Reklam
Bugun...
Genelkurmay Başkanının Darbe İfadesinde Dikkat Çekici Değişiklikler!..


Müyesser Yıldız
 
 
facebook-paylas
Tarih: 16-03-2018 07:58
     

Mahkemelerde ifadeler SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ile alınıyor ve daha sonra bunların çözümü yapılarak, tutanak haline getiriliyor.

İşte bu çözümler sırasında bazı sözler veya isimlerin çıkartıldığı, genelde de “Gürültüden duyulamadığı” gibi bir gerekçeye sığınıldığı yönünde yoğun iddialar var.

Peki Savcılıkta alınan ifadeler nasıl oluyor?

Şüpheli, sanık, müşteki veya tanık her kimse; Savcı ve bir zabıt katibi huzurunda ifadesini veriyor, zabıt katibi tutanağa geçiriyor. Sonunda ise, “Okundu, tutanak birlikte imza altına alındı” denilerek, sırasıyla Savcının, Zabıt Katibinin ve ifade sahibinin adı yazılıyor.

Savcıların, ifade sahibinin anlattıklarını genellikle özetleyerek tutanağa geçirdiğini de biliyoruz.

Özetle, normal şartlarda, ifade tutanağında sonradan herhangi bir değişiklik mümkün değil. Değişiklik olacaksa da yine Savcı ve Katip huzurunda yeni bir ek ifade tutanağı düzenlenip, ekleme veya çıkarmalar bununla yapılıyor.

Lâkin önümüzde ilginç bir örnek var.

15 Temmuz'un yoğunluğunda ve sonrasında da dikkat çekmeyen bu ifade Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'a ait.

Akar “Şikayetçi” sıfatıyla şu ana kadar 15 Temmuz'la ilgili bir kez ifade verdi.

İfadenin tarihi 18 Temmuz 2016, saat 16.05...

Gerçekte iki gün sürdü.

Savcı ve Zabıt Katibi, 18 Temmuz'da Genelkurmay Karargâhı'na giderek, Akar'ın ifadesini almaya başladı. Belli bir noktadan sonra, “Müştekinin yoğun programı nedeniyle ayrılması gerektiğinden” saat 16.55 itibarıyla ifade işlemine ara verildi.

Genelkurmay Karargâhı'ndan bilgi verilmesi üzerine ertesi gün saat 14.00'te heyet yeniden Genelkurmay'a gidip, Akar'ın ifadesini tamamladı. İfadenin sonuna da 19 Temmuz tarihi ile Savcı, katip ve Akar'ın adları yazıldı.

-İfade Aynı Ama Fark Çok-

Türkiye, Akar'ın 6 sayfalık ifadesinden 25 Temmuz'da Anadolu Ajansı'nın servis etmesiyle haberdar oldu.

Kamuoyunun bildiği ve halen davalarda “Delil” olarak kullanılan da bu ifade.

Ancak yine halen Savcılık dosyasında duran 5 sayfa artı 4 satırlık bir ifade daha var.

Alındığı yer, tarihi, saati, Savcı ve Katibin ismi itibarıyla aslında aynı!..

Bununla, 25 Temmuz'da kamuoyuna duyurulan ve dava dosyalarında “Delil” olarak yer alan aynı ifade arasında ne fark var derseniz?

Sayfa sayısı dışında oldukça dikkat çekici farklılar var.

Mesela Savcılık dosyasındaki ifadesinde; Darbeyi tebliğ etmeye geldiğini söylediği Mehmet Dişli'ye, “Ne diyorsun ulan sen, ne operasyonu, sakın ha” diye bağırdığını anlatmışken, diğerinde bu sözler, “Ne diyorsun ulan sen, ne operasyonu, sen manyak mısın” olmuş.

Yine ilkinde; Emir Subayı Levent Türkkan'ın kendisini zorla koltuğa oturttuğunu, ağzının kapatıldığını, ayrıca Levent Türkkan'ın elinde tabanca ile, “Komutanım sakin olun, vururum” gibi bir şeyler söylediğini belirtmişken, diğerinde; “Bu esnada kolunu boğazıma doladı, sıktı, askeri kıyafete ait ip türü bir cisim boğazıma sürtünmesiyle...” ve “Levent Türkkan, 'Komutanım sakin olun, vururum, sıkarım' gibi bir şeyler söyledi. Gözlerinde sıkmakla sıkmamak arasındaki robotik tereddüdü gördüm” şeklinde eklemeler yapılmış.

Başka?

İlkindeki, “Bu şekilde beni etkisiz hale getirdiler” ile “Bir ara tuvalete gitmek istedim” cümleleri diğerinde; “Bu şekilde beni arkamda biri olacak şekilde bir koltuğa oturtarak etkisiz hale getirdiler... Bir müddet sonra lavaboya gitmek istediğimi söyledim” olarak değişmiş.

İlkindeki; “Montumu, kepimi ve çantamı istedim. Kendileri getireceklerini söyledi” ifadesine de, “Montumu, kepimi ve çantamı istedim, cep telefonum emir subayı odasında kaldı. Montumu ve kepimi sanırım elime verdiler. Çantayı kendileri getireceklerini söylediler” şeklinde ayrıntılar eklenmiş.

Akıncı Üs Komutanı Hakan Evrim'le o meşhur konuşmaya dair anlatıma gelince;

İlkindeki; “Hakan Evrim dilerseniz sizi kanaat önderimiz ile görüştürürüz gibi bir şey söyledi” cümlesi ikincide; “Hakan Evrim, 'Dilerseniz sizi kanaat önderimiz Fethullah Gülen ile görüştürürüz' gibi bir şey söyledi” olmuş.

Bir başka örnek;

“Tutulduğum yerde belli bir süre daha geçmişti ki, tv kapandı. O sırada eşime haber vermek için telefon bağlamalarını istedim” cümlesi, “O arada yaptığınız ayıp, hiç olmazsa askeri hattan eşime haber vermek için telefon bağlamalarını istedim” şeklinde değişmiş.

Sabah 08.30-09.00 gibi Başbakanla telefon görüşmelerini anlattığı bölüm; İlkinde hemen ardından Akın Öztürk'ün de kendisiyle birlikte gelmek istediğine geçmişken, diğerinde araya, “Benzer şekilde MİT Müsteşarını aradım, bilgi verdim” cümlesi girmiş.

İlki ile diğerinin sonuç bölümünde de epey değişiklik var.

Mesela şu kısım ilkinde yok:

“Olayların ardından karargaha İkinci Başkanım Org. Yaşar Güler benden bir gün önce gelmişti. Bana anlattığı bir gariplik, ki makamınız da incelemelerinde tespit etmiş olabilir. Odamın gayet toplu ve düzenli olduğu hususudur. Oysa ben çalışmakta iken odadan şiddet kullanılarak ve zorla götürülmüştüm. Makam ve dinlenme odasında masa, sehpa, etejer, üzerilerinde kitap, kırtasiye malzemeler, çikolata, yiyecek, içecek, gazete küpürleri, hediyelik eşyalar nedeniyle normalde kalabalık görünmesine rağmen çok sade ve düzenli bulunmuş. Ayrıca bazı eşyaların kaybolduğu, iki biblonun yerlerinin değiştirildiği anlaşılmıştır. Nitekim Sayın Devlet Bahçeli tarafından hediye edilen ve odamda hatıra maksatlı duran tabanca ve beni götürdüklerinde Emir Subayı odasında kaldığını düşündüğüm şahsi cep telefonum halen bulunamamıştır. Bu husus, bende makamın bir başkası için hazırlanmış olduğu kanaatini doğurmuştur. Makamımda rutin çalışmalar sırasında çekilmiş bir kısım fotoğrafları sunuyorum dedi. 4 adet fotoğraf dosyaya eklenmek üzere alındı.”

Keza, “Paralel yapının bu çılgınlığa neden giriştiğini” değerlendirdiği bölüme, “Ayrıca İkinci Başkanım ile beraber çevremizdeki personellerin bir kısmının bu örgüt ile bağlantılı oldukları hususunda şüphelerimiz gelişmişti, şurada çok ciddi adımlar atacaktık” cümlesi eklenmiş.

Yine ilkinde yer alan, “Devletin tüm kurumlarının bu konuda aldığı mesafe de gözü dönmüş bu hain teröristleri tahayyül edilemeyecek derecede bir teşebbüse itmiştir kanaatindeyim” ifadesindeki, “Tahayyül edilemeyecek derecede” kısmı çıkmış.

Ve son olarak, “Bu yapılanmanın içinde olan, şahsıma, milletime, silah arkadaşlarıma, emniyet mensubu kardeşlerime, devletin kurumlarına, Türk tarihine, medeniyetimize bu derece zarar veren her bir kişiden ayrı ayrı şikayetçiyim. Hem şahsım hem milletim hem TSK olarak kurumum, adaletin bunlara hak ettikleri en ağır cezayı vereceğine inanıyorum” cümlesi şöyle değişmiş:

“Türk Silahlı Kuvvetlerinin, şehitlerimizin ve gazilerimizin kanı ve teri pahasına büyük kahramanlık ve fedakarlıklarla kazandığı haklı itibarına bir günde kara bir leke süren bu hainlerin yaptıkları asla unutulmayacak ve inanıyorum ki, hak ettikleri cezayı en ağır şekilde alacaklardır.”

Sadede gelirsek;

Haklı olarak, “Ne var bunda? Bazı şeyleri sonradan hatırlamış, ekletmiş ve düzeltmiştir” diye düşünebiliriz.

Nitekim Hava Kuvvetleri eski Komutanı Abidin Ünal da Savcılık'taki ifadesinde bazı beyanlarının tutanağa yanlış geçirildiğini ve sonradan bazı şeyleri hatırladığını belirterek, ikinci kez ifade verdi. “Yanlış anlaşılmış” dediklerini düzeltti, sonradan hatırladıklarını ekletti.

Fark şurada;

Abidin Ünal'ın ikinci ifadesi “Ek ifade tutanağı” olarak tanzim edildi... İkinci ifadeyi hangi tarihte verdiyse, o tarih yazıldı... Ve her ikisi de dava dosyalarına kondu...

Akar'ınkinde ise böyle değil.

Her ikisinin de üzerinde, “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı- Şikayetçi İfade Tutanağı” yazıyor... Her ikisinin altındaki tarih, saat ve isimler aynı...

Yine, “Düşündü, taşındı, ifadesini okuyunca bazı eksiklikler gördü, düzeltti” diye düşünelim.

Yani ilkinin “taslak” ifade olduğunu varsayalım.

Bu da olabilir. Ama o zaman şunu sormak gerekmez mi?

Eğer ilki “taslak” idiyse iptal ve imha edilmesi gerekmez miydi? Halen dosyalarda ne arıyor?

Yazının başlangıcında, “Savcıların, ifade sahibinin anlattıklarını genellikle özetleyerek tutanağa geçirdiğini de biliyoruz” dedik, ama bu süreçte bazı beyanların tutanağa hiç geçirilmediğini de gördük.

Misal; 4 ay önce dönemin Muharip Hava Kuvveti ve Hava Füze Savunma Komutanı eski Korgeneral Mehmet Şanver'in iki Savcılık ifadesini gündeme getirip, Şanver'in her ikisinde de Akın Öztürk'le kendisi veya Abidin Ünal'ın görüşmesinden hiç söz etmediğine dikkat çektik.

O yazımız üzerine arayan Mehmet Şanver, Savcıya Abidin Ünal-Akın Öztürk görüşmesine dair bildiği herşeyi anlattığını söylemekle kalmadı, bunları bizimle de paylaştı. Bu vesileyle de ifadesinin “sansüre” uğramış olduğunu öğrendi.

Bunu gördükten sonra Akar'ın ifadesindeki o “ilavelerin” sebeb-i hikmetini merak etmek abesle iştigâl sayılabilir mi?!.

 

Müyesser YILDIZ
16 Mart 2018

 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI