Reklam
Bugun...
Reklam
Reklam
SİSTEMİN GÖLGESİ DÜŞTÜ


Mustafa Kemal Göktan
mersintoprakajans@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 09-05-2017 02:24
     
Reklam

Herkesin beklediği gelişmeler yaşanmaya başlandı. Böylelikle yeni sistemin neler getirip, neler götüreceği daha net bir şekilde görülür oldu; zira referandum öncesi yapılan yorumların doğruluğu hakkındaki tereddütlerin kalkması için değişikliklerin uygulanabilirliğinin görülmesi gerekliydi.

Yeni sistemin neler getireceğiyle ilgili soruların cevabı, referandumun hemen ardından OHAL’in üç ay daha uzatılmasıyla verilmeye başlandı aslında. Geçiş sürecinin neden olduğu karışıklıkta henüz fark edilmiyor olsa da, atılacak adımların biraz daha kolaylaştırılması için gerekliydi OHAL uygulaması. Çünkü tartışmalı bir şekilde, burun farkıyla kabul edilen anayasanın uygulanması sırasında gösterilebilecek en küçük tepki bile süreci sıkıntıya sokabilirdi. Her ne kadar YSK’nın karar ve uygulamalarına tepkiler devam ediyor olsa da, kendilerini referandumun galibi gibi görenler, karşılarında varmış gibi görünen muhalefetin cılız sesleri arasından geçip giderek bildiklerini okumaya başladılar.

Referandumun “hayır” cephesinin endişeli olduğu ve ısrarla vurguladığı en önemli konulardan birisi devletin “parti devleti” şekline dönmesiydi. “Partiliysen iş var, partiliysen ihale var, partiliysen memuriyet var, partiliysen her şey var”. Ama ya değilsen? İşte bu sorunun cevabı, hür iradeye sahip olan ve biatçı olmayan kitleyi başından beri en çok rahatsız eden, “hayır” demesini sağlayan nedendi.

Merak edilen konulardan biri, Cumhurbaşkanı’nın partiye ne zaman üye olacağıyla ilgiliydi ki, şükürler olsun, merakımız çabucak giderildi. Öyle ya; propaganda sürecinin başından beri, yeni anayasanın 2019’da uygulamaya konacağı söyleniyordu, ama araştırıp irdeleyerek benimsemeyi pek tercih etmeyen halkımız, değişiklik metninin sonlarına konmuş olan maddeleri bilmediğinden, 2019 tarihinden önce de Cumhurbaşkanı’nın parti üyeliğinin önünde engel kalmadığını bilmiyordu.

Cumhurbaşkanı’nın parti üyeliğiyle ilgili yorumlar yapıldığı sıralarda yeni atanan hakimlerle ilgili ortaya konan tablo düşüncelerdeki karanlığı biraz daha arttırdı. Atanan 900 hakimin 800’ünün “partili” olması, hem de kendilerinden daha yüksek puanlarla sınavı kazanmış olanların yerine, bir dakikayı bulmayan mülakatlar sonucu tercih edilmeleri “Bağımsız olması gereken adalet sisteminin, birdenbire “partilileştirilmesi” anlamına mı geliyor”, “Eğer partili olmazsak hak ettiklerimizi değil de, adaletten nasibimize ne uygun görülürse onu mu alacağız?” sorularının başlamasına neden oldu.

Bu sorunun cevabını almakta da gecikmedik. Uydurma Ergenekon davasında tutuklu bulunan Kuddusi Okkır’ın, kanser hastası olması nedeniyle sağlık sorunu bulunduğundan tahliye edilmesi talebine “delilleri karartma” ihtimali göz önüne alınarak olumsuz cevap verilmiş olması daha hafızamızda sıcaklığını korurken, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin nedeni FETÖ davasından tutuklu bulunan, İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı hakkında “sağlık sorunları” gerekçe gösterilerek tahliye kararı verilmesi, “bundan sonra adalet mekanizmasının nasıl işleyeceği” sorusuna en yeni ve somut cevabı vermiş oldu.

15 Temmuz’da yaşananların neredeyse birkaç saatte bertaraf edilebilmesine rağmen, bir yılı doldurmaya yaklaşan olağanüstü şartlardaki yaşantımızın sonrasında bizi bekleyen belirsizliklerin kör ışığında, geleceğimiz için yapılan hesapları tahmin etmeye çalışarak bir hayli enerji harcadığımızı söylemek yanlış olmaz. Kişilerin geleceğiyle ilgili irade ortaya koyabilmesi, çaba göstermesi ve bunu biraz da yüksek sesle söylemesinin suç sayılacağı günlere yaklaştığımız apaçık ortada iken elimizde kalan kırıntılarla oyalanıyoruz. Özgür geleceğimizin kurtarılması için beklediğimiz mevcut muhalif seslerin kısıklığı ve basiretsizliği, yapılan yanlışları kabullenmiş teslimiyetçilikleri nedeniyle, yükselmeye başlayan yeni seslerin haklılığını daha iyi görmeye başlıyoruz.

Türkiye siyasetini takip eden herkes, mevcut muhalefet liderlerinden umudunu kesen halkın, yeni ve makbul bir lider beklentisi içine girdiğini kolaylıkla görebiliyor. Üstelik bu beklenti, daha önceleri olduğu gibi tek bir görüş cephesinde, yani sağda veya solda değil, her iki görüşe sahip insanlarda hiç olmadığı kadar tırmanmış durumda. Türkiye siyasetini uzun yıllardır şekillendirmeye alışmış odaklar da, kendi çıkarlarına hizmet edebilecek isimleri, lider arayışında olan halka benimsetme çabasına girdiler bile. Bu odakların en korktuğu şey; sağ ve sol olarak böldükleri Türk Milliyetçileri’nin gerçekleri görmeye ve bu gerçekler çerçevesinde eğilim göstermeye başlamalarıdır. Ortak kaygıları devlet, vatan ve millet olduğu halde birbirinden ayrı duran, fakat aynı fikir dilinin farklı lehçelerini kullanan insanların bir araya gelmesi ve ortak hedefe hareket etmesi, Türkiye Cumhuriyeti ve Türkler’in yoğun olarak yaşadığı diğer bölgeler üzerinde hesapları olan odaklar için gerçek bir kabustur. Daha önce ayrıştırılmış cephelerden kabul görmüş, ama geri plana çekilmiş olan isimleri yeniden piyasaya sürerek bu hareketlenmeyi kontrolleri altına alma çabasına girdikleri belirgin şekilde fark ediliyor. Ancak henüz fark etmedikleri veya engelleyemedikleri yeni bir durum var ki yaptıkları hesapları bozuyor; daha önce sağ ve sol olarak bölebildikleri Türk Milliyetçileri, birbirlerine bölünemeyecek kadar yakın duruyor.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI