Bugun...
Bir Ülkücünün Manifestosu


Op. Dr. Kayıhan Çağlar Sağlıklı Düşünce
kayihancaglar@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 14-01-2017 07:45
     

Dün olduğu gibi bugün de, bazı parti genel başkanları ve birtakım siyasilerin konuşmalarına dikkat edelim. Konuşmalarının satır arasına muhakkak ki “Ülkücü ve/veya MHP’li kardeşlerim’ ‘Milliyetçi Hareket Partisinin değerli mensupları’ ‘Biz de Ülkücüyüz/Milliyetçiyiz’ ‘Ülkücü Milliyetçi tabana sesleniyorum” kelamlarını sıkıştırmayı hiç de eksik etmiyorlar, maşallah. Ülkücülere, ne zamandan beridir serseri mayın gözü ile bakar oldular ki bize hitaben konuşurlar? Ülkücülere, ezelden ebede fiyat biçilebilmiş midir de bize sahiplik taslarlar? “Mücadelemiz, Son nefer, Son nefes, Son damla kana kadardır!" diyerek  içtiğimiz antı, içtikleri herhangi bir sıvıya mı benzetirler?

Peki bu yaşadıklarımıza cesaret veren nedir, kimdir? Bunda bizim de payımız yok mudur? Mevcut durumu tasvip etsek de etmesek de, geçen hafta “MHP’nin Anatomisi” yazımızda bahsettiğimiz ulvi duyguları uhdemizde bulundurmamıza rağmen çeşitli forumlarda; şahısların kişisel ve bedensel vasıfları ya da zaafları üzerinden yazıp-çizmek, asıp-kesmek, yorgan ve etek altı hakaret etmek; Başbuğumuzun mirası ve Ülkücülerin mabedi konumundaki MHP’ye ‘Balgat’ diyerek hafife almak; Türk milleti için asılda; lokomotif, kumanda ve kök konumundaki Milliyetçi Hareket’e, sanalda; stepne, vagon, baston yakıştırması yapanlara yataklık etmek, MHP Genel Başkanına herhangi bir insanoğluna dahi söylenmemesi gereken çirkin ifadelerle seslenmek ve hele ki 'Bozkurt' haricindeki fabl kahramanlarına dair teşbih etmek, MHP’yi baraj altı imiş gibi gösterip başarısızlıktan medet ummak, benden ya da şu kimseden sonrası tufandır, demek ya da bunu ummak; faydasız, sonuçsuz ve anlamsızdır.

İlaveten, halen TBMM’de müzakerelerine devam edilmekte olan ‘Anayasa Değişikliği hk. Kanun Teklifi’ oylamalarında, oyunun rengi “Evet” şeklinde tecelli edenleri ya da referanduma gidileceğinde “evet” oyu vereceğini ifade edenleri ‘vatan hainliği’ ile suçlamak da doğru değildir. Vatan sevgisini geçmişte canı ve geleceği pahasına ispatlamış bir davanın temsilcileri olan Ülkücü/Milliyetçi hiçbir kimse, bu itham ile değerlendirilemez. Hele ki teröristbaşı Abdullah Öcalan’a saygıda kusur etmeyen, PKK’nın şer yuvası ‘kandil’in ev sahipleri ve terörist cenazelerinden eksik olmayanlarla terazinin aynı kefesine koymak, haksızlık ve haddi aşmaktır. Ayrıca bir durumu da hatırlatmakta fayda var; ‘Devlet büyüklerine ve parti tüzel kişiliğine karşı hakaret, toplumu kine ve nefrete sevk etme, iftira, kişilik haklarına saldırı ve halkı galeyana getirmek' TCK'nın ilgili hükümlerince de suçtur.

Ebeveyn ve Ülkücülük terbiyesi ile parti disiplini gereği tavır almamış ya da olayların üzerindeki sır perdesi kalkmadan ve hadiseler tüm açıklığı ile belli olmadan kanaatini açıklamayacak Ülkücüleri, kendisi gibi davranmıyor, diye mevki ve makam düşkünü, yalaka ve yamak gibi sözlerle itham etmek; öz kardeşlikle ne derece örtüşecektir. Merhum Galip Erdem’in kastettiği eyyamperest olmayanlar için söylüyorum, istemeden de olsa verilen hasarı onarmak yine  hepimize düşecektir.

Bakınız; Hz. Eyüb (a.s), bir ilahi imtihan olmak üzere üzüntülere maruz kaldı. Deniliyor ki: “Evi yıkılıp on kadar çocuğu altında kalarak vefat etti. Malları elinden çıktı, on sekiz veya on üç sene kadar hasta oldu. Bununla beraber hastalığı insanların nefretini çekecek bir vaziyette değildi.” Öyle hastalıklardan Peygamberler bir hikmet gereği korunmuşlardır. Bu muhterem zat, bütün bu musibetlere karşı sabrediyordu. Hatta deniliyor ki, eşi bir gün kendisine demiş ki: “Cenab-ı Hakk’a dua etsen olmaz mı ki, bu dertleri senden gideriversin?” O da demiş ki: “Benim bolluk ile, geçim genişliği ile yaşadığım müddet seksen senedir; bu darlık, hastalık müddetini ise o genişlik müddetine kavuşmuş değildir. Artık ben Allah Teala'dan utanırım ki, ona dua ederek bu halin giderilmesini temenni edeyim.” Bununla birlikte birtakım dinsizler, eğer o Peygamber olsa idi böyle musibetlere maruz kalmazdı, demişler ve kendisi de pek perişan bir halde bulunmuş olduğu için secdeye kapanmış, "Yarabbi! Beni zarar kapladı, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin…” diye duada bulunmuş, hemen kendisine bir nida gelerek denilmiş ki: “Başını kaldır, duan kabul olundu, ayağını yere vur.” O da vurmuş, yerden bir su kaynayıp çıkmış, onunla yıkanmakla bedeninin dışındaki hastalıktan bir eser kalmamış. Ayağını tekrar yere vurmuş, diğer bir göze meydana gelmiş. Ondan içince de içerisinde hastalık adına bir şey kalmamış. Tamamen sıhhat bulup kendisine gençlik ve güzelliği yeniden gelivermiştir. Ve daha sonra vefat eden çocuklarının iki misli çocuklara nail olmuştur. Hz. Eyüb’ün (a.s) sabrı, Müslümanlara, hele ki her Müslüman-Türk’e örnek teşkil etmelidir.

 

Söz konusu, davamızın temelini oluşturan; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğü ile Türk milletinin âli menfaatleri iken, elbette ki yaşanılan gelişmeler karşısındaki; rahatsızlık, kaygı ve çekincelere binaen eleştiri ve itirazlarımızın oluşması doğaldır. Başka bir oluşum içerisinde olunmayacağı varsayımına dayanarak söylüyorum; öyle ya da böyle, gidenin de gönderilenin de bir gün, geri gelebileceği ihtimali her daim vardır. Öyle ise o gün için dahi beklemeye, sabretmeye tahammülümüz yok mudur? Kozmik oda durumundaki Genel Merkezin tahayyülüne anlam yükleyemediğimiz zamanlarda; Eskişehir Ülkü Ocakları Başkanlığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevlerinde bulunan Merhum Ali Metin Tokdemir’in (1959-1995) dediği gibi: “Ülkücülük, bazen evinin bir köşesine çekilip; onurlu ve lekesiz bir şekilde yaşamaktır.” sözüne kulak vermek, en doğru olanı, değil midir? Bir önceki yazımızda Ülkücülükten bahsederken: “Gereğinde; azim ve cesaret, yiğitlik ve kahramanlık, gereğinde ise sabır, sükunet ve sühulet sahibi olmak gibi meziyetlerin tamamı, dava adamlığının gereğidir.” demiştik. İçinde bulunduğumuz dönem; sabır, sükunet ve sühulet zamanıdır, diye düşünüyorum. En azından anayasa değişiklik teklifinin nihai oylaması olan 2’nci turun neticesini müşahede ve meşveret etmek, gerekmez mi?

 

MHP,  bireysel çıkar beklentisindeki 'adamın adamı-fan'lar ile şahsi kapital peşindeki 'paranın adamı-fon'ların değil; yardan vazgeçmiş serdengeçtilerin, 9 Işık'ın gölgesindeki 'dava adamlarının, Bozkurtların, Beylerin' otağıdır. Yağız yer, kızıl bakır oluncaya kadar ve ateşten yeşil çiçek çıkana kadar Ülkücüyüz, MHP'li'yiz, biz! Filhakika,  İsrafil'in 'Sûr'a nefes vereceği Kıyamet Günü’ne kadar MHP, hayat bulmaya devam edecektir.

Her hal ve şartta, hiçbir kimse; MHP’siz bir siyasi yaşam ve Milliyetçi Hareketsiz bir sosyal hayat düşünmemeli ve plan yapmamalıdır. Hiçbir koşulda MHP’ye rağmen; Türkiye, Türk milleti ve Türk dünyası ummamalıdır. Çünkü Hakk için MHP’de Şehitlerimizin hakkı vardır; Üç Hilal, tebeşir ile değil kanla çizilmiştir. Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ’in ifadesi ile; ''Biz Allah tarafından bir imtihandan geçiyoruz, bu imtihandan aramızda kalanlar da olacak, geçenler de, ama biz davamızdan ve yolumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz...'' Ölmez bu hareket, ölmez bu dava!

Son söz: Ayağımızı yere vurduğumuzda açılacak gözeden kaynayan sular ile içimizdeki ve dışımızdaki hastalıklardan kurtulacağımız günlerin duası ve sabrı ile şen ve esen kalınız.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI