Bugun...
ÜÇ AYLARDA YAPILACAK İBADETLER


MUHARREM GÜNAY (SIDDIKOĞLU)
m.g.siddikoglu@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 09-03-2019 12:06
     

Recep Ayında Namaz Kılmak Ve Oruç Tutmak

Peygamber Efendimiz (s.) Receb-i şerif orucunun fazileti hakkında bir diğer hadislerinde ise şöyle buyurmuşlardır: “Bir kimsenin Recep ayında bir gün oruç tutması, bir senelik oruç tutması gibidir (o derece sevabı vardır). Yedi gün oruç tuttuğunda ise kendisine Cehennem’in yedi kapısı kapanır. Sekiz gün oruç tuttuğunda da Cennet’in sekiz kapısı ona açılır. On beş gün oruç tuttuğunda semadan bir münadi ona: ‘Geçmişte yaptığın bütün günahların bağışlandı. Kötülüklerin iyiliğe çevrildi. Haydi, yeni ameller işlemeye koyul!’ der. Kim bu ayda iyilik ve ihsanı artırırsa Allah da ona karşı ihsan ve nimetini artırır. Nuh’un gemisi Recep ayında yüzmeye başladı. Nuh (a.) bu ayda oruç tuttu ve kendisiyle beraber olanlara da tutmasını emretti. Nuh’un gemisi Muharremin onuna kadar tam altı ay bu halde seyretmeye devam etti.” (Beyhakî, Şuabü’l-İman, Hadis no: 3801)

 

Bir kimse Recep ayını oruçlu geçirirse onun için Allahu Teâlâ üç şeyi gerekli kılar:

“- Geçmiş günahları bağışlanır,

- Kalan ömrünün temiz geçmesini temin eder,

- Büyük huzura çıkılan kıyamet gününün susuzluğundan onu emin kılar.” Bu arada yaşlı biri ayağa kalktı ve:

- Ya Rasulellah!. Ben Recep ayının hepsini oruçlu geçiremem, buna gücüm yetmez, dedi. Bunun üzerine Efendimiz (sas) şöyle buyurdu:

“O halde ilkinden bir gün, ortasında bir gün, sonunda da bir gün tutarsın böylece ayın tümünü oruçlu gibi olursun. Zira yapılan iyilikler bire on sevap getirir. Ancak siz Recep ayının ilk cuma gecesini (Regaib gecesi) gaflet içinde geçirmeyiniz. Zira o öyle bir gecedir ki melekler o geceyi Regaib diye anlatırlar.

Şöyle ki;

O gecenin üçte biri geçtiği zaman semalarda ve yerde ne kadar melek varsa hemen hepsi Kâbe ve civarında toplanır. Allahu Teâlâ onlara:

“Ey meleklerim!.. Ne bu hal? Benden bir dileğiniz mi var ve benden dileyin ne dilerseniz.” Onlar şöyle derler:

“Rabbimiz!. Senden dileğimiz odur ki Recep ayında oruç tutanları bağışlayasın.”

Bir hadis-i şerifte:

“Recebi şerifin birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü tutmak iki senelik, üçüncü günü tutmak bir senelik küçük günahlara kefarettir. Üç günden sonra tutulan her gün için bir aylık küçük günahların affına sebep olur.” (Camiu’s sağirdan H. Cemal Eğretli s:366, A. Selaman Üç Aylar ilmihali, 75)

Recep ayı, Regaip kandilinden sonra ayrıca Miraç Kandili ile şereflendirilmiş bir aydır. Receb’in 27. gecesi Miraç, Şabanın 15. gecesi ise Beraat Kandilidir. Ramazanın 27. gecesini de bizzat Kur’an-ı Kerim’de  “leyletü’l kadri hayrün min elfi şehr (O Kadir gecesi ki bin aydan daha hayırlıdır.)“ denen, Kadir gecesidir.

Rasûlullah  bir hadisi şeriflerinde:

“Beş gece vardır ki onlarda yapılan dualar geri dönmez: Receb’in ilk gecesi, Şaban’ın yarısında olan gece (Beraat Kandili), Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı geceleri “ buyurmuşlardır.

Cenab-ı Allah, zaman zaman kendisini unutan, nefsinin esiri olan biz kullarına bazı fırsatlar vermiştir. “İnsan“ sözcüğü ile “ Nisyan- Unutmak “sözcüğü aynı kökten gelir. “Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldur “ diye boşuna denmemiştir. Unutmak dünya işleri ile ilgili olunca o kadar önemli değildir. Fakat kulluk ve kulluğun gerekleri ile ilgiliyse Allah korusun bizi felakete götürür. Bu aylar, unutkanlıktan, gafletten kurtuluş için birer fırsattır. Büyükler ” Recep ekim, Şaban bakım, Ramazan hasat ayıdır” demişlerdir. Bu ayları unutmayıp, bu aylarda farklı olmaya ve diğer aylardan farklı bir şekilde yaşamaya gayret gösterip. Recep ve Şaban’la temizlenip, Ramazanla kurtuluşa ermek gerekir.

Ashabın Üç Aylık Programı

Üç aylar gelince Sevgili Peygamberimizin ashabı şöyle bir program yaparlardı:

Sahabe-i Kiram Üç aylara girince, kendilerini Kur’an okumaya verirler, oruç tutarlar. Çokça salat-ü selamda bulunurlardı.

Ticaretle uğraşanlar borçlarını öderler, senelik hesaplarını yaparlardı.

Zenginler ise mallarının zekâtını hesap eder, fakirlere dağıtırlardı ki, ihtiyaçlarını alabilsinler, sıkıntılarını gidersinler. Böylece toplum neşe ve huzur içerisinde Ramazanı yaşasın ve bayram yapsın.

Hâkimler valiler, mahkûmlarla görüşürler, ekseriyetini affedip, tahliye ederlerdi.

 

Üç aylık zaman diliminde namaz ibadetine ayrı bir önem vermek gerekir. Namaz dinin direği, Mü’minin Miracı’dır. Elçisiz, vasıtasız, aracısız Allah ile buluşması ve konuşmasıdır. Onun için mübarek gün ve gecelerde bol bol namaz kılmak gerekir.

Bu aylarda beş vakit namazın yanında İşrak, Duha, Evvabin ve Teheccüd gibi nafile namazlarının kılınması daha faziletlidir.

 

Bir mü’minin Allah katında sorumlu olduğu ibadetler farz ve vacip olan ibadetlerdir. Nafile, farz ve vacip olan ibadet yerine getirildikten sonra, onlar dışında Allah’ın rızasını kazanmak ve daha fazla sevap elde etme amacıyla yapılan ilâve (Tatavvu) ibadetleri ifade eder. Bunlar müstehap ve mendup namazlardır. Nafile kapsamında yer alan sünnet namazları mümkün

oldukça kılmak, kılmaya çalışmak, Allah ‘a (c.c.) yakınlaşmak bakımından önemlidir.

Farz namazlardan önce kılınan sünnet namazlar, şeytanın hevesinin, hile ve vesvesesinin kesilmesine vesiledir. Şeytan. Bu adam farz olmayan namazları bile bırakmıyor, hiç farz olanı bırakır mı diye bizi kandırmaktan ümidi keser, hevesi kırılır. Ayrıca farzlardan sonra kılınan sünnetler namazlardaki eksik ve kusurları tamamlamak içindir. (bk. İbni Abidin, Reddü’l-

Muhtar, 2/12-13)

İslâmda nafile ibadetlerin ne kadar önemli olduğunu görmek için sûfîlerin üzerinde özenle durdukları şu hadîs-i şerife bakmak yeterlidir. Kutsî hadiste Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

Kulum farz ibadetlerle yaklaştığı kadar başka hiçbir şeyle bana yaklaşamaz. Nâfile ibadetlerle de bana yaklaşır. O kadar çok yaklaşır ki ben onun gören gözü, işiten

kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Artık o benimle görür, benimle işitir, benimle tutar, benile yürür. Böyle bir kul bana sığınırsa onu korurum, benden bir şey isterse dileğini yerine getiririm.” (Buhârî, “Rikak”, 38, Ahmed 6/256).

Bir hadis-i kudside Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Allah’ın farz ibadetlerle kulum azaptan kurtuldu. Nafile ibadetlerle de kulum bana yaklaştı. “ (İ.Gazali, ihya 1.cilt,433)

Bir başka Hadis-i kudside Allahü Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında bana en sevgili olanlar, ona farz kıldığım şeyleri yapmasıdır. Kulum nafile ibadetleri yapmakla bana o kadar yaklaşır ki, onu çok severim. Onu sevince, onun duyan kulağı, gören gözü ve tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Her istediğini veririm. Benden yardım isteyince, imdadına yetişirim.” (Buhari)

Ummü Habibe (r.anha) dan rivayet edilen hadis-i şerifte, Resulullah (sallallahü aleyhi vesellem)’den işittim şöyle buyurdular: ‘’Müslüman bir kul her gün farz namazlardan başka nafile olarak on iki rekat namaz kılarsa, Allah onun için Cennette bir köşk bina eder.”Bu nafile namazlar sabah namazının iki, öğlenin ilk dört ve son iki, akşamın iki, yatsının son iki rek’at sünnetleridir.” (Riyazü’s- Salihîn, II, Hadis no: 1101; Tirmizi; Salât, 189; Nesâi, Kıyâmül-Leyl, 66; İbni Mace, İkâme,100)

Vaktin farzlarını kılan kimse esas itibarıyla Allah’a olan borcunu ödemiş olur. Ancak; nafile ibadetler Allah sevgisini kazanmaya vesile olmanın yanında kılmadığımız farz namazların yerini de dolduracaktır. Kıyamet günü Cenabı Allah, “Getirin bakalım kulumun farz namazlarını” farz namazlar eksik çıkınca “farzların yerine varsa nafile namazları sayın” diyecektir. Gerek namazların başında ve sonunda kılmış olduğumuz revatib sünnetler

olsun gerekse bunların dışında kıldığımız İşrak, Duha, Evvâbın, Teheccüd gibi nafile namazlar olsun, kılamadığımız namazların yerine geçeceği gibi, Allah’ın bize, bizim de Allah’a yakınlaşmamıza vesile olurlar.

 

 

-Üç Aylarda Oruç Tutmak

 

Bu aylarda özellikle kaza ve kefaret borcu olanlar borçlarını öder. Borçları olmayanlar nafile oruç tutarlar.

Recep ayının en az üç günü oruçlu geçirmek sünnettir. Buhari ve Müslim’in nakline göre Sevgili Peygamberimiz:

Her ayda üç gün oruç tutmak, bütün hayatı oruçla geçirmek gibidir.” buyurmuşlardır.

Kameri ayların 13–14–15. günlerini oruçlu geçirmek menduptur.

Haftanın Pazartesi ve Perşembe günlerini oruçlu olarak geçirmek sünnettir. Ayrıca İmkânı olanlar Davud (a.) gibi bir gün oruç tutup bir gün tutmasınlar.  Davud aleyhisselam böyle yapar, bir gün yer bir gün oruç tutardı. Böyle tutulan oruca “Davud Aleyhisselam Orucu“ denir.

 

Sadece Cuma günü veya sadece Cumartesi günü oruç tutmak mekruhtur. Ya Cuma ve Cumartesi birlikte tutulacak ya da Perşembe Cuma günü birlikte tutulmalıdır. Çünkü Cuma mü’minin bayramıdır, bayramı oruçlu geçirmek mekruhtur. Cumartesi günü ise Yahudilerin kutsal günüdür onun için o gün oruç tutulmaz. Yine Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban bayramının dört gününde de oruç tutmak mekruhtur. İslam âlimlerimiz Üç ayların tamamını oruçlu geçirmekte bir sakınca görmemişlerdir. Üç ayları hiç ara vermeden tutmak sünnet ve müstehap değildir, sadece sâlih zatların güzel bir âdetidir.

Senenin Tamamını Oruçlu Geçirmek Mekruhtur

Senenin tamamını oruçlu geçirmekte mekruhtur. Sevgili Peygamberimiz : “Devamlı oruç tutan kimse oruç tutmamış olur.”, (Buhari, Müslim ) Yine devamlı oruç tutanlar konusunda “O ne oruç tutmuştur, ne de iftar etmiştir.” buyurmuşlardır. (Tirmizi, Müslim Ebu Davud )

Bir kadın Sevgili Peygamberimize gelerek, kocasının devamlı oruç tuttuğunu ve kendisini ihmal ettiğini şikâyet etmiştir. Peygamber Efendimiz ise o zatı çağırarak, “Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır. Orucu bir gün tut, bir gün ye“ demiştir.

Bol Bol Kur’an Okumak

Tıpkı namaz kılmak gibi Kur’an okumak da en büyük zikirdir.  Cenab-ı Allah Kur’an’da “ Yâ eyyühellezîne âmenûzkirullâhe zikran kesirâ“ ( Azhap 41 ) (Ey Allah’a iman edenler Allah’ı çokça anın-zikredin “ buyrulur. Namaz bir zikirdir. Kur’an okumak bir zikirdir. Kur’an okumak da tıpkı Allah (CC)la aracısız, vasıtasız konuşmak, sohbet etmek demektir. Çünkü Kur’an Allah’ü Teâlâ’nın kelamıdır.

Hz. Peygamberimiz:

“ Evlerinizi Kur’an okuyarak, namaz kılarak nurlandırın.”

“ En hayırlınız, Kur’an öğrenen ve öğreteninizdir.”

“ Kur’an, okuyana, kendisi ile amel edene kıyamet gününde şefaatçi olacaktır.” buyuruyor.

Kur’an’ı sadece okumakla yetinmeyelim, meal ve tefsirini de okuyalım, manasını öğrenelim. Allahü teâla bize Kur’an-ı anlamamız için göndermiştir.

Kur’an-ı kerimin manasını anlayarak, tefekkür ederek okumak asıl olmakla beraber, Hadisi şeriflerden öğrendiğimize göre Kur’an-ı kerimin yüzüne bakmak bile ibadettir. “Kâbe’ye, ana babanın yüzüne ve Mushaf’a bakmak ibadettir.”(Ebu Davud) Manasını anlamasak da okuduğumuz Kur’an Allah’ın kelamıdır, yani sözüdür. Bu bakımdan insana huzur ve sükûnet verir, haz verir. Okumaya devam edelim, okunurken saygı ile dinleyelim. Kur’an’ı okumak sünnet,  dinlemek farzdır.

Okuduklarımızla Amel Edelim

Kur’an-ı kerimi okumakla beraber O’nun ahkâmı ile amel etmek gerekir. Kitabı okudukları halde O’nunla amel etmeyenler Yüce kitabımızda “Kitap yüklü merkeplere” (Bk. Cuma suresi. 5) benzetilmişlerdir.

Zina ayetini oku, ama zinaya devam et; bu nasıl okumadır. Faiz ayetini oku, faiz yemeye devam et, bu nasıl okumadır. Bu okumanın insana bir faydası olur mu?

Zekât ayetini oku, zekatını verme, Allah’a kıldığın namazda “ Ben ancak sana ibadet, ancak senden yardım diler, bizi doğru yola ilet “ diye duada bulun, verdiğin sözünde durma. Zaten “ Oku “maktan mana bilmektir. Bilmezsen, bildiğini yerine getirmezsen, yaptığın iş , Yunusun dediği gibi . “ Okumaktan mana ne kişi hakkı bilmektir, Sen okudun bilmezsin ha bir kuru emektir “ dediğinden ibarettir.

 

- Üç Aylarda Tevbe Ve Dua Edelim

Üç aylarda yapacağımız şeylerin başında bol bol tevbe ve dua etmek gelir. Çünkü tevbe insanı günahlardan temizler, Dua ise mü’minin silahı olup Allah’a yaklaşmamıza vesile olur.

Sevgili Peygamberimiz: “ Ettâibi minezzenbi kemen lâ zembe leh “” Günahlarından tövbe eden, hiç günahı olmayan gibidir” buyuruyor. Her günahtan sonra tövbe etmek vaciptir. Bu bakımdan bu mübarek ay, gün ve gecelerde bol bol tevbe etmek gerekir.

Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle: “ Allah tevvâbürrahim” dir. Yüce Allah. “ Yokmu tövbe eden, affedeyim! “ buyuruyor.

 

Peygamber Efendimiz: “ Dua Mü’minin silahıdır.” Buyuruyor. Dua mü’mini Allah’a yaklaştırır. Bu bakımdan içten, duyarak, hissederek Allah’a dua edersek, dualarımız mutlaka kabul olur. Zümer suresi 53. ayette Ulu Allah şöyle buyuruyor:

“la tegnetû min rahmetillâhe“ (Allah’ın rahmetinden sakın ümit kesmeyiniz ) Allah’ın rahmetinden asla umut kesmeyeceğiz, Çünkü Allah’ın rahmetinden ancak müşrikler ve kâfirler ümit keserler. O’na yöneleceğiz, O’ndan isteyeceğiz. Mümin, korku ve ümit arasında olacaktır. Yani hem Allah’tan korkacak, hem de O’nun Rahman ve Rahim olduğunun ve tövbeleri çokça kabul ettiğinin bilincinde olacak. Ama nasıl olsa affeder diye de hata ve isyana devam etmeyecek. Ne Cehenneminden emin olacak ne de cennetten ümidini kesecektir.

Bu endişe, îmânımızın gereğidir. Çünkü âhirette selâmette olacağımızdan kesin emîn olmak, küfürdür. Dünyada iken cennetle müjdelenmiş sahâbîler bile; hâllerini muhâfaza edememe korkusuyla endişe ve korku içerisinde yaşamışlardır. Huzeyfe b. Yemâni’ye “Ben de münafıkmıyım…” diye her gün soran ve kendisine ölümü hatırlatması ve gaflete düşmemesi için “Unutma ey Ömer! Ölüm var!” diye her gün seslenen bir görevli tutan Hz. Ömer bile hep korku ve ümit arasında yaşamış ve şöyle demiştir:

            “Gökten gelen bir ses; ‘Ey insanlar! Sadece bir kişi cehenneme girecek’ dese; Acabâ; o kimse ben miyim? diye havf / korku hâlinde olurum. ‘Ey insanlar! Sadece bir kişi cennete girecek’. dese, o zaman da; Acabâ o kişi ben miyim?” diye recâ/ümit hâlinde olurum.”.

Duaya mutlaka Euzü besmele ile başlamalıyız. Ondan sonra Allah’a hamd etmeli ve Peygamberimize salatü selamda bulunmalıyız. Daha sonra dua etmeliyiz. Cenâb-ı Hak,  Mü’minun suresi 60. ayette şöyle buyuruyor:

“Bana ibadet edin de sizi sevaplandırayım. Bana dua edin de size icabet edeyim. “ buyurmaktadır.

Gizli Dua Daha Faziletlidir

Meryem suresi 3. ayette şöyle buyruluyor: “ Hani, Zekeriya Rabbi celle şâneye gizlice yalvarmış, niyaz etmişti” Yine A’raf suresi 55. ayette “Rabbinize, yalvarıp yakararak gizlice dua edin...” buyrulmaktadır.

Gizli dua, aşikâr yani açık yapılan duaya nazaran daha hayırlıdır. Duanın gizli olmasından maksat, riyadan ve gösterişten uzak olmasıdır. Nitekim “gizli dua ile aleni -açıktan yapılan-- dua arasında 70 kat fark olduğu”na dair rivayetler vardır. (Feyzü’l Kadir 3/ 527)

Cenâb-ı Hakk, farklı mekânlar yani mukaddes yerler (Mekke, Medine, Arafat, müjdelife gibi ) yarattıysa mukaddes ve farklı zamanlar da yaratmıştır. Bu mukaddes yerlerden ve mukaddes zamanlardan yararlanmak ve farklı insanlar olmak lazım.

İşte bu farklı zamanlardan birisi de Regaib gecesidir. Yine Beraat kandili, Kadir gecesi, Mevlit Kandili, Miraç kandili, Cuma günleri, Arafe günleri gibi günler mübarek günlerdendir. Yine Hatip Cuma hutbesinde iken iki hutbe arası, ezan ve kamet okunurken bilhassa “hayyaalessalah“ denen zaman yine kıymetli zamanlardandır.

Üç Aylarda Toplu Dualar Ve Zikirler

Üç aylarda cemaat halinde toplu olarak yapılan dualar ve zikirler de kabule şayan dualardandır. Ola ki o cemiyet içinde Allah’ın sevdiği sâlih bir kulu vardır ve onun yüzü suyu hürmetine bütün cemaatin duası kabul edilir.

Allah’ı Bol Bol Zikredelim

Ahzap Suresi 41 ve 42. ayette Ulu Allah şöyle buyuruyor: “ Yâ Eyyühellezîne âmenû zkirullâhe zikran kesîrâ * Ve sebbihûhu bükraten ve asîlâ *” “ Ey iman edenler Allah’ı çok çok zikredin O’nu sabah akşam noksan sıfatlardan tenzih edin.” (Ahzab 41, 42)

Estağfirullah, Ya Allah,Lailahe illallah, Sübhanellah, Allahü ekber, La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim, Hasbunallahi ve ni’mel vekil, Sübhanellahi vel hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber.... Yine Kur’an okumak zikirdir.

Furkan Suresi 77. ayette şöyle buyuruluyor:

Habibim deki: Eğer duanız ve ibadetiniz olmasa, Rabbiniz size ne diye değer versin.”

Bu aylarda gerek toplu zikir halkalarında yer almak gerekse bireysel olarak bol bol zikir etmekte çok fayda vardır.

İyilikte Ve İhsanda Bulunalım

Yine bu mübarek aylarda yoksullara, darda kalmışlara, borçlulara, kimsesizlere bol bol iyilikte, ihsanda ve yardımda bulunalım. Mallarımızın zekâtını verelim. Sevgili Peygamberimiz:”Kim ki bir Müslümanın sıkıntısını giderirse Allah’(c.)ta onun sıkıntısını giderir.” Sadaka ömrü uzatır, kaza ve belaları def eder” buyuruyor. Zekât ise zenginin malındaki fakirin hakkıdır. Kur’an’da sık sık, “ Egimissalata ve etüzzekat “ ibaresi geçer, yani “Namazı ikâme edin, zekâtı veriniz“  Namazın ikâme edilmiş olması için zekâtın verilmiş olması gerekir. Cenâb-ı Hakk bu iki ibadeti birbirine bağlamıştır. Zekât sözlük olarak; toplumsal temizlenme ve arınma, artma, çoğaltma ve bereket “ manalarına gelir.

Kur’an’da müşriklerin özellikleri anlatılırken:

Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekât vermezler ve ahireti de inkâr ederler“ (Fussilet suresi 6-7)  denilmektedir. Özellikle zekâtlarımızı Ramazan ayına girmeden verelim ki ihtiyaç sahipleri Ramazanlık ihtiyaçlarını alsınlar ve rahat bir Ramazan geçirsinler.

 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI