Bugun...
YENİ HEDEF TÜRKÇÜLER Mİ?


Mustafa Kemal Göktan
mersintoprakajans@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 24-10-2017 00:00
     

“Bir gece ansızın gelebiliriz!” çıkışından sonra Türk Ordusu’nun Kerkük’e girmesini beklerken İdlip’e, ÖSO desteğiyle girmesiyle Türk Milleti’nin “gazını aldılar”. Bunu da öyle yansıttılar ki; sanırsınız İdlip bizim olacak veya “yıllardır süren savaşta en önemli hareketimiz ancak bu olabilirdi ve bir gece ansızın bunu yaptık” havasına girdiler.

Bölgedeki gelişmelerin yönetmeni olan ABD, İdlip harekatını başlattığımızda tepkisiz kalarak bize göz yumuyormuş gibi yaptı; ama diğer taraftan “vize ambargosuyla” da algı değiştirmeye yönelik tartışmaları başlattı.

ABD Büyükelçisi John Bass’ın açıklamalarını hatırlayalım: “Vize hizmetlerini durdurma kararını ben almadım, ABD hükümeti aldı. 9,5 aydır Türkiye’de terör saldırısı yaşanmıyorsa, IŞİD vazgeçtiği için değil, işbirliğimizin sonucudur.”

Bu demektir ki; “Akıllı olun, yerinizde durun! Bağladığımız köpekleri salarsak, ülkenizde terör yeniden başlar!”

Ve hemen ardından Mersin’de polis servis aracına bombalı saldırı…

Hep belirtiyorum; Türkiye’nin en kritik bölgesi, şu anda Mersin-Gaziantep hattıdır. Bu hattın en hassas yeri de Hatay’dır. İktidar partisinin, demografik yapıyı alt-üst edecek Suriyeli sığınmacı politikası nedeniyle kayıtlı ve kayıtsız en az bir buçuk milyon insan Hatay’a, kelimenin tam anlamıyla “çökmüş” durumda. Bunların arasında PKKlısı var, IŞİDlisi var, El Nusrası var, Hizbullahı var; var oğlu var.

Bu örgütlerin uyuyan hücreleri her an harekete hazır durumdadır, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Hareket emri aldıkları an Hatay’da, Gaziantep’te, Adana’da, Mersin’de, Kahramanmaraş’ta, Kilis’te ciddi sorunlar yaratacaklardır. Bu da adı ister PKK, ister PYD ya da YPG olsun; ortak amaç için pusuda bekleyen hainlere fırsat verecektir. Ortak amaç ise belli…

Sonuçta dikkat çekmek istediğim düşüncem şudur ki; İdlip’e bir gece ansızın girmiş olmanız, Hatay’da istikrarsızlığın oluşmasına ve hazırda bekleyen örgütlerin Doğu Akdeniz Bölgesi’nde terör eylemlerini arttırmasına neden olabilir.

Kerkük’ten İdlip’e çark edişimizde çıkarılan torba yasayı tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum; Telekom şirketlerinin 5 milyarlık kamu borcu silindi. Diğer yandan ise en fazla %8-10 olması gereken MTV zammı, başlangıçta %15 olarak düşünülürken, “birilerinin” talimatıyla %40 olarak açıklandı. İktidar partisi genel başkanı “bu olamaz!” tavrını göstererek zammın %25’e düşürülmesi(!) sağlandı. Yani aslında %15 olarak gerçekleşecek olan zam hem +10 olarak bize yansıdı, hem de iktidar partisi genel başkanının %15’lik, göstermelik indirimi sayesinde puan topladı.

Yine Türkiye’nin bütün ekonomik alanlarında şirketleri olan, ama yerli üretim adına taş üstüne taş koymayarak yabancı şirketlerin taşeronluğunu yapan şirketlerin de vergi borcu silindi.

Anlaşılacağı üzere; Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin çıkarına görünen her kararın yanında, öncesinde ve sonrasında Türk Milleti’nin zararına olan kararlar algı yönlendirmeleriyle uygulanıyor. Kamuoyunun dikkati ülkemizi ilgilendiren başka sorunlara çekilip, kendi projelerinin devamı için halkın zararına olan şeyler dikkatlerden kaçırılıyor, yani; “cambaza bak!” oyunu devam ediyor.

Düşüncem odur ki; bütün bunlar olası bir erken seçim hazırlığı olması ve bu seçimde %50+1’in kazanılabilmesi için hazırlanmış ve uygulanmakta olan planlardır. Elbette ki bunların sonrası da gelecektir.

Hedeflerine ulaşmaktaki tek engel bilinçli ve birlikte hareket eden Türk Milliyetçileri ve temel fikir olarak da gerçek anlamda (sağa-sola çekilmeyen) Türk Milliyetçiliğidir. Gerçekte Türkiye Cumhuriyeti’ni ayakta tutan da bu fikirdir. Kendi benliğine ve değerlerine bağlı, bilinçli ve birlikte hareket edebilen bir yapıyla da baş etmeleri olanaksızdır.

Her toplum kendi değerleriyle var olabilir. Irk, kültür, tarih, dil ortak özelliklerine sahip olan kişilerin, kendi toplumlarını sevmesi, benimsemesi ve savunması da milliyetçiliktir. Türkler, kendilerine “Türk” adı verildiğinden beri de milliyetçidir. Bu diğer toplumların bilincinin oluşmasından daha eskidir ve binlerce yılla ifade edilebilir. Türk Milliyetçiliği’nin özel bir adı vardır; Türkçülük. Bu kavramı bile farklı sıfatlarla ve terimlerle eleştirmeye çalışmak, ancak ve sadece cahilliktir.

Dünya sosyal ve siyasi tarihi tarafsızca ele alındığında çıkarılabilecek tek sonuç vardır; Türk, demokrasiyi tarihinde hakkıyla uygulayabilmiş tek millettir. Türk, her zaman doğrunun ve haksızlığa uğrayanın yanında olmuştur. İsrailoğolları’nın “rasizmini”, Türkler’e yakıştırmaya çalışmak, sadece tarih bilgisi eksikliğinden gelir.

Dedik ya; mevcut muktedirlerin hedeflerine ulaşmalarındaki tek engel bilinçli ve birlikte hareket eden Türk Milliyetçileri ve temel fikir olarak da gerçek anlamda (sağa-sola çekilmeyen) Türk Milliyetçiliğidir. Onlar da bunun farkında ki, iktidar partisi genel başkanı, yeni bir tartışma konusu olabilecek bir konuşma yaptı ve Türkçüleri, bölücülükle itham etti.

Din görüntüsü altında Arap ve Fars milliyetçiliği yapmanın dindarlık sayıldığı, onca masum kanı akıtarak Kürtçülük yapmanın insani hak sayıldığı bir duruma karşı durmayarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dinamiği olan Türkçülüğü bölücülük saymalarını yadırgayamayız. Herkes, kendisine uzak olan özellikleri eleştirir; doğru da olsa, yanlış da olsa.

Bu bölümde ise arkadaşlarımın yazdıklarından alıntılarla cevap vermek istiyorum:

“Türkçülük asaletten ve köklü bir geçmişten gelir. Binlerce yıllık Kutlu bir davanın doğal hissiyatıdır. Soylu köke sahiptir, köklü geçmişe sahiptir. Medeniyeti icat eden bir geçmişi vardır. Bilimi, sanatı ve sporu icat etmişizdir. Dünyanın her yerinde medeniyetimizin eşsizliğine dair kanıtlar vardır.

Sürüngenlikten gelen bölücüler ise el ele tutuştuklarınızdır. Onlar soysuzdurlar. Tarihleri yoktur, geçmişleri yoktur, hiç bir kültürel değerleri yoktur. Kendilerine ait dilleri yoktur, bırakıtları yoktur, medeniyeti yoktur…
Sadece Türk'e kefen biçmeye çalışan sırtlan ve İngiliz’e satılmış zihniyetleri vardır.”

Son olarak da 1944 Türkçülük Davası’nda yargılanıp beraat etmiş olan Necdet Sançar’ın sözleriyle bitirmek istiyorum;

 

“Türk soyunun ülküsü olan Türkçülüğün anlamını anlamak bir seviye meselesidir. Hayatında dalavereden başka şey tanımayan bir yaratık bu yüce fikri elbette ki kavrayamaz.”

"Yıkıcı fikirlerin önüne çekilecek en sağlam set, Türkçülük şuurudur."

“Sade millet halinde değil, fert olarak insan gibi yaşamak isteyen her Türk, “her şey Türklük için!” prensibini benimsemeye mecburdur. Bu prensibi benimsemeyenler, yalnız vatanlarını ve milletlerini değil, kendi varlıklarını da felaketin kucağına atmayı, bilerek veya bilmeyerek, göze alan zavallı yaratıklardır.”

Türk'ü sevdim, seveceğim. Ama bunun sonunda ızdıraplar varmış, felaketler varmış, hatta karşılaşılacak türlü kahpelikler doluymuş. Hepsi kabul!...



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI