Bugun...
MHP’nin Anatomisi


Op. Dr. Kayıhan Çağlar Sağlıklı Düşünce
kayihancaglar@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 16-07-2016 00:00
     

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP); “Lider Ülke Türkiye” hedefini ortaya koyarken "Mutlu Millet, Güçlü Devlet, Huzurlu Fert" amacında olan aksiyoner bir harekettir. MHP, Türk milletine mensubiyet bilincini referans alan ‘Türk milliyetçiliği’ni ve milli hassasiyet, manevi duyarlılık, milli birlik ve bütünlük, toplumsal barış, hakkaniyetli gelir dağılımı, sosyal adalet gibi başlıklar ile de ‘Türk toplumculuğu’nu temel alan bir felsefeye sahiptir. MHP, meşruiyetçi bir anlayışla her türlü siyasi faaliyetini; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, parti tüzüğü gibi hukuk kurallarını esas alarak faaliyet yapmakta olan siyasi bir partidir. Ülkücüler nazarında ise aş, eş ve iş gibi hayatın olmazsa olmazıdır, MHP... Ülkücülere göre MHP; kendilerini doğal üyesi saydıkları, yönetiminde bizzat Ülkücülerin bulunduğu, teoride Ülkücülük değerlerinin (Allah, Kuran, Vatan, Bayrak ve Silah) kutsandığı, pratikte yönetim tarzının ‘Ülkücü; irade, tavır, ahlak ve ruh’ ile uyumlu olduğu bir yaşam biçimidir.

Mevcut siyasi partiler nezdinde, ‘Türk milliyetçiliği’ fikri farkına ilaveten; demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti kaidelerine bağlılıkta da fersah fersah önde olan bir partidir. Doğal olarak MHP’nin Tüzüğünde; Ülkücü Yemininde bahsi geçen “...Komünizme, Faşizme, Kapitalizme, Siyonizme ve her türlü Emperyalizme karşı mücadelemiz...” ifadesi geçmediği gibi, MHP’nin seçim beyannamesinde de; “Mücadelemiz, Son nefer, Son nefes, Son damla kana kadardır!” beyanı da yer almamıştır. Bu yüzden MHP’yi değerlendirirken sadece hukuki ve yalnız nicelik (kantite) yönleri ile ele almak; MHP’yi tanımamak/bilmemek anlamına gelecektir. MHP’yi incelerken kişilik ve ruhani olan tüm yönleriyle ile de irdelemek gerekir. Teşbihte hata olmazsa MHP’yi muayene edeceksek ve teşhis koyarken yanılmak istemiyorsak; onu, tüm organları uyum içerisinde çalışan tek bir vücuda benzetebiliriz.

Yaratanın hücre üstüne hücre koyduğu bir cenin iken ruhumuza nakış nakış işlediğidir, İslamiyet... Türk’ün ilk ve son Başbuğu (!) atamız Alparslan Türkeş’in “Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur” dediğidir; ruhla bedeni harman yapan, Ülkücülük harcını karan... Daha doğarken ilk tokatta, ilk ağlatılmada ve ilk nefeste içimize çektiğimizdir, Türk-İslam Ülkücülüğü... Ve yaşadığımız sürece solumaya devam ettiğimiz, hücrelerimizi kuvvetlendiren ve tazeleyen; iri, bir ve diri kalmamıza vesile olan ve ancak bu can bu bedenden ayrılırken vereceğimiz son nefesimizdir, Türk milliyetçiliği... Kalbimizdeki ‘tik-tak’ bize ‘Kızıl Elma’dır... Gözlerimizin feridir, 9 Işık... 'Nizam-ı Alem’ rüyamızda, İla'y-ı Kelimetullah’ tahayyüldedir. Dillerde tekbirdir, zikirdir; “Ya Allah! Bismillah! Allah-u Ekber!”

Beyin; kozmik odadır, komuta merkezidir, genel merkezin kendisidir, teşkilatlar için... Bey(n)in talimatını parmak uçlarında tamı tamına algılayan duyargadır, sinir hücresidir; delegeler ve üyeler... Parmak ucu acısa bunu anında hissedendir beyin... Ya o parmağı tehlikeden kaçırıp muhafaza edendir ya da diğer parmakları devreye sokup yumruk yapan ve tehdidi bertaraf edendir, o... Sahip olunan mukaddes değerlere (Din ve Devlet; Mülk -Vatan- ve Millet) halel geldiğinde ortaya konulan kalıplaşmış tavır ortaklığı bundandır.

Lider, teşkilat, doktrin felsefesidir; kas, kemik, kiriş üçlüsü... Bu üçlünün eşgüdüm içerisinde çalışması ile ‘hareket’ oluşur. Ya 'Bozkurt işareti'dir o; dosta güven verir ya da ‘demir yumruk’tur o; düşmana korku salar.

Hem yeni kan hücrelerini üretip olgunlaştıran, vücuda salıverip tüm organları besleyen kemik iliğidir hem de bünyesindeki elzemi yerine koyan ana rahmidir; Ülkü Ocakları... Menşe ortaklığı, aidiyet duygusu ve karındaşlık hukukudur; ‘Ülkücü, Ülkücünün öz kardeşidir.’ gerçeği... Mana ikliminde; ya aynı tastan çorba içmişlik ya aynı koğuşu paylaşmışlık ya da aynı tabutun altına girmişliktir, bu... Ve değiştirilemez bir gerçektir.

Yaşanmışlık, çile çekmişlik, adanmışlık, fedakarlık, diğerkâmlık, yiğitlik, kahramanlık; sabır, azim ve cesaret sahibi olmak gibi değerler bütünü; dava adamlığının gereğidir. Bu vasıflar kalıtımla aktarılamaz; babadan oğula geçmemiştir ve sonradan da sahip olunamamıştır. Tam anlamı ile herkese nasip olmayacak ve aslında açıklanamayacak bir varoluştur, Ülkücülük...

47 yıldır bu vücudun sahipleri, hormonları aynı amaç için üretilen ve damarlarındaki kanı aynı istikamette akan Ülkücülerdir; bundan istenilse de vazgeçilemez.

Bu vücudu var eden ‘Ülkücü İrade’yi sadece hukuki boyuta indirgemek ve en nihayetinde 1.200 sayısında ya da salt çoğunlukta hapsetmek; Türk milleti ve dünya Türklüğüne sözü olan MHP’ yi azımsamak ve sorunları büyütmekten ibaret olacaktır. Halbuki MHP’nin Ülkücülüğünü tayin eden Ülkücü İrade, üst kurul delegesi olsun ya da olmasın; MHP’nin mayasında, hamurunda, harcında ve ruhunda var olan Ülkücülerin tamamı, tabanın kendisidir. Dolayısı ile nicelik değil nitelik, kantite değil kalite, fiziki değil ruhani, somut değil soyut, 1.200 değil Ülkücülerin genelidir; Ülkücü İrade!

Tepeden tırnağa bu vücut, tüm varlığı ve özelliklerin bütünü ile işbaşına gelmelidir. Başka bir bedenden nakil alınan bir organ ile doku uyumu gerçekleşse bile geçici olarak hayatı uzatmaktan öteye gitmeyecektir. Ülkücülerin ve Türk milletinin ihtiyacı; yalnız vücudun ömrünü uzatmak değil, insanlık var oldukça bu vücudu baki ve hakim kılmaktır. Bu durum; organ nakli, genetikle oynamak, kalıtımla aktarmak gibi zorlamalar ya da sonradan benzeşmelerle değil, aynı menşeden olanların birlik ve beraberliği ile hayat bulacaktır. Uyum halinde işleyiş, beklentinin gerçekleşmesi ve nihai zafer, ancak bu şekilde mümkün olacaktır.

Biliyoruz ki Türk milletine hizmet etmenin yolu, iktidar olmaktan geçmektedir. Ülkücüler, hem kendisini hem de fikirlerini iktidar etmek mecburiyetindedir! O vakit Ülkücülüğün aynası durumundaki Ülkücülerin; sahip oldukları mukaddes değerlerini, sosyokültürel faaliyetlerini; plan, program ve projelerini ve pek tabi ki kişilik meziyetlerini samimi bir şekilde topluma aktarabilmesi ve halk tarafından ne kadar karşılık bulduğu önem arz etmektedir. İktidar yolundaki asıl mesele ise, Ülkücü geçinenler ve Ülkücülükten geçinenlerdir. Merhum Galip Erdem (1930-1997) ‘Ülkücünün Çilesi’ adlı makalesinde bu soruna şöyle değinmiştir: “...Ülkücülerin en amansız düşmanları ‘eyyamperest’lerdir. Menfaatlerine tapan bu adamlar, daha çok kazanmalarına, daha rahat yaşamalarına mani olacak sanırlar da, ülkücüleri ezmeğe çalışırlar! Ne garip tecellidir ki, ülkücünün gayretlerinden en çok faydalananlar da ‘eyyamperest’lerdir.”

14.07.2016 itibari ile Eskişehir Ülkü Ocakları Başkanlığı vazifesi yapmış Sayın Kadir Bıyık, Eskişehir MHP İl Başkanı olarak görevlendirilmiştir. Milletimiz ve ülkemize, ilimiz ve camiamıza hayırlı olsun.

Bu haftaki yazımızda MHP’nin gerçek sahipleri ve doğal üyesi Ülkücülerin varoluş sırlarından ve mümtaz hasletlerinden bahsettik. Gelecek hafta ise bu ara çokça karşılaştığımız; “Kime ve Neye Göre Ülkücü?” sorusunun cevabını ararken, Ülkücü geçinenlerin ve Ülkücülükten geçinenlerin suretlerini de resmedeceğiz. Şen ve esen kalınız.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI