Bugun...
Karlofça’dan Karlov’caya


Op. Dr. Kayıhan Çağlar Sağlıklı Düşünce
kayihancaglar@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 25-12-2016 21:03
     

Batı Avrupa'nın kapısı sayılan Viyana şehrinin Osmanlı Devleti tarafından kuşatılmasının ikincisi 1683'te Sultan Dördüncü Mehmed Han döneminde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından gerçekleştirilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde  Macaristan’ın bir kısmı vergi karşılığında Avusturya’ya bırakılmıştı. Avusturya’nın Macarlara ağır baskıları sonucunda Macarlar, ayaklandılar ve Osmanlılardan yardım istediler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, Avusturya’ya savaş ilan etti. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, maiyetindekilerin itirazına rağmen Viyana üzerine yürüdü ve Osmanlı ordusu büyük bir bozguna uğradı. Osmanlıların, Avusturya üzerine üç büyük sefer düzenlemesi üzerine Papalık tarafından kutsal bir ittifak oluşturuldu. Avusturya, Venedik, Lehistan ve Rusya, Osmanlılarla birlikte savaşma kararı aldılar. On altı yıl süren savaşlar sonunda karşı koyacak gücü kalmadığını anlayan Osmanlı Devleti, Karlofça Antlaşması'nı (1699) imzalayarak savaştan çekildi.

Barış görüşmeleri müttefik dört devlet ile bugünkü Sırbistan sınırları içindeki Karlofça kasabasında yapıldı. Antlaşmada Osmanlılara en büyük güçlüğü çıkaran Rusya oldu. Rus temsilci ile Karlofça’da bir antlaşmaya varılamadı. Rusya ile Karlofça’da iki senelik bir ateşkes yapıldı. Rusların amacı Kırım'a doğru ilerlemekti. Ancak, Avrupalı Devletlerin baskısıyla  Rusya ile Osmanlı Devleti arasında Karlofça Antlaşması’nın devamı niteliğinde olan İstanbul Antlaşması 1700′de imzalandı. Bu antlaşma ile Rusya'nın İstanbul'da ilk defa sürekli olarak elçi bulundurması da kabul edildi.

Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları nihayetinde Osmanlı İmparatorluğu bir ilk olarak geniş ölçüde toprak kaybetmiş ve ilk defa müttefik kuvvetler karşısında gerileyerek taksime uğramıştır. Osmanlı Devleti'nin Orta Avrupa'daki egemenliği büyük ölçüde sona ermiştir. Karlofça’dan sonra Osmanlılar, Avrupa'dan geri çekilmeye başlamıştır. Karlofça barışı, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nu taarruz eden bir devlet durumundan çıkarmış, ancak elindeki toprakları muhafazaya çalışan bir imparatorluk haline getirmiştir. Ayrıca duraklama dönemi biterken gerileme dönemi başlamıştır. Yine bu antlaşmada Kırım Hanlığını yıkılmaya götürecek bazı maddelerin kabulü ile Kırım Hanlığı’nın yıkılması hızlanmıştır.

1829’da Tahran’da Alexander Griboyedov, 1923’de Lozan'da Vatslav Vorovsky  ve 1927’de Varşova'da Pyotr Voykov, vurularak öldürülmüşlerdi. Ve!.. Karlofça Antlaşması ile başlayan büyükelçilik temsiliyetinin devamı durumundaki Andrey Karlov, Rusya’nın suikaste uğrayarak öldürülen dördüncü büyükelçisi oldu.

2 Eylül 2013 günü dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e güven mektubunu sunup göreve başladığında Karlov: "Allah'a şükür Suriye'de değil Türkiye'de Rusya büyükelçisiyim… Rusya ve Türkiye'nin tutumları Suriye konusunda tam olarak birbiriyle örtüşseydi bu güzel olurdu. Ama böyle olmadı. Şu veya bu uluslararası sorunun çözümünde tutumlarımız farklı olabilir. İlişkilerimiz bu sınavı geçti çünkü bu farklılıklar ilişkilerimize olumsuz etki yaratmıyor. Suriye bizim için bağımsız ve barış dolu bir ülke olarak gerekiyor." sözleri ile Rusya’nın Ankara Büyükelçisi olmakla kalmayıp aynı zamanda ‘barış elçi’si olduğunu da teyit ediyordu. Kaldı ki 24 Kasım’daki ‘uçak düşürme’ krizi sonrasında Moskova ile Ankara arasındaki diyalogun normalleşme sürecinde önemli katkıları olmuştu.

Ne var ki Andrey Karlov; mayasında “Elçiye zeval olmaz” Türk atasözü yer almamış, hamuruna  ‘Türk misafirperverliği’ katılmamış, hayatının baharında ama kışa programlanmış, polislik mesleğinin başında ancak ölmeye ve öldürmeye güdümlenmiş bir terörist tarafından; 19 Aralık’ta, Ankara’nın göbeğinde, kalleşçe; arkasından sıkılan 9 adet kurşun ile katledildi. "İlişkilerimiz normalleştikten sonra Ankara'da yapılan ilk etkinliktir.” ifadesi ise Karlov’un son sözleri idi. Karlov, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde suikast sonucu öldürülen ilk büyükelçi oldu.

Başlığımızda ‘Karlofça’dan Karlov’caya” olarak ifade edildiği gibi; tarafları, gelişmeleri ve sonuçları itibari ile benzer yönleri bulunan Karlofça Antlaşması’na ve “v-f” benzeşmesine atıf yaparak ‘Karlov’ca Mutabakatı’ olarak adlandırdığım Moskova Mutabakatı, hükümlerini 19 Aralık’tan itibaren günbegün yaşayarak göreceğimiz bir hal alacağa benzemekte. Taraflarca Türk-Rus ilişkilerinin etkilenmediğine dair açıklama yapılmasına rağmen her şey sütliman ve güllük gülistanlık değil… Perşembenin gelişi çarşambadan belli olmakta!..

20 Aralık… Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev: "Uluslararası hukukta büyükelçinin öldürülmesi, medeni ilişkilerin ötesine geçen ağır bir suçtur. Ve Rusya bunun cezasız bırakılmasına izin vermeyecektir." Adını siz koyun! Mütekabiliyet esasına dayalı; intikam mı, tehdit mi, şantaj mı?

20 Aralık… Rusya Devlet Başkanı Putin, suikasti aydınlatmak için MİT ile birlikte çalışmak üzere Rusya Federasyonu Federal Güvenlik Teşkilatı-FSB'nin (eski KGB-Sovyet Gizli Servisi) en iyi istihbarat elemanlarını Türkiye'ye gönderdi. Bu bir nevi güvensizliğin göstergesi, bir bakıma da egemenliğimize müdahale anlamına gelmiyor muydu, sizce?

20 Aralık… Önceden planlandığı hali ile Karlov suikastinin hemen ertesi gününe denk geldiği için Rusya’nın iptal edeceği ya da erteleyeceği tartışılmakta olan toplantı, her hal ve şartta Moskova'da gerçekleştirildi. Nihayetinde Türkiye, İran ve Rusya Dışişleri Bakanları, ortak bir bildiri üzerinde anlaştıklarını açıkladılar, Moskova Mutabakatı!

En dikkat çeken yanı ise  Türkiye’nin Suriye politikasındaki yüz seksen derecelik değişim… 8 maddelik Mutabakatın 5.maddesindeki “İran, Rusya ve Türkiye, Suriye hükümeti ve muhaliflerin arasındaki görüşmeleri kolaylaştırmaya ve gerçekleşmesi ümit edilen anlaşmanın garantörü olmaya hazırdır.” ifadeleri 2011’den bu yana yürütülen Esad karşıtlığı politikanın değişmek zorunda kalındığını gösteriyor. Deneyimli diplomatlar, Türkiye’nin Suriye politikasını altı yıldır “Esed gitmeli” ısrarına dayandırmasını, zaten yanlış bir siyaset olarak değerlendirmişti. Uluslararası ilişkilerin gereği ve çıkarlarımız için doğrusu da esasen bu politikanın değişmesi idi. Türkiye, Moskova mutabakatıyla “Suriye Hükümeti” denilen deklarasyona imza atmakla “Esed gitsin” fikrinden vazgeçmiş ve Esad’ı yeniden tanımış, oluyor. Yani “Gitti Esed; tekrar geldi, EsadGörünen odur ki Karlov suikastinden duyulan mahcubiyet, Moskova Mutabakatı’na da yansımış durumdadır.

Son söz: Suriye’de sağlanacak ateşkes sonrası siyasi çözüm için; Kazakistan’ın başkenti Astana’da Ocak ayı ortalarında Suriye’deki muhaliflerin Esad hükümetiyle yapacağı görüşmelerde Türkiye, Rusya ve İran garantör olarak bulunacak. Birlikte uzlaşı ve barış koşulları değerlendirilecek. Yani Türkiye, Esad rejimi ile aynı masaya oturmuş olacak. Umarım ki Astana görüşmelerinin sonuçları, iki senelik ateşkesi takiben imzalanan İstanbul Antlaşması’nın devamına benzemez… Şen ve esen kalınız.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI