Bugun...
Kırık Ok’un Sırrı


Op. Dr. Kayıhan Çağlar Sağlıklı Düşünce
kayihancaglar@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 15-05-2017 16:00
     

Geçtiğimiz haftaki “MHP, Türklüğün Bengü Taş’ıdır” başlıklı yazımızda, II. Göktürk Kağanlığı’ndan bahsederken: “…Aşina ailesinden Kutluk (İlteriş) Kağan, Çin hâkimiyetine son vererek 680-682 senesinde devleti yeniden toparladı. İlteriş Kağan, 691′de ölünce yerine, kardeşi Kapgan Kağan geçti. İlteriş Kağan’ın Bilge ve Kül Tigin adlı iki oğlu vardı. Öldüğünde bunlar 8 ve 7 yaşlarında idiler. Kapgan Kağan 716′da ölünce idareyi onun oğulları almak istedi. Fakat Bilge ve Kül Tigin kardeşler buna engel olarak ve kuzenlerini tasfiye ederek babalarının devletine el koydular ve Bilge Kağan hükümdar oldu. İki kardeş, babalarının ve amcalarının veziri, Bilge Kağan’ın kayınpederi Tonyukuk’un da yardımıyla devleti daha da kuvvetlendirdiler…” demiştik.

Balalar kendini kanıtlamak, ad almak derdinde idi. Çoğu bunu ad almak için yapmazdı, ancak yaptığı iş boyundan büyükse namının duyulmasına sebep olurdu. Kurt yavrusu, anası gibi av boğunca kurt; pars yavrusu, dağa pençe vurunca pars; kartal yavrusu, ava gökten dalınca kartal; ve insan balası, kendini ispatlayınca ad alırdı. Nam alma derdinde olmayıp boyundan büyük iş yapan balalardan biri, ağabeyi ile Ak Otağında  eğleşiyordu. İlbilge Hatun (Kutluk Kağan’ın eşi): “Oğullarım, bilesiniz ki bugün ad alacaksınız” diyerek ok sadağından ardı ardına alaca (bir çeşit av kuşu) tüylerin olduğu temrensiz (okun ucundaki sivri demir) iki oktan birini küçük oğluna, diğerini de büyük oğluna verdi. Ok, sahibini ardındaki tüyün renginden belli ederdi. Büyük oğluna; oku amcası Bögü Çor’a (sonradan Kapgan Kağan) vermesini istedi. Bozkırda kural, müjdeli bir haber için çağrılması istenen kişiye sahibinden iz taşıyan ‘temrensiz ok’ giderdi. Ordu toplamak isteyen kağan ulakları ile boy beylerine ‘temrenli ok’ gönderirdi, bu da ‘savaş’ demekti. Diğer oku küçük oğluna verip ulak ile “Atsız Ata’nın günbatımından önce  burada olmasını” iletmesini, söyledi. Her asrın hatırı sayılan bir ozanı olurdu, bütün Türk boyları ona saygı duyar, onun hakemliğinde verilen kararlara uyar, onun aracılığıyla atasından kız ister, yiğitlik hüneri gösterip ad alacak erkek çocuklara ve Türk’e ana olacak bütün kız çocuklarına o ad verirdi, o da Atsız Ata idi.

Babaları İlteriş Kağan, çıktığı avdan yurduna, avladıkları ile dönmüştü. Neden sonra Atsız Ata da gelmiş, iki küçük tigine  (Türk devletlerinde hükümdar çocuklarına verilen unvan, ilk Türk devletlerinde kağandan sonra gelen en üst düzeydeki yöneticinin unvanı) armağanlar vermişti. Atsız Ata: ”Yaşamayasın… Türk, yaşamayasın! İlini sen yönetmezsen yaşamayasın. Kağanın senden değilse yaşamayasın! Kendi dilini demezsen yaşamayasın.” diyerek ad verme törenini başlattı. Büyük tigin altı, küçük tigin beş yaşında idi. Büyük tigin, yaşından beklenmeyecek bir marifet sergileyip kendisinden umulmadık bir dörtlük söyleyince Atsız Ata: “Bilge’dir tiginim adın” diyerek ad verir. Amcası ölüp kağan olana dek ‘Bilge Tigin’ denildi. Ağabeyinin ad aldığı günün gecesinde küçük tigin’in: “Ateş yansa; düşse Türk içine / Birlik olur, otağ kurar Türk içine / Ateşe düşüp yanmayan şey küldür / Külden türer Türk, düşmeye od içine!” sözleri ise herkesi şaşırtır ve o da ad almaya hak kazanır. Atsız Ata ona da ‘Kül Tigin’ adını verir. Böylece Kül Tigin, ad almakta Bilge Tigin’den geri kalmamıştı.

Amcaları Bögü Çor’un; Bilge ve Kül tiginlerden yaşça büyük olmasına karşın hüner gösteremediği için henüz ad alamamış oğlu, tiginlere kin ve düşmanlık beslemekte idi. Bu durumu fark eden İlteriş Kağan, kardeşi Bögü Çor’a “Bilge ve Kül tiginlerle yeğenimin iyi geçinmesi için onlarla beraber ava çıkmalısın.” önerisinde bulunur. Bögü Çor’un oğlu, babasının gergin kirişine alışması için verdiği yayla çalışmak yerine uyumayı tercih etmişti. Ertesi gün Bögü Çor’un refakatindeki üç tigin, yay kirişine gerdikleri kızıl, ak ve boz tüylü oklarla av alanını taramaktaydılar. O sırada gördükleri tavşanı gezlerlerken iki tiginin yay kirişleri kulaklarına  yaklaşmış; ancak Bögü Çor’un oğlu, babasının sert yayını gererken zorlanmıştı. Fakat tiz bir ıslık sesi ile tavşana saplanan ala tüylü oktan, amcaları Bögü Çor’a ait olduğunu anlamışlardı. Bögü Çor: “Kardeş üç ok, tek okun dahi fazla geleceği bir ava yönelmişse o işte bir yanlışlık vardır, değil mi tiginler?” diyerek ders vermişti.

Tiginler bu kez, adım yönlerini değiştirmişti. Derken; Kül Tigin’in önünden birçok kuş havalandı ve hemencecik kirişindeki oku salıverdi. Ancak oldu saymayıp ardı ardına yedi ok daha saldı. Kül’ün ‘kızıl tüylü oku’ ile vurulmuş yedi kuş saydı. Sekiz ok saldığı için avın birini aramış bulamamıştı. Vuramamış olduğu için öfkelendi. Bir daha ıskalamamalı, diye düşünmüştü. Bilge Tigin ise; ‘ak tüylü oku’, kılıcı ve kargısı (mızrak) ile ciddî bir mücadele sonunda dev bir boz ayı avlamıştı. Bögü Çor’un oğlu ise, hala bir av aranmakta idi. Ansızın bir geyik gördü. Yayını doğrulttu, kirişi ancak burnuna kadar gerilmişti. Babasının sert yayını germeyi evvelden hiç denememişti. Gezlediği geyiğe oku tam salacaktı ki Bögü Çor’un okunun sesine benzer ancak daha tok bir ıslık sesi duydu. Geyik, boynuna saplanan bir okla sendeleyip koşarak neden sonra önüne kadar gelmiş ve devrilmişti. Bögü Çor’un oğlu ise geyiğin boynuna saplanan okun tüyüne bile bakmadan oku çekip çıkarmıştı. Etrafına bakıp, yakınlarda kimsenin olmadığını anlayınca da oku ortasından ikiye kırıp kendi ‘boz tüylü ok’ların arasına sadağına atıvermişti. Geyiğin boğazını, oku girdiği yerden yarıya kadar kestiğinde; av, kendisinin olmuştu artık.

Önce babası Bögü Çor gelip “Aferin Oğul… Güçlü bir geyik avladın.” dedi. Sonra gözleri, yerde yatan geyikte saplanmış ok arayarak; “Eee… Üstünde ok yok, nasıl yaptın bu işi?” diye sordu. Oğlu: “Uzaktan görünce ağacın arkasına saklandım, önümden geçerken üzerine atladım ve çaldım hançerimi boğazına…” der. Bögü Çor: “Bu iş sana ad olacaktır.” diyerek onu kutlar. Oğul babasını yalanına inandırdığı için  sevinmişti. Kül göründü atın üzerinde, yerde yatan geyiği görünce sevinse de mutluluğu kısa sürmüştü. Avın kanını amca oğlu akıtmıştı. “Yine ıskalamışım” dedi kendi kendine ve amcasının hilebaz oğlunu tebrik etti. Sonra da Bilge göründü ve “Tek okla mı hallettin, amcamoğlu?” diye sordu. Oğlu “Şey…” dediği anda Bögü Çor: “Ağabeyiniz, bu koca geyiği, hançerle halletmiş.” der. Bilge şüpheyle “Hançerle mi?” diye sorar. Geyiği yaralı halde boynuna saplanmış okla koşarken o da görmüştü. “Yanlış görmüşüm” diye düşündü; amcaoğlunu tebrik ederken onun sadağındaki boz tüylü okların arasında kanlı bir temren ve kızıl tüyleri görene dek. Bu, Bilge’nin dikkatinde kaçmamış, bir şey dememiş ve tebrik etmişti.

Ötüken Ormanı’ndan çıkarken iki kardeş en geriden geliyorlardı. Bögü Çor en önden sordu: “Kaç kuş vurdun?” Kül tek kuş avlayan olduğu için kendisine sorulduğunu anlayınca “Yedi tane vurdum amca. Sekiz attım, yedi vurdum. Biri ıska!” der. Amcası kızıl tüylü okla vurulmuş kuşu göstererek “Şu da senin olabilir mi?” der. Bilge: “Saldığı hiçbir ok boşa gitmez kardeşimin” diyerek kardeşiyle övünür. Kül: ”Geyiğe de ok salmıştım, ağabey!” der. “Başka bir geyiğe saplanmıştır senin okun üzülme!” der. Bilge, gözlerini kısıp amcaoğluna bakarken “Türk elinin gök gözlü Kül Tigin’i ıska ok salmaz!” dedi. Iskalamazdı da!

Gelecek haftaKırık Ok’un Adaleti” başlıklı devam yazımız ile kıssadan hisse çıkarıp bu bahse son vereceğiz. Şen ve esen kalınız.

 

Kaynakça: CENGİZ Ufuk, Kırık Ok, Türk Kağanlığı 1, Profil Yayıncılık, İstanbul 2015.

 

 

 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI