Bugun...
BARIŞ SÜRECİ ZİNCİRİNİN ESRARENGİZ HALKALARI SİLAHLANMA VE PARİS’TE ÜÇ KADIN CİNAYETİ - İbrahim ÇEVİK


İbrahim ÇEVİK
cevikibr@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 19-03-2014 13:49
     

İsviçre/Cenevre merkezli Smal Arms Survey’in raporunda dünyada yaklaşık yüzün üzerindeki ülkede binden fazla şirketin ürettiği 875 milyon hafif silahın dolaşımda olduğu bildiriliyor. Ve alıcılarının büyük bölümünün silahlı örgütler olduğu bu piyasanın toplam değerinin 8,5 milyar dolardan yüksek olduğu ilave ediliyor.

 

2012 yılında Türksam’da kaleme aldığımız bir yazıda: “Bu yılın ilk dokuz ayında 300 kg C-4 ve A-4 plastik patlayıcı ile yaklaşık 3 ton el yapımı patlayıcı ile çoğu Rus ve Alman yapımı olan 800 adet el bombasının ele geçirildiğine değinmiştik. Devamında, “sadece bu miktar bile PKK’nın dünyanın eylem gücü en yüksek birkaç örgütünün arasında sayılması için yeterlidir.” demiştik

 

Söz konusu tarihte PKK Şemdinli’de alan hakimiyetini ele geçirmiş ve baştan beri kullandığı saldırı taktiği olan vur-kaç’ı terk edip TSK ile günler süren cephe savaşına girmekteydi. Terörist kadro sayısında, saldırı yeteneğinde ve silah ve mühimmat gücünde o güne kadar görülmedik bir düzeye eriştiğine tanık olmuştuk. İleride basına yansıyacak İmralı tutanaklarında ÖCALAN, şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var sözleriyle örgütün ulaştığı terörist sayısının büyüklüğünü açıklacaktı. Onun sözlerinden yola çıkarak toplamı 100 bin kişilik iyi donanımlı bir PKK gücü bölgenin tüm ülkeleriyle çatışabilecek hale gelmişti. Bu arada taktik nedenle değinilmeyen Türkiye’deki terörist sayısını hiç olmazsa 5 bin olarak bu toplama ilave edelim.

 

Yine o günlerde Türksam’da diyordik ki; Rus yapımı SA-7’ye (karadan havaya füze), doçka’ya sahip olduğu için TSK, terör örgütü karşısında öncesine oranla çok daha dikkatli olmak zorunda. Bir diğer alarme edici bilgideyse, Small Arms Survey, PKK’nın 2008 yılından sonra güdümlü hafif silahlara sahip olduğunu, terör örgütünün elinde stinger füzesi ile anti-tank güdümlü silahı (ATGW) bulunduğunu öne sürmekteydi.

 

 

 

Terör örgütünün silahlı gücündeki yükseliş bir yandan özgüvene dayalı açıklamaları diğer yandan da o güne kadar işitmediğimiz ciddi boyuttaki tehditleri ortaya koydu. Örgütün tepesindekiler devrimci halk savaşının zamanı olduğu tehdidiyle artık kaçan değil kovalayan taraf olduklarını iddia ediyorlardı.

 

İmkân ve kabiliyetindeki yükseliş PKK’ya alışıldığın çok üzerinde bir maliyet getirdi ve o da mevcut olandan çok daha fazla gelir elde etmenin yollarına başvurdu. 1990’larda işine çok yarayan uyuşturucudan para kazanmak bunun en uygun yoluydu. Türkiye’nin politik karar vericileriyle yok ateş-kes, yok barış süreciydi diyerek oyalama, aldatma yoluyla ele geçirdiği alanlar esrar yetiştirilmesi için çok uygundu. Amanoslar’ın dağ köylerinde, Diyarbakır’ın Lice, Hani, Hazro ve Bingöl’ün Kulp ilçesinde binlerce dönüm arazide hint keneviri yetiştirilmesini sağladı. Ancak nasıl olduysa askerin ülke güvenliği konusunda ürkek, iktidar hırsından yanıp tutuşan politikacılarını ikna etmesi sonucu bu alanlarda imha operasyonları yapıldı. Gazetelerde yer verilen bilgilerden operasyonun bilançosu milyonlarca kök hint keneviri, yüzlerce kilo eroin, ton hesabıyla miktarı belirlenen toz ve kubar olmak üzere esrardı. Bu miktardaki uyuşturucunun Avrupa’ya nakli halinde ulaşacağı rakamlar aklın anlayış sınırlarını zorlayacağı için biz sadece bulunduğu yerdeki toplam fiyatına baktığımızda bile hayretler içerisinde kaldık. İlgililerin açıklamalarına göre PKK’nın yaklaşık 5 milyar liralık bir geliri kesilmişti.

 

Güvenlik güçleri PKK’nın 2011 yılında bu şekilde uyuşturucudan elde ettiği paranın 50 milyon lira civarında olduğunu belirttiler. Bunun dışında Kandil’e göndermek için uygun zamanı beklemek üzere toprağa gömerek sakladıkları paranın miktarının da muazzam olduğunu öğreniyoruz. Kırsaldaki teröristlerin tespit edilen bir konuşmalarında: “Arkadaşlar yanına alıyor, illa yanlarında tutacaklar, yerin altına saklıyorlar sonrasında koruyamıyorlar, gönderemiyorlar. Biraz daha pratik bir tedbir alın. Tamam mı? Bak arkadaş açık söyleyeyim. 2,5 trilyon hepsi yanmış, gitmiş.” diyerek gerçeği ortaya koydular. (1)

 

Uyuşturucu gelirindeki artış, silahlanma girişimlerindeki yoğunluk PKK’nın yurt dışındaki, özellikle de Fransa’daki örgütünde fazla mesaiye neden oldu. PKK’nın Avrupa sorumlusu Ali Rıza ALTUN ile birlikte siyasetten, dış ilişkilerden sorumlu birçok terörist, uyuşturucu parasını yasal sisteme sokarken suçüstü yakalandılar. Fransa, adli ve polisiye soruşturma sürecini başlattı. Sonuçta PKK’nın narko-terör kanadı son derece zor durumda kaldı. Faaliyeti yürüten örgüt birimi, elde bulunan narko-dolarlar, bu paraları yasal sisteme dahil etme çalışmaları hepsi sorşturmaya konu oldular. Fransız baskısı PKK açısından son derece kötü bir zamana rastladı. Ali Rıza ALTUN, bütün baskılara direnerek Kandil’e dönmeyi bir süre ret etti. PKK, zincirin zayıf halkasını tespit edememenin sancısı içerisinde kıvranıp durdu.

 

PKK’da meydana gelen patlak sayısı o kadar çoktu ki yama yetişmiyordu. Wikileaks sayesinde bölücü teröristlerin silahlanmaları konusunda bir başka gerçeği öğrendik. 2010 yılında ABD’nin Madrit Büyükelçiliği’nden merkeze gönderilen bir mesajda,  Ulusal Mahkeme Savcısı Jose Pepe GRINDA, Rus mafyası ile PKK arasındaki silah ilişkisine ait son derece net bilgiler veriyordu. (2) İspanya’da faaliyette bulunan ve Avrasya Mafyası (Eurasia mafia) adını verdikleri Rus mafyasının bulaştığı organize suçları bir bir sıralıyordu. Avrasya mafyasına yapılan Avispa Operasyonu’yla organize suç örgütünün üyelerinin yakalanıp cezaevine konulduklarını bildiriyordu. Avrasya mafyasının elebaşı olan Zakhar KALASHOV hakkında söyledikleri bizim açımızdan son derece önemliydi. Gürcistan doğumlu Rus vatandaşı olan adı geçenin Rus gizli servisinin sevk ve idaresi altında Türkiye’de Kürtlere (PKK’yı kast ediyor) silah satışı yaptığını anlatıyordu. Hakkında ortaya atılan diğer bilgilerdeyse, KALASHOV’un Rusya’da bir numara olan Aslan USOYAN’ın (dadHassan) adamı olduğu belirtiliyordu.

 

Dışarıdan bakan biri için ortalığın yatışmış gibi göründüğü ancak gerçekte PKK’nın narko-dolarlarının, uluslararası silah kaçakçılarıyla ilişkilerinin ortaya çıkmasından dolayı kazan hep kaynamaktaydı. Bu sırada karmaşayı daha da arttıran olay yaşandı. Örgütün görevlendirmesiyle Paris’te bulunan Sakine POLAT (CANSIZ), beraberinde bulunan örgüt içerisinde önemli konumlarda bulunan Fidan DOĞAN ve Leyla SÖYLEMEZ ile birlikte PKK derneğinde son derece profesyonelce öldürüldüler.

 

Bilmeyenler için derneğin bulunduğu Gare du Nord adıyla anılan semt ve sokak tümüyle PKK’nın kontolü altındadır. Aynı zamanda Fransız polisi de kameralarla her noktayı izlemektedir. Derneğe istenmeyen veya tanınmayan birinin girip çıkması mümkün değildir. Örgütün hiçbir zaman delinmesine izin vermediği güvenlik önlemleri çerçevesinde üst düzey yöneticiler korumasız bırakılmaz. Dernek de aynı şekilde hiçbir zaman boş bırakılmaz.

 

Cinayetlerden hemen sonra Kendal NEZAN’ın (Paris Kürt Enstitüsü’nün başında bulunuyor) yaptığı açıklama bazı noktalara dikkatleri çekiyordu. Cinayetlerden PKK’nın tanıdıklarının sorumlu olabileceğini söylüyordu. Bu açıklama PKK’nın gazap dolu karşı bir açıklamasıyla ret edildi. Terör örgütü kendisinin dışında kalan Türkiye ve Türkiye’deki bütün kuruluşları cinayetten sorumlu tuttu. Hatta Fransa’yı bile suçladı. Esasında bu konuda pek haksız olduğu da söylenemez. Sonuçta ona göre bir tek temiz olan taraf vardı o da PKK’dıydı. Türk basınının bir bölümü terör örgütüyle söz birliği ederek üç kadının cinayetinin özellikle de Sakine POLAT’ın sürece darbe vurmak isteyenlerce azmettirildiği ve işlendiği öne sürüldü. PKK’nın artan silah ihtiyacı için uluslararası organize suç örgütleriyle sıkı-fıkı ilişkileri,  fazla sürüm nedeniyle Avrupa uyuşturucu piyasasının arz-talep dengesini bozduğu, örgüt içi kuşkuların arttığı, özellikle Fransız istihbaratının örgüte pek çok koldan sızdığı, örgüte ait güvenli kanallarda patlakların meydana geldiği konularına değinmek işlerine gelmiyordu.

 

Diğer taraftan Sakine POLAT’ın, ÖCALAN’a her zaman baş belası olduğuna değinen de olmadı. Ölümüyle terörist başının bir dertten kurtulduğu gerçeği hep görmemezlikten gelindi. Eski tüfek Kürtçü Yaşar DOĞAN’ın Rizgari’de yer verilen, “Şimdiye dek Avrupa’da veya başka bir mekânda Öcalan’ı seven veya biat eden tek bir kişi öldürülmemiştir.” sözlerine kulaklar tıkandı. Mehmet ŞENER’i bahane ederek örgüt içi temizliğe girişen ÖCALAN’ın, Sakine’nin o sertliğini nasıl kırdığı unutturuldu. ÖCALAN’ın “Burası dingonun ahırı mı serseri” sözüne Sakine’nin “Terbiyesizlik etme bu nasıl hakaret?” cevabı hiç dikkate alınmadı.

 

Zincirleme gerçekleşen olaylar dahilinde Paris cinayetinden bir hafta kadar sonra Aslan USOYAN Moskova’da öldürüldü. Yezidi Kürdü olan bu mafya liderinin geçmişi zihinlerde yeni komplo teorilerine yol açtı. Aslında gerçekte bu ölümün PKK ile bir ilgisi olduğuna biz inanmıyoruz ama böyle olması normal çünkü adı geçen 1990’lı yıllarda Rus Duma’sının izniyle PKK’ya silah temin etmekle tanınıyordu.

 

Bütün bu karmaşaya rağmen PKK’nın silah ve mühimmat temini konusunda gerileme olmadan planlarını gerçekleştirdiğini K. Suriye’de YPG’de görüyoruz. Ortadoğu’da yeniden belirlenmeye başlayan sınırlar terör örgütünde her zamankinden daha çok silahlanma telaşına yöneltti. Bir yılı dolan “barış süreci”ni gayet iyi değerlendirerek, “bölgede kendisine sorulmadan tek bir adımın atılamayacağı” bir denge unsuru haline geldi.

 

Terörü algılayış şekli yeniden inşa edilen Türk milleti, madem barış olacak PKK neden bu kadar silahlanıyor, neden “özerk Kürdistan” için bu kadar çaba gösteriyor, bunca entrikaya ne gerek var sorusuna cevap aramak yerine, ÖCALAN’dan gelecek ikinci Nevruz bildirisine takılmış durumda. Merak edilecek bir hususun bulunmadığı ileri gelen teröristlerin açıklamalarından belli oluyor. Üslenme alanlarından, silahlı gücünden, uluslararası masa altı sözleşmelerinden aldığı cesaretle, Kandil, ya istediklerimizi vermeye devam edersiniz ya da iktidar hesaplarınızı bozarız, ülkeyi kan gölüne çeviririz tahditlerini savuruyor. ÖCALAN’ın zindan sürecine son verilmesini, salıverilmesini mutlak şart olarak öne sürüyor. Burada zindan tanımına dikkat edelim; bu söz güneş gören bir odada, kitapların, televizyonun arasında, akraba, dost, terördaşlarının sık ziyaretleriyle geçen sözde ağırlaştırılmış ömür boyu hapis için kullanılıyor. ÖCALAN ise salıverileceğinden o kadar emin ki terördaşlarıyla yaptığı görüşmede bu konunun açılmasını bile gereksiz görüyor.  

 

Her işini önceden hazırladığı plan ve program dahlinden yapan batının AİHM isimli uluslararası mahkemesi tam Nevruz öncesinde ÖCALAN kararını açıkladı. Bu kararla olacaklardan PKK’nın üst düzey teröristlerinin ve ÖCALAN’ın bilgisinin bulunduğu gerçeği ortaya çıktı. Şartlı tahliyesinin barış süreciyle ileride bir tarihte söz konusu olabileceğine yasal dayanak hazırladı. Şimdi ÖCALAN, ikinci Nevruz bildirisinde öncekine oranla kendisinden çok daha emin, yol haritasında duraklamadan ilerleyen bir terör lideri olarak ciddiye alınması zorunlu tehditleriyle, önümüzdeki günlerde Türkiye’nin neler yapması gerektiğini sıralayacak. Geleceği görmek bu kadar açık ve basit!

 

(1)  http://www.hurriyet.com.tr/gundem/21026746.asp

(2) http://www.cablegatesearch.net/cable.php?id=10MADRID154&q=grinda

 

İbrahim Çevik
"Emekli kamu güvenliği görevlisi"



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI