Bugun...
Analar Ağlamayacak…


Mustafa Kemal Göktan
mersintoprakajans@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 03-05-2017 00:00
     

Kısa bir süre önce tamamlanmış olan referandum sürecinde kullanılan bu sloganı, 2010 Referandumu öncesi de sıkça duymuştuk. Millet olarak 'terörün bitmesini' arzu ettiğimizden olsa gerek, her iki oylamada da kullanıldı ve görünen o ki, azalmış olmakla birlikte, terörün bitmesi umudu hala prim yapmaya devam ediyor.
Referandum propaganda süresince durulmuş olan PKK terörünün, her ne hikmetse 14 Nisan'dan itibaren tekrar ortaya çıktığını hep birlikte görüyoruz. 26 Nisan itibariyle son bir haftada, helikopter kazası hariç 15 şehit daha verdik. Yine analar/babalar ağladı, yine çocuklar yetim kaldı, yine sevenler sevdiklerini toprağa verdi.

Kendi vatanımızı savunmak için tereddüt ederken, ABD güdümlü savaşa Mehmetçiği göndermekte bir an düşünmeyenler, referandumdan sonraki açıklamalarında, Suriye'de yapılacak yeni harekatlara katılacağımız sinyalini vermekte gecikmedi. Bu desteğin açıklaması "Milli çıkarların söz konusu olduğu" şeklinde yapıldı yine. Mehmetçiğin savaşıp can vererek kontrol altına aldığı bölgeleri, ABD eliyle PKK'nın kimlik kazandırılmış hali olan PYD'ye teslim edilerek geri çekilmenin hangi "Milli çıkarlara uygun olduğunu anlayamazken, Irak'ta Peşmerge ağasının kontrolüne verilmiş Kerkük'te Türkmenlere yapılan baskı ve Türk kimliğinin yok edilişini izlemeye devam ediyoruz.

Ülkemin insanı bir yandan ne düşüneceğini bilemez halde Suriye ve Irak'ta yaşananlara anlam vermeye çalışırken, diğer yanda referandum teşekkürü mahiyetinde bindirilmiş yeni zamları sindirmeye çalışıyor; muayene ve ilaç katkı payına yapılan fahiş zam, akaryakıta, elektriğe, LPG'ye, emlak ve taşıt vergilerine, otoyol ve köprülere yapılan zamlar… Zaten ayakta durmakta çalışan halkın sırtına yeni yükler bindirerek iyice ezip, herhangi bir yanlışa ve haksızlığa tepki veremeyecek hale getiriyorlar. Gerçi tepki vermesi de dönem itibariyle mümkün değil; referandum öncesinde yapılan toplantıda 19 Nisan'da bitecek olan OHAL uygulaması uzatılmamışken, referandumdan hemen sonra, alelacele bir şekilde üç ay daha uzatılmasıyla yeni ve belirsiz bir sürece başladığımızı görüyoruz. Neyse ki referandumla değiştirilmiş olan anayasa sayesinde sıkıyönetimden kurtulmuş olduk(!)

Referandum öncesi verilen sözlerden sadece (en önemlilerinden) biriydi terörün bitirilmesi; bütün bir millet olarak daha iyi yaşam şartları, ekonomik refaha ulaşmak, ülke olarak güçlenerek yeniden itibar kazanmak… Ama referandumdan kısa bir süre sonra Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in Alman Bild Gazetesi'ne verdiği demeçte, zayıflayan ekonomiyi canlandırmak için Türkiye'nin Almanya'ya ihtiyacı olduğunu söylemesi, Çaykur'un Katarlı bir fondan alınan 650 milyon dolarlık bir kredi karşılığında ipotek edildiği haberleri ekonomimizin gerçekten iyi olduğunu düşünen kesim için hayal kırıklığının başlangıcı oldu. Öyle ya; IMF'ye olan borcunu ödemiş, hatta 5 milyar dolar borç verebilecek bir ülke olduğumuzu sanıyorlardı. Kendilerine bunun aksini söyleyenlere de düşmanca tavırlar sergileyebilecek kadar inanmışlardı bu hikayelere. Oysa ki yıllardır uygulanmış ekonomik tercih hataları ve yapılmış olan hesapsızca harcamalar, üstüne referandum sürecinde devlet imkanları kullanılarak savrulmuş olan paraların getirdiği mali yükten sonra, yaşananların gayet normal olduğunu söylemek yerinde bir tespit olur. Zaten bu yükün telafisi için yapılan zamlarla, başlatılan sürecin nasıl bir çerçevede olacağını daha somut olarak görmeye başladık.

15 Temmuz sonrası yapılan operasyonlarla tutuklanan, açığa alınan, memuriyetten men edilen insanlar kervanına yeni binlerce insan eklendi referandum sonrasında, üstelik daha önce adli işlem görenlerin tamamının gerçekten suçlu olup olmadığı konusunda halkın içindeki şüpheler devam ederken. Herkeste bir kuşku ve yarınıyla ilgili güvensizlik tırmanmaya başladı yeniden. Malum terör örgütüyle hayatı boyunca mücadele etmiş ve bu yüzden zarar görmüş insanlarda bile, sıranın bir şekilde kendilerine gelip gelmeyeceğiyle ilgili tedirginlik olduğunu görebiliyorsunuz rahatlıkla. Ama taraflı-tarafsız herkesin kendi kendine sorduğu bir soru var; devletin bütün hücrelerine kadar girmiş, ülkenin köylerine kadar örgütlenmiş ve daha düne kadar hükümetle içli dışlı olan bu örgüt, Cumhurbaşkanı'nın yaverleri bile olmayı başarabilen yapı nasıl olmuş da siyasete sızamamış. Öyle ya… Terör örgütüne yardım ve yataklıktan tutuklananlar PKK'nın meclisteki sözcüleri olan HDP milletvekilleriyle sınırlı kaldı (onlar da referandum sonrasında birer ikişer salıverilmeye başlandı), Fetö'ye yardım ve yataklık eden hiç mi milletvekili yoktu?

Bu tür sorular milletin içini kemirirken, halk zamların altında ezilmeye devam ederken, milli çıkarlar "müttefiklerimizin" milli çıkarlarının altına serilirken, her şeye rağmen halk kandırılırken ve bir kısmı da kandırılmaya razıyken önümüzdeki sürecin ülkemize neler getirebileceğini ve neler götürebileceğini tahmin etmek hiç de zor aslında. Başka milletlerin çıkarları uğruna Mehmetçik şehit olacak, halkın geçim sıkıntısı daha da artacak, bu sıkıntılar yeni ve gittikçe artan sosyal yaralar açacak, insanlar hiçbir zaman yerine getirilmeyecek olan vaatlerle kandırılacak ve analar ağlamaya devam edecek.

 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI