Bugun...
TALİBAN – IS (IŞİD) VE PAKİSTANLAŞAN TÜRKİYE


İbrahim ÇEVİK
cevikibr@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 17-09-2014 13:01
     

Afganistan’da Sovyetik yönetimi ve devlet başkanı Necibullah’ı deviren mücahit partiler ülkeyi yönetmeye başladılar. Altışar aylık dönemlerle iktidar olma konusunda anlaşmış olmalarına rağmen koltuğa oturanı kaldırmak hiç kolay olmuyordu. Rusların kovulmasında başrol oynayan ABD ve Pakistan’ın başı bu kez de Gülbettin HİKMETYAR ve Burhanettin RABBANİ’nin önde geldiği mücahit parti liderleriyle derde girdi. Görünürde Afganistan’a huzurun gelmesine imkân yoktu.

 

Kabil’deki bu iktidar çekişmesinin sürdüğü bir sırada, 1990’ın ortalarında aniden Taliban’ın adı duyulmaya başlandı. Sonradan ortaya çıkan gerçekle, Rusları kovan iki ortak ABD ve Pakistan, mücahit partilerden kurtulmanın çaresini Taliban’ı yaratmakla bulmuştu. Böylece sessiz sedasız bir şekilde İslamabad’da kurulan Taliban, Kabil’e gönderildi ve ülkenin yönetimini devraldı.

 

**********

Irak’ı adam etmek üzere işgal eden ABD, ülkenin toplumsal yapısını temelinden yıktı. Yeni Irak’ta sözde demokratik seçimlerle iktidara gelen Nuri el MALİKİ, koltuğa yapıştı. Bu da yetmedi Sünnileri baskı ve zulüm altına aldı. Fiilen üçe bölünen Irak’tan çıkmaya hazırlanan ABD, eline yapışan sorunlardan kurtulmanın yolunu Sünni aşiretleri denge unsuru haline getirmekte aradı. Boş durmayan Sünniler Bağdat’ın baskısına bombalı eylemlerle cevap verdi. Zayıf Sünni politikaları taraftar kaybederken Sünni terörü giderek meşruiyet kazandı.

 

Radikal İslamın esas alındığı şer’i ideolojisiyle ve Sünni gururunu kurtaracağına olan inançla ortaya çıkan El Kaide bağlantılı Ebu Bekir BAĞDADİ, gelecekte üstleneceği rolün ilk işaretlerini veriyordu. Çevresine topladığı Arap ve çeşitli milliyetten militanlarla önce Irak İslam Devleti’ni daha sonra IŞİD’i (ISIS/ISIL) en sonunda da IS (İslam Devleti/Islamic State) kurdu. Maliki’den kurtulmaktan ve bölgede artan Şii/İran yayılmacılığının önünü kesmekten başka bir şey düşünmeyen ABD ve batı bu hızlı değişikliği sadece izledi. Başka bir ifadeyle sessiz kalarak destekledi.

 

***********

ABD ve Pakistan’ın sorunu çözmesi için ortaya getirdikleri Taliban, ayağını sağlam bastıktan sonra canavarlaştı. Ruslara karşı savaşanların eksik bıraktıkları İslam temelli ideolojiyi sunarak, geniş bir halk desteği altında taban buldu. Sovyetlerden kalan ve ABD’nin verdiği silahlarla vurucu gücü yüksek bir silahlı güç elde etti. Yoksulluk tanımının bile yetersiz kaldığı şartlarda hayatta kalmaya çalışan Afgan halkına haşhaş üretimini serbest bırakarak ekonomik gelir sağladı. Helmand’ı lojistik üssü haline getirdi. Bu eyalet ile birlikte Kandahar’da silahlı gücünün bel kemiğini inşa etti. Militanları buralarda eğitip, atölyelerde bomba üretimi yaptı, IED patlayıcılarının yapımını ve kullanılmasını öğretti. Afgan eski gizli servisi KHAD ajanlarının eğitimiyle istihbarat yapmayı öğrendi.

 

Pakistan’da yaygın bir istihbarat ağı kurmayı başardı. İran ve Pakistan Belucistan’ını ayrılıkçı hareketlerin ve eroin üretiminin merkezi haline geldi. Eroin kaçakçılığı gemilerle yapılmaya başlandı. Karaçi’den ton hesabıyla eroin yüklenen gemiler rotalarını Akdeniz’e hatta Türkiye’ye yönelttiler.  Pakistan kayıtdışının cenneti halini aldı. Güney ve Kuzey Veziristan ile Kabile Bölgesi ve Peşaver’i kuşatan mülteci kampları Taliban’ın militan devşirme merkezi oldu. Pakistan içinde Afgan Taliban’ın kolu olan Tehrik-i Taliban kuruldu. Cemaat-i Ulemay-i İslam (JUI) partisiyle birlikte hareket etmeye başladı. Pakistan, Taliban’ın terör eylemlerine sahne oldu.

 

************

Irak’ta kanlı boğuşma hızını kesmeden devam ederken Suriye’de Esad’a karşı açılan isyan cephesiyle dökülen kan büyüdü.  Katı tutumlarıyla bilinen Selefiler daha sonra da Nusra Cephesi isimli gruplar diğer isyancıların arasından sivrildiler. El Kaide’nin lideri Zerkawi’nin desteğini üzerlerinden çekmesi neticesinde Selefiler Lübnan ve Türkiye’ye sınır bölgelerine yerleşip evlilik yaptılar. WikiLeaks’e konu ABD misyonlarının mesajlarında, Amerika’nın Selefi isyancıların eğitip, teknik destek verdiği ve Şam’a karşı çokça kullandığının bildirildiği açıklandı.

 

Bir çoğumuzun gözünden kaçan bir ayrıntıda; Irak’ta Zerkawi’yi yok etmeyi hedefleyen ABD, Suriye’de El Kaide bağlantılı Selefileri, Esad’a karşı kullandı. Aslında bu durumda yadırganacak bir taraf bulunmuyordu. Çünkü bir dönem terörist örgüt olarak kabul ettiği İranlı Halkın Mücahitleri Örgütü (MEK) ile Saddam’ı devirmek için işbirliği yaptığını biliyoruz.

 

Nusra Cephesi, Özgür Suriye Ordusu’nun yanında gücüyle dikkatleri üzerinde toplarken, militanlarıyla da farklı olduğunu ortaya koyuyordu.  Giyimleri, silahlarının modern oluşu ve halka, gazetecilere uzak duruşları göze batıyordu. Çoğunluğu Türklerden oluşan Ghuraba al-Sham’ın da arasında bulunduğu cihatçı grupların sadece 2012 yılında altı yüz saldırı gerçekleştirdikleri belirtiliyordu.

 

Türkiye’nin başının belası PKK/PYD’nin Suriye’de özerkleşmeyle başlayan devletleşme sürecine girmesi ciddi tehditleri içeriyordu. Doğal olarak Suriye içerisinde askeri bir harekat yapmasına imkân bulunmayan Türkiye Nusra Cephesine destek verdi. PYD/YPG’nin önünü kesme görevi bir ölçüde Nusra’ya verilmiş oldu.

 

Türkiye, Suriye’de özellikle El Cezire bölgesinde yerleşik Sünni Arap aşiretleriyle geliştirdiği iyi ilişkilerin rahatlığı içindeydi. Aynı zamanda Irak’taki Sünni Araplarla da sıkı dostluluğu bulunuyordu. Maliki’nin idama mahkum ettirdiği cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık HAŞİMİ’ye gösterdiği yakınlık bunun kanıtıydı. Nusra ile doğrudan ilişkisinin yanında Irak’ta da bugünkü adıyla İslam Devleti’yle (IS) dolaylı bağlantısı bulunuyordu. Sınırların açık tutulmasından IS olabildiğince yararlanıyordu. Böyle bir işbirliği içerisindeki Türkiye, IS’i kontrolü altında tutabileceğini sanıyordu.

 

Elbette ki sınırların altındaki kanlı mücadelenin yurt içine yansıyan sonuçları da bulunuyordu. Arkasında IS’in bulunduğu muhakkak olan petrol kaçakçılığının boyutu milyon dolarlarla ölçülmeye başlandı. Yurda nereden, kimin tarafından getirildiği bilinmeyen bir para trafiği yaşandı. Bugün artık kayıtdışı paranın miktarının milyar dolarlara ulaştığı bildiriliyor.

 

****************

Zaten geçmişten beri bir türlü ulus-devlet olmayı başaramamış olan Pakistan, bugün artık daha da zor durumda. Ülkenin Pencap Eyaletiyle, Hayber-Pahtunhva (eski NWFP) eyaleti arasındaki farklılıklar neredeyse iki ülke arasındaki kadardır. Siyasi partiler mezhep ve etnisite çerçevesine daha çok yerleşiyorlar. Ülkenin bugünkü siyasi-ekonomik istikrarsızlığının temelinde bu olumsuzluk yatmaktadır. Pakistan, toplumsal yapısı bakımından da pek sorun yaşamaktadır. Şiiler ile Sünniler bir araya getirilemeyecek toplumlardır. Öylesine ayrılmışlardır ki ezanı bile aynı zamanda okumazlar. Biri diğerinden 10, 15 dakika sonra okur. Her caminin cemaati ayrıdır ve radikalizm öğretilen kalabalık öğrenci grupları bulunur. Ülke istihbarat teşkilatları için adeta bir vahadır. İslamabad, Lahor, Karaçi ve Peşaver şehirlerinde ajanlar neredeyse bir birlerine çarpmadan sokakta bile yürüyemezler.

 

IS’nin militan deposunun bir bölümü Avrupa ve batının diğer ülkelerindeyse de asıl kaynağı Türkiye’dedir. Hiçbir yerde kaydı bulunmayan, bulunsa bile serbestçe dolaşabilen Afganlı ve Suriyeli mülteciler her tarafa dağılmış durumdalar. Bunların bazıları IS’in misyonerleri olarak çalışmaktalar. İstanbul, Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Bingöl ve Adana’da yuvalanmış IS hücrelerinin varlığı sır olmaktan çıkalı çok oldu. ABD, basını aracılığıyla Türkiye’yi baskı altına almada bu gerçeği kullanıyor. Newyork Times, Newsweek ısrarla IS’in yurt içinden militan devşirdiği konusunda haber yapıyor.

 

İktidara muhaliflerin kayıtlarının tutulmasında hassasiyet gösteren ilgili makamlar, her istediği yere girebilen IS misyonerlerine son derece hoşgörülü davranıyor. Ülke artık terörizm misyonerleriyle yabancı istihbarat örgütlerinin ilgi alanlarına göre parsellere bölünmüş durumda. Kürtçüyle hem hal olanlar Diyarbakır, Tunceli, Hakkari gibi illerde, IS ile aynı yatağa girenlerse az önce saydığımız şehirlerde cirit atıyorlar.

 

Siyasi partilerin bir bölümünün etnisite ve dini karaktere sahip olmaları Türkiye’deki ayrışmayı hızlandırıyor. Bunun sonucundaysa ulus-devlet rotasından uzaklaştırılmaya çabalanıyor. Tarikatlar ayrışma konusunda etnik bölücüler kadar etkili rol alıyorlar. Kendilerine sağlanan serbestlikle merdiven altında ibadethane haline getirdikleri yerlerde radikalizmin, cihatçılığın propagandasını yapıyorlar.


Yolsuzluğun, istikrarsızlığın, bölücülüğün, cihatçılığın, ayrışmanın batağındaki Türkiye, Pakistanlaşmaya doğru hızla yol alıyor. Tehdidin bir başka boyutundaysa terörün uluslararasılaşması bulunuyor. Taliban bünyesindeki yabancıları temizleyerek bir anlamda yerel hale geldi. Yani farklı düşünse bile kendi insanıyla buluşacağı ortak noktalara sahip. Türkiye’deyse ne etnik ne de cihat teröründe yerellikten söz etmek mümkün. Son örnekte IS, bünyesindeki yerel Arap militanların egemenliği sona erdirilerek, yabancıların yönetimi ele geçirdiklerine tanık oluyoruz. Bunu anlamak isteyenler için sadece kesilen kafalar yeterlidir.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI