Bugun...
TEHDİT ORTAMINDAYIZ


Halil Konuşkan
halil_konuskan@ikincibolge.net
 
 
facebook-paylas
Tarih: 31-07-2016 00:00
     

İnsanlık tarihi insanlar ve toplumlar arasında mücadeleler ve savaşlar tarihidir. Bir devlet olarak teşkilatlanabilmiş olan toplumlar ne zaman birliklerinden doğan güçlerini tehlikeye düşürecek bir ortama girmişlerse işte o andan itibaren kendilerine yönelik dış tehdit oranı da yükselir.

Ne kadar birlikteyseniz, ayrışmamışsanız ve ordunuz ne kadar güçlüyse o kadar caydırıcılığınız var demektir. Eğer toplum olarak birlik-beraberliğiniz arızalandıysa, üstelik ordunuzda kan kaybı yaşıyorsa caydırıcılığınız da kalmamış demektir. Artık, terör örgütleri ve düşman ülkelerin saldırısına açık hale gelmiş olursunuz.

Meşhur İran devrimi ile birlikte dönemin güçlü İran ordusu baştan sona değiştirilmiş, kuvvetten düşmüştü. Bunu fırsat bilen Saddam Hüseyin batının da desteğini alarak İran’a savaş açtı. Gerçi sekiz yıl süren savaşın kazananı olmadı, ama İran ordusu eski gücünde olsaydı savaşın berabere bitmesi mümkün müydü?

Çin ile Japonya’nın güçlerini tarih boyunca test etsek, Çin devamlı üstün gelir. Ancak kendi iç barışı bozulan kocaman Çin’e saldıran Japonya Çin yüzölçümünün ülkenin üçte birini işgal altına alırken nüfusunun da yarısını esaret altına alabilmişti. Çin, bir yandan iç savaş yaşarken bir yandan da Japonya ile savaşıyordu.

Selçuklu ve Osmanlı Devletlerine karşı düzenlenen haçlı savaşlarının hep iç karışıklıklar anında veya içeriyi karıştırdıktan sonra yapıldığını unutmayalım.

Tarih kitaplarında daha yüzlerce benzeri örneğe ulaşabiliriz. Fazla söze hacet yoktur. Son darbe teşebbüsünden ordumuz büyük yara almıştır. Komuta kademesinde köklü değişikliklere gidilmektedir.

Şimdi, en çok ihtiyacımız olan milli birlik ve dayanışma içinde olmaktır.

Normal şartlar altında Türkiye’ye diş geçiremeyeceğini bilen özellikle Yunanistan ile Ermenistan zayıf halimizi anladığı andan itibaren aleyhimizde çalışmalara başlayacaklardır. Bölücü terör örgütü, ABD ve İngiltere gibi ülkelerde Türkiye’ye istediklerini kabul ettirememiş olduklarını anladıkları anda ülkemizi savaş hedefi haline getirebilirler.

Böyle olur veya olmaz, gaybı ancak Allah bilir. Ancak, biz “ya olursa?” sorusuna yönelik tedbirimizi almalıyız.

Alınacak en önemli tedbir, Türkiye’nin iç barışını tesis etmektir. Bu safhada hükümet ve muhalefet partilerinin liderlerine büyük iş düşüyor.

Bir an önce küçük hesaplar masadan kaldırılmalı, OHAL uygulamalarında haksızlığa mahal verilmemeli, kurunun yanında yaş yakılmamalı, toplumun bütün kesimleri ile milli birlik şuuru ile dayanışma içerisinde bulunulmalı, siyasi rekabette mevzi kazanmak için iftira-yıldırma politikalarına meyledilmemelidir.

Cumhurbaşkanının üç siyasi lideri ağırlaması, açmış olduğu davalardan vazgeçmesi olumlu adımlardır. Eğer birlik-beraberlik söylemleri bir propaganda söylemi değilse, uygulamalarda bazı gariplikler görülmektedir. Cumhurbaşkanı insanları demokrasi nöbetine çağırıyor. Normal şartlarda bu nöbetlere toplumun bütün kesimleri katılmalı, katılım iktidarın değil milletin katılımı olmaldır. Ancak meydanlarda yapılan konuşmalar Cumhurbaşkanını ve iktidarı yüceltici konuşmalar halinde seyrediyor, onbeş dakikada bir dombıradan uyarlanma Cumhurbaşkanı marşı okunuyor. Oysa o meydanlara bütün toplumun katılması için ortak değer ve simgeler kullanılmalıdır.

MHP açısından da birlik ve beraberliği oluşturamayan bir politika görüyoruz. MHP tabanının Genel Merkez ve adaylar arasında bölündüğü bir ortam da MHP’nin meydanlara çıkması ne kadar kolay olabilir? Oysa parti içi muhalefet bir yana bırakılarak, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar ortak milli payda çerçevesinde meydanları doldurabilirlerdi. Böylece meydanlar daha renkli olurdu.

Türkiye önemli tehditler altındayken, sadece iktidar propagandasıyla milli birlik sağlanabilir mi, milliyetçi partinin parti içi muhalefeti dışladığı bir ortam da emperyalist saldırılara karşı sağlıklı mevzi alınabilir mi?

Bir saldırı olduğu zaman muhalefeti ve parti içi muhalefeti dışlanan hatta iftira temelli siyasi linç kampanyalarının olduğu bir dönemde kırık kalplerle mi ülkemizi savunacağız?

Buradan acizane bir çağrı yapıyoruz. Cumhurbaşkanı, hükümet ve muhalefet liderleri hem birbirlerine karşı hem de kendi içlerinde kuşatıcı bir tavır geliştirmelidirler. Bu sözümüz MHP muhalefeti içinde geçerlidir.

Bosna’ya saldıran komünist parti üyesi Sırplar komünist parti üyesi Boşnakları ayırt etmediler. Ülkemize dışarıdan yönelecek bir saldırı kimseyi ayırt etmeyecek, sadece işbirlikçilerine kartondan makamlar verecektir.

Kaybedecek ülkemiz yoktur, gidecek yerimizde yoktur. Bütün öncelikli hesaplar buna göre yapılmalıdır.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI