2 gemi soktu. Oysa Türkiye, Akdeniz'de en uzun kıyısı bulunan ülke olmasına karşın; Akdeniz'de varlık gösteremediği gibi; Amerika ve Rusya'yı Akdeniz'e sokma körlüğünü yaptı. Bırakın Amerika Rusya'yı, Akdeniz'de kıyısı olmayan İran'ın bile Akdeniz'de bir gemisi var...

 

Akdeniz'deki kayıplarımız sadece yabancı unsurların Akdeniz'e sokulması değil; Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye alınmasıyla, AB ilişkilerini gözden geçirmeyen AKP; bir tür Kıbrıs'ı bütün olarak tanıdı ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden vazgeçti...

 

Sonuç olarak AKP, füze kalkanıyla hem İsrail'i İran'dan koruyor; hem de NATO'nun görevleri arasında olmayan bir işe aracılık ediyor. Tabii bir de bölücü anayasayı ve Suriye'yi bölme çalışmalarını bunlara eklerseniz; İsrail'in güvenliği ve bölgenin her türlü sömürülmesinin tüm dış politikayı nasıl etkilediğini ve sömürgecilerin ne kadar yol aldıklarını rahatlıkla göreceksiniz.[1], [2]

 

Bunları yazdığımızda, hurafeci AKP seçmeni: “AKP'ye oy vermesek, kime oy vereceğiz; oy verecek parti mi var” diyorlar. Yetkilendirmedikleri partiyi, yapmadığı suçlardan peşin hükümle itham ediyorlar. Oysa; olan farklı bir şeydir; olması muhtemel olan farklı bir şey. Olması muhtemel olan şey, olmuş gibi düşünülemez. Olması muhtemel olan, olmayabilir de. Somut gerçekleşenle varsayım; apayrı şeylerdir. Somut gerçekleşen, gerçekleşmiştir; ancak geleceğe yönelik varsayım, sonsuz olasılıklar içerisinden sadece bir tanesidir. Yani gerçekleşme olasılığı, neredeyse yok hükmündedir. Bir somut gerçekleşenler var; bir de soyut, beklenti ve temenniler var. AKP tabanı, işte bu olanlarla (gerçekleşenler) olmasını istediklerini (beklentilerini) ayırt edemiyorlar. Geleceği, olanlar belirler; olanlar olacakların garantisidir. Geleceğe yönelik doğrusal denklem, beklentilerle değil; olanlara bakarak olacakları öngörme sanatıdır...

 

İsrail’in güvenliği ve bölgenin her türlü sömürülmesi için, Ameri-kanın Irak işgaline verdiği destekle ve bölücü BARZANİ’yle yapılmaya çalışılan enerji anlaşmasıyla AKP; hem kürdistanın kurulmasına katkı sağlıyor hem de tanıdığını ilan ediyor. Bu hukuk dışı girişimlerin bir benzeri olarak; Hakan FİDAN, Tayyip'in danışmanı sıfatıyla; Oslo'da PKK'yla görüşüp anlaşma imzalamadı mı? Ve bu anlaşma, zamanını beklemek üzere, hakem devletin arşivine kaldırılmadı mı? Bunun devamı ve gereği olarak, AKP, ne mutlu Türk'üm diyene yazısını silip; bölücülerin istediği yerlere Ermeni adları vermesini sağlamadı mı? 135 bin KM kare alan, 8 milyon vatandaşımız; PKK'ya bırakılmadı mı? Güvenlikçiler sokaklardan çekildi. 16 Kasım 2013 tarihinde BARZANİ; Diyarbakır'da, kürdistana hoş geldin diye PKK paçavralarıyla karşılanmadı mı? Yine kürdistanın kurulup yayılması için; Suriye'deki bölücüler desteklenmiyor mu? Ve tabii işin en önemli kısmı, bölücü anayasa; sömürgecilerin aparatı ÖCALAN'la yapılmıyor mu? 4+4+4 eğitim sisteminin, ikinci 4'ün birinci sınıfından itibaren; bölücü ağzı seçmeli ders olarak konulmadı mı. AKP'nin bölücülükleri yazmakla bitmez; AKP, PKK'dan daha fazla bölücüdür. Bunu bizzat, AKP Diyarbakır milletvekili Galip ENSARİOĞLU itiraf etti. Dedi ki: "PKK hükumet olsa; bu kadarını yapamazdı."

 

KCK davasında, büyük kürdistanın kuruluşunu organizede MİT'in dahli olduğu anlaşılınca; sorgulanmak üzere Hakan FİDAN ifadeye çağırıldı. AKP'liler de hemen bir gecede: "Başbakanın görevlendirdiği kişiler, başbakanın izni olmadan sorgulanamaz" kanununu çıkararak; korkak bir suçlu gibi ifade vermekten Hakan FİDAN'ı kaçırdılar. Böyle hukuk devleti olur mu? Bu mu ileri demokrasi? İstediğin suçu işle, sonra hukuk işini (sorgulama [savcı], savunma [avukat], yargı [hakim]) yürütmenin başı başbakan yapsın. Hükumetin görevi yasamadır yasama…

 

Ortaya çıkan kısmı, 120 milyar Euro’nun üzerinde olan yolsuzluk ve rüşvet skandalında AKP’liler: "Durun hele, bu hırsızlıkları, soygunları AKP'li bakan ve vekiller yaptı mı?" deyip; savcının ve kolluk kuvvetlerinin görevlerini yapabilmeleri için önlerini açıp kolaylık sağlayacaklarına; hükumet gücünü kullanarak, bir suçlu gibi yine korkakça hareket ediyorlar. Savcıları görevden aldırmayla yetinmeyen AKP’nin, anayasa komisyonu başkanı Prof. Dr. Burhan KUZU’nun 2014 yılına girdiğimiz günlerde itiraf ettiği gibi: “700’e yakın emniyet mensubunun yerinin değiştirilmesi durup dururken olmamıştır.” diyerek; çoğu mali şubeden emniyet amiri güvenlik görevlilerinin yerlerini değiştirmeleri, işledikleri suçlardan yırtmaya çalışmak değil de nedir. Ayrıca savcılığa bağlı olan adli kolluk kuvvetlerinin, suçluluk telaşıyla hemen alınıp valiye bağlanmak istenmesi ve sonrasında Yargıtay kanununun değiştirileceğinin işaretlerinin verilmesi tam bir hukuk rezaletidir. Bu durumla iyice açığa çıktı ki, ülkemizi keyiflerine göre; hallaç pamuğu gibi atıyorlar. Artık hukuksuzluk; bodoslama, göstere göstere olmaya başladı...

 

Hurafeci AKP'lilerin çoğu, kendi yaptıkları hırsızlıklardan, soygunlardan şikâyet edeceklerine; yargı ve emniyetteki fetiş fetonun adamlarından şikâyet ediyorlar. İyi de; bu adamlar oraya gökten zembille mi indi? Ülkemizi, 11 yıldır kim yönetiyor? Hükumet kim? Daha; 24 Kasım 2013 tarihinde Tayyip, Rusya dönüşü yaptığı açıklamada: “Eğer cemaat olarak değerlendirilecekse, cemaatin mensupları, en ileri gelenleri, bugüne kadar Tayyip ERDOĞAN’a ne getirdiler de Tayyip ERDOĞAN geri gönderdi? Üniversitelerin hazırlanması, üniversitelerin verilmesi ile ilgili adımlardan tutunuz da birçok faaliyete yönelik yapabileceğimiz ne varsa bunları yaptık. Benden geri dönen hiçbir şey yoktur. Buna Rabbim şahittir.” diyerek; bizzat kadrolaşmaya yardım ettiğini, katkı sağladığını itiraf etmedi mi? Ey hurafeci AKP'liler, şundan-bundan şikâyet edeceğinize; azıcık düşünüp özeleştiri yapın...

 

Bir de tutturdular, derin çeteler, paralel devlet lafı. Derin devlet için, herkesin çok iyi bir şekilde demokrasiyi içselleştirip; disiplinli hukuk yapısı içerisinde, her türlü denetimin olması gerekir. Derin devlet için, derin millet olması gerekir ki, cahil, çıkarcı veya kasıtlı çömezleri yetkilendirmesin. Oslo’daki PKK’yla yaptıkları görüşmelerde, bizzat bölücülerin istediği vali ve emniyet müdürlerini atadıklarını bölücülere söylemediler mi? Yine aynı görüşmelerde, bölücülere: “Memnun olmadığınız biri varsa söyleyin, görevden alırız” türünden geleceğe yönelik PKK’yla derin çete, paralel devlet yapılanmasına garanti vermediler mi? Yeni Şafak gazetesinde, Ali BAYRAMOĞLU’nun yazısından öğreniyoruz ki: “AKP, PKK’yle 8 kez anlaştı”[3] Evet; ülkemizde, iç içe, yan yana ve dikey olarak duruma göre değişen, üç derin çete, paralel devlet vardır. Ancak; bu derin çete, paralel devletler; bize ait ve milli değildir. Öyle olsaydı, işler buraya gelmezdi. Bu derin çete, paralel devletlerin ilk ikisi ülke genelinde yetkili ve etkili olmak üzere, üçüncüsü daha çok ülkemizin belli bir kısmında yetkili ve etkilidir.[4] Bu üç derin çete, paralel devletler; bazen birbiriyle tek bir bütün gibi hareket ederken, bazen ikili, bazen de tamamen tek başına hareket ediyorlar ancak; bu üç derin çete, paralel devletlerin nerde, ne zaman, neyi yapması gerektiğini sömürgeciler belirliyor. Yani; bu derin çete, paralel devletler, sömürgecilere mutlak bağımlı ve denetimdedirler. Bu üç derin çete, paralel devlet:

1- Hurafeci AKP

2- Hurafe fetişi cemaat

3- Bölücüler (PKK)

 

Hayır; şunu itiraf edemiyorlar: Sömürgecilerin denetiminde, Balyoz, Ergenekon ve Casusluk gibi operasyonlarla GLADYO’nun deşifre olan elemanlarını ve Genelkurmay'da gerekli bazı milli kişileri tasfiye edip GLADYO'yu güçlendirdik.[5] Aynı şekilde; 12 Eylül referandumuyla ve HSYK seçimleriyle işin yargı ayağını tamamladık. Bunu bize yaptırmalarına rağmen; şimdi bu GLADYO silahını bize doğrulttular...

 

Siyaseten yetkisi olmayan ancak, hurafecilikleri ortak olması nedeniyle bunları destekleyen bir hurafe sarhoşu; karalamalar çiziktirdiği köşesinde şu kadarını itiraf etti: “Ergenekon ve Balyoz bir yalandı… Gerçek bir operasyon değildi. Ilımlı İslamcıların önündeki engellerin kaldırılması ve sisteme enjekte edilmesine karşı çıkanların kontrol altına alınma operasyonu idi.”[6]

 

Yine aynı DİLİKARA, bir başka kâğıt parçasında itiraflarına şöyle devam etti: “Ergenekon ve Balyoz davası gibi davalar, gerçek anlamda bir derin devlet davası değil; uluslararası sistemin, İslamcıları sisteme entegre etme planına karşı çıkan sistemin söz dinlemeyen çocuklarına karşı yapılan bir caydırıcı baskı ve tedip (yola getirme) operasyonuydu.”[7]

 

Sömürgeciler, hiçbir elemanını sonsuza kadar kullanmaz; yıpranan, deşifre olan elemanlarını yenileriyle değiştirirler. Sömürgeciler, işlerini, devamlı şaşırttıkları değişik kitleler üzerinden gerçekleştirir ki, asla kesin kurtuluş çareleri bulunamasın. Önce bir kitleyi kullanırken, diğer kitlelerin de bilinçlerini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirerek zaman içinde geleceğe hazırlar ve onların da başına sömürgecilerin belirlediği bir kuklayı koyar. Sonra, vazgeçtiği eleman ve kitlesini devreden çıkarır; yedekte beklettiği ve zaman içinde bilinçlerini sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda şekillendirerek geleceğe hazırladığı kitleyi devreye sokar. Dolayısıyla, Çin’le yapılmak istenen uzun menzilli hava savunma sistemini; AB-D’nin, İran’a ambargo uygulamak isterken, AKP’nin bunu, Türkiye’nin nüfuzunu kullanarak, daha çok kişisel çıkarları yönünde ambargoyu delme girişimini de dikkate alırsak; yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında, şu soruları sormadan edemiyoruz:

“İsrail'in güvenliği ve bölgenin her türlü sömürülmesi için, mutlaka Türkiye'nin bölünmesi gerekiyor. Acaba sömürgeciler; AKP ve fetodan vazgeçip, Türkiye'yi, CHP'nin de içinde yer aldığı geniş katılımlı bir koalisyonla mı bölecekler? Sömürgecilerin başlattığı ve AKP'lilerle devam ettirdikleri Suriye'yi ve Türkiye'yi bölme hazırlığında; kesin sonuç almadan bu işi bırakacaklarını düşünmek bilgisizliktir. Sömürgeciler, her ne olursa olsun; 100 yıl da olsa, 200 yıl da olsa, 300 yıl da olsa; Suriye ve Türkiye'yi bölmeden asla vazgeçmeyeceklerdir. Sömürgecilerin politikaları süreklidir. Sömürgeciler, kitleleri devamlı sömürmek için, kitlelere sömürgecilerin istediği değişikliği yaptırarak (kitle olaya etkin, belirleyici özne olarak katıldığını sanarak rahatlatılır ve yanıltılır); alandaki uygulayıcı elemanlarını yenilemektedir. Dolayısıyla, sömürgecilerin yedek elemanları hep sırada bekletilmektedir. KILIÇDAROĞLU’yla CHP’ye bölücülerin doldurulması; yolsuzluk dosyalarıyla CHP'den ihraç edilen Vati-kan tasmalı SARIGÜL’ün[8] partiye alınması ve son zamanlarda AKP’liler gibi CHP’lilerin de Amerikalılarla içli-dışlı olması; bu kuşkularımızda haksız olamayacağımızı gösteriyor.”

 

Özetlersek; PKK'yla Oslo'da görüşülmemeliydi ve anlaşma uzlaşma yolları aranmamalıydı. Katiller, uyuşturucu tacirleri[9]; kamplarda kızlara tecavüz edenler ve hatta kendi muhalif militanlarını infaz edenler; yargılanıp hapislerde çürütülmeli. Siz; tüm bu rezillikleri yapanlarla, anlaşma, uzlaşma yolları ararsanız terör meşrulaşır; gelişir güçlenir. Eninde sonunda devletini kurar. Birileri de hâlâ: “Bu sorunun çözülmesini istemiyor musunuz” diye; ahmakça sorular soruyor. Sömürgecilerin bu çarpıtmaları, ülkemizde uygulanan psikolojik operasyonun parçalarıdır. 30 yılda 40 bin insanımızı öldürerek, toplumumuza, bıkkınlık ve yılgınlık duygularını yaşatmaya çalışan sömürgecilerin maşaları, ülkemizin milli çıkarlarını savunanları, çözümsüzlük yanlısı gibi göstererek hedef saptırmaktadır. Oysa yaşam; her varlık için sorundur ve yalnız ölülerin sorunu olmaz. Türkiye, varlığını devam ettirmek istiyorsa; sömürgecilerin ürettiği ve üreteceği her soruna hazır ve devamlı mücadele eder durumda olmalıdır. PKK, özne değil sömürgecilerin aparatıdır.  Evet; biz, tavizler verilerek sorunların çözülmesini değil; o sorunu üretenlerle, ısrarla, aralıksız mücadele edilmesini istiyoruz. Gerçek lider ülke; yorgunluk belirtisi göstermeden mücadele eder. Hem gelecekte, PKK sorunu bitirilmiş gibi yapılsa bile; AB-D tarafından başka sorunlar başlatılacak. Yani; yukarıda da okuduğunuz gibi, İsrail'in güvenliği ve bölgenin her türlü sömürülmesi için, AB-D’nin asıl hedefi, bölgede (23 ülkede) “Ebedi” istikrarsızlıktır. Bu gerçeklerden hareketle; AB-D’nin, PKK ve benzeri aparatlarıyla bölgede oluşturduğu istikrarsızlıkları ortadan kaldırıp; bölgeye kendi düzenimizi vermek istiyorsak; AB-D’yi ve tüm aparatlarını (parti, dernek, STK) bölgeden temizlemeliyiz…

 

Deniz KAÇAĞAN

 

Kaynak:

[1] M. Seymour HERSH – Plan B; The Newyorker dergisi; Haziran 2004

[2] Ralph PETERS - Kanlı sınırlar; Armed Forces Journal-AFJ dergisi; 2006

[3] Ali BAYRAMOĞLU - Hükumet ve süreç: Bir enstantane; 29 Haziran 2013; Yeni Şafak gazetesi

[4] Gültekin AVCI - 'Kürdistan'a iki kala; 30 Ocak 2014; Bugün gazetesi

[5] Fehmi KORU - Türkiye'nin önü açık; 1 Şubat 2008; Yeni Şafak gazetesi

[6] Abdurrahman DİLİPAK - Ava giden avlanır; 26 Aralık 2013; Yeni Akit gazetesi

[7] Abdurrahman DİLİPAK - Şimdi ne yapmalı; 1 Ocak 2014; Yeni Akit gazetesi

[8] http://www.facebook.com/media/set/?set=a.610366085677156

[9] Emniyet Genel Müdürlüğü Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TUBİM), 2013 Türkiye Uyuşturucu Raporu



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI