Bugun...
Tevhidin ruhu adalettir


Op. Dr. Kayıhan Çağlar Sağlıklı Düşünce
kayihancaglar@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 27-11-2016 16:39
     

                 “Rabbim bizi adaletinden ayırmasın. Çünkü tevhidin ruhu adalettir. Adaleti bir kez bile incitirsen gök kubbe başımıza yıkılır.” Bu sözlerin sahibi, TRT 1’de yayımlanan çarşamba günlerinin izleyici ölçümleri rekortmeni Diriliş dizisinin yapımcısı ve senaristi Mehmet Bozdağ... Duyduğum anda birdenbire çocukluk ve gençlik yıllarıma gidiverdim. Babam Emekli Vaiz İdris Çağlar’ın vazifesi gereği vaaz vermek (dini sohbet) için camii camii gezdiği zamanlardı. Üniversite hayatıma kadar kendisine pek çok defa yol arkadaşlığı ettiğim olmuştu. Bu yüzden o, kürsüye çıktığında; ben de kürsüyü gören bir safta diz çöküp kendisini dinlemeye başlardım. Cami cemaatinin; birincisi ve ikincisi ya imam ya da müezzin, üçüncüsü de çoğu zaman ben olurdum. Ondan en sık işittiğim, vaazlarında  ön ve son söz olan, fikir ve inanç yapıma nerede ise iğne oyası tarzında işleyip durduğu kavramdır, adalet!..

                Adalet Sarayları’nın önünde hemen her yerde görmeye alışık olduğumuz, Yunan mitolojisinin  adalet ve düzen tanrıçası ve ilahi adaletin cisim haline getirilerek kişileştirilmiş hali, Themis heykeli; hukukun evrensel ilkelerini (Kılıç, terazi vb.) simgesel olarak taşıdığı için adaletin sembolü haline gelmiştir. Biz, adaleti; mitolojik, sembolik veyahut maddesel yönden değil; dini, ruhani ve mana ikliminde izah edip hakikati, böylece ifade edeceğiz.

                Tevhid,  Kelime-i Tevhid: “Lâ ilâhe illallah” olarak ifade edilen; Allah'ın varlığına, birliğine, tüm yetkin niteliklerin kendisinde toplandığına, eşi ve benzeri bulunmadığına, inanmaktır. ‘Adalet’ ise sözlük anlamı itibari ile ‘yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması’ olarak açıklanmaktadır.

                 Beşer ile çevre, çevre ile tabiat, tabiat ile evren, birey ile toplum, vatandaş ile devlet arasında ve nihayet insanın Yaratıcısı ile olan irtibatında en temel kavram adalet olmuştur. Adalet, bütün varlıklar arasında var olan; hakkaniyet, ahenk, ölçü ve uyumluluk halini anlatır. Adaletli olmak; insana, evrene ve Yaratıcıya hakkını teslim etmektir. ‘Hak’ kavramının İslam dininde çok özel bir yeri vardır. ‘Hak’ kelimesi sözlükte; “gerçek, sabit ve doğru olmak; bir şeyi gerçekleştirmek; bir şeye yakinen bilgi sahibi olmak” gibi anlamlara gelmektedir. Terim olarak “gerçeğe uygun olan hüküm” olarak tarif edilmiştir. ‘Batıl’ kelimesinin zıddı olarak kullanılan ‘hak’ kelimesinin çoğulu ise ‘hukuk’tur.

                Her hak, bir takım sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Her insanın üzerinde birçok hak ve sorumluluk bulunmaktadır. İnsan üzerindeki bu haklar, Allah’ın hakları ve yaratılmışların hakları diye iki kısımda özetlenebilir. Allah’ın üzerimizdeki hakları; onun varlığına ve birliğine inanmak, hiçbir şeyi ortak koşmadan ona ibadet edip emirlerini tutmak ve yasaklarından sakınmaktır. Kul hakkı; insanların canları, bedenleri, ırz ve namusları, manevi şahsiyetleri, makam ve mevkileri, dini inanç ve yaşayışları gibi konulardaki kişilik haklarıyla, mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklardan oluşmaktadır. Bunlara yönelik olarak yapılan kötülükler, verilen zararlar kul hakkına tecavüz sayılmaktadır. Allah-u Teâlâ tövbe ettikleri takdirde insanların yaptıkları çeşitli günahları, affettiği halde; kul hakkını, hak sahibi affetmedikçe affetmemektedir.

                Devlet Başkanı, İkinci Halife ve ‘Adalet Sultanı’ olan Hz. Ömer’in  (r.a) yaşamındaki cilt cilt kitaplar yazılsa da sığmayacak kıssalardan seçerek anlatmaya çalışacağız. İstedik ki kıssadan çıkacak hisseyi hep beraber payımıza alalım. Hak ile batılı en güzel şekli ile ayırt edebilmiş Hz. Ömer’in adaletinin kaynağında sağlam bir iman vardır. Çünkü o, Allah inancını adaleti ile kuvvetlendirmiştir. Nitekim Peygamber Efendimizin buyurduğu; “Yedi kişi var, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler…” sözlerinde bahsi geçen yedi kişinin birincisinde “adil devlet başkanı’’ olmanın fazileti vardır. Hz. Ömer, bu konudaki hassasiyetini: "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, Allah (c.c) bunu Ömer'den sorar, diye korkarım." sözü  ile belirtmiştir.

               Hz. Ömer (r.a), toplumun çıkarları ile memurlarının menfaatlerini dengede tutmaya itina gösterirdi. Adaleti uygularken sıradan bir kişi ile bir valiyi ayırt etmezdi. Bir hutbesinde: “Ey insanlar! Sizi yönetmek üzere tayin ettiğim bir memurdan cefa görürseniz, hemen bana bildirin. Allah’a yemin ederim ki, öyle bir yöneticiden kesinlikle hakkınızı alır ve kısas uygularım.” diyordu. Hz. Ömer, kendi akrabalarından hiç kimseye memuriyet vermemiştir. Bir idareciyi tayin ettiği zaman mal varlığını kayıt altına almış, mal varlığında artış olursa bunu izah etmesini istemiştir. Hiçbir zaman kapalı kapılar arkasında iş görmemiş, asla hileye izin vermemiştir.

                Hz. Ömer (r.a), bir kıtlıkta bir deve kesilip fukaraya dağıtılmasını emretti. Deveyi keserek fakirlere dağıtan kişi, devenin yağlı kısmından bir parça eti alarak, güzelce pişirip iftar vaktinde halifenin huzuruna götürdü. Halife, bu et neredendir, diye sordu. “Ey müminlerin emiri, kesilmesini emir buyurduğunuz deveden size düşen paydır.” denildi. Bu sözü duyan Ömer’in rengi değişti ve ağlayarak: “Benim gibi bir emire yazıklar olsun ki fukaraya etin kötü kısımlarını dağıttırır, kendisi ise iyi ve yağlı kısmını yer. Ey hizmetçi! Bir daha böyle yapma, kaldır bu yemeği fakirlere götür, bana yine eskisi gibi yemek getir. Halife olan kimseye ayda bir kere et yemek kâfidir.” buyurdu. Hizmetçinin getirdiği bir parça kuru ekmekle bir miktar zeytinyağını yiyen Hz. Ömer Cenab-ı Allah’a şükretti.

               Bir gece Hz. Ömer makamında iken yanına Hz. Osman gelir. Selam verip oturur. Hz. Ömer selam vermeden önce odadaki mumu söndürür, dolaptan aldığı başka bir mum yakar. Sonra selamına karşılık verir. “Buyur, ya Osman.” der. Osman şaşırır. Neden önce yanan mumu söndürüp diğer mumu yaktığını sorar. Hz. Ömer: “Demin, devlet işi yapıyordum. Mum da devletin malı idi. Özel işlerimi o mumla yapamazdım. O mum beytülmâlın (devlet hazinesi) parası ile alındı. Onun için söndürüp kendi mumumu yaktım.” der.

               Bir Yahudi Hz. Ömer’in yanına gelir. “Ya Ömer, filan yerde cami yapılıyor. Camiyi yaparken benim arsamın da bir bölümüne girdiler. Arsam eksildi.” der. Durumu inceleten Ömer olayın doğru olduğunu görür. Valiye “Camiyi yıkın, ama adaleti yıkmayın. Camiyi yeniden yapın.” emrini verir. Hz. Ömer’in Arapça aslı “El-‘adlü esâsü’l-mülk” yani ‘Adalet, mülkün temelidir.’ sözünden kasıt; “Devletin veya düzenin esası adalettir.” demektir. Hz. Ömer’in hakkı gözetmedeki titizliği devleti başarılı bir şekilde yönetmesinde olumlu tesiri olmuştur.

                Kıssadan Hisse: Adaleti bir kere incitirsek gök kubbenin neden başımıza yıkılacağını, izah etmeye çalıştık. O vakit; ‘Tevhidin ruhu adalettir.’ kelâmını ‘Hafıza-ı beşer, nisyan ile maluldür.’ gibisinden her gün göreceğimiz bir yere, hiç olmazsa aklımızın bir köşesine yazalım. İşimize gelmez de görmezsek; her şeyi bilip gören var. Adalet topaldır, ağır yürür ama gideceği yere er geç varır; bunu hiç unutmayalım! Adil, şen ve esen kalın.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI