Bugun...
Türklerin Rönesans’ı Ahilik


Op. Dr. Kayıhan Çağlar Sağlıklı Düşünce
kayihancaglar@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 04-12-2016 00:00
     

XV-XVI. yy.larda İtalya’dan Avrupa ülkelerine yayılan; bilim, edebiyat, sanat ve felsefe alanındaki gelişmeler, yenilikler ve anlayışların ortaya çıktığı dönemin adıdır, Rönesans… “Yeniden Doğuş” veya “Yeniden Diriltme” demektir. Rönesans döneminin yaratıcılığının esas yürütücü gücü tüccarlar olmuştur. Bunlar, en kârlı ticaretin hangi alanda olduğunu araştırdılar ve bu yoldan sağladıkları zenginlikleri sanat ve endüstri yeniliklerine yatırdılar. Bu çağ, uzun zamandır geriye düşmüş olan Avrupa'nın ticaret ve coğrafi keşiflerle yükselişinin öncüsü olmuştur.

Rönesans benzeri bir dönem Türklerde, Ahilik Teşkilatı’nın teşekkülü ile XI. yy.ın ikinci yarısı ile  XVII. yy.lar arasında görülmüştür. Ahilik Teşkilatı; önceliğinin esnaf, tüccar ve sanatkar olması, halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlaması, ticarî ve ekonomik anlamda gelişmeyi temin etmesi, önemli askeri ve siyasi neticeleri doğurması gibi  unsurları ile Rönesans’a benzerdir.

Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik; iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir. “Tüccarın hırsını ahilik; ahiliği, dinden gelen güzel ahlak belirler.” sözü Ahiliğe izahat getirirken dinimize de atıf yapmaktadır. İslam’ın meşru kabul ettiği kazanç yollarından biri de alışveriş, yani ticarettir. Kuran-ı Kerim’de, “Allah, ticareti helal, faizi haram etti.” (Bakara/275) buyrularak ticaretin, alışverişin meşru bir kazanç yolu olduğu ifade edilmiştir. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) “Kazancın onda dokuzunun ticarette olduğu…” hususunu ifade ettiği üzere; peygamberlikle görevlendirilmeden önce kendisi de ticaretle meşgul olmuştur. Her işinde olduğu gibi ticarette de doğruluğu, dürüstlüğü ve güvenirliği ile insanlığa en güzel örnek olmuştur.

Yüce Allah, Kuran-ı Kerim’de “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” NisaSûresi/29﴿ buyurarak Müslümanları haksız kazanç elde etmekten sakındırmış, karşılıklı rızaya dayalı, dürüst ticaret yoluyla meşru kazanç sağlamaya teşvik etmiştir. Hz. Peygamber de (s.a.v.), “Kazancın en iyi ve temiz olanı hangisidir?” diye sorulması üzerine “Kişinin el emeği ve aldatma bulunmayan meşru ticaret ile elde edilen kazançtır.” cevabını vermiştir.

Ahiliği izah etmek için, Hz. Muhammed’in: “Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi maldır.” hadisinde önem verdiği şekli ile ‘alışverişteki güven’ üzerinde kısaca durmak gerekecektir. Öncelikle belirtmek gerekir ki alışverişin özü karşılıklı güvendir. Alışverişte güven ortadan kalktığı ve güvensizlik yaygınlaştığı zaman insanlarda her şeyi şüphe ve temkinle karşılama duygusu gelişir. İnsanlar arasındaki gönül bağı zayıflar. Kendisini aldatan veya aldatmaya çalışan insana karşı kimsenin sevgi ve saygı duymayacağı kesindir. İnsanlar, sözüne ve işine güvenilmeyen kimselerle ilişki kurmaktan çekinirler. Şayet bu kişi ticaretle uğraşıyorsa alışveriş yapmaktan, müşteri ise mal vermekten, sanatkar ise işi sipariş etmekten kaçınır. Dolayısıyla bu tür kişilerin mallarına ve çalışmalarına rağbet azalır, kazançları artmaz. Ama tersi olursa yani herkes birbirine güvenirse kazanç, üretim ve tüketim artar. Bu da bolluğa, berekete ve zenginliğe vesile olur.

Anadolu’nun Türklerin ikinci anayurdu haline gelişi XI. yy.ın ikinci yarısı başlarındadır. Orta Asya’dan göç eden sanatkar, esnaf ve tüccar Türklerin yerli tüccar ve sanatkarlar karşısında tutunabilmeleri ve yaşayabilmeleri için aralarında bir örgüt kurmaları gerekmiştir. Ayrıca Türkler, bu örgütten alınacak güç ve yardım ile sağlam, dayanıklı ve standart mallar yapabileceklerini düşünmüşlerdi. İşte bu zorunluluk, Ahiliğin kurulması sonucunu doğurmuştur. Öte yandan, kendi meslek dalı olan deri işçiliğinin (debbağ-sepici) ve Ahiliğin piri olan Ahi Evran’ın (1171-1261) Anadolu’ya gelişi de bu tarihlere denk gelmektedir. Aslen Horasan kökenli olan Ahi Evran, 1205′te Anadolu’ya geldikten hemen sonra Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesi üzerine Kayseri’de Ahilik Teşkilatı’nı kurmuştur. Daha sonra Kırşehir’e geçerek örgütlenmesini tamamlamıştır.

Konu üzerinde araştırma yapmış olan batılı tarihçiler Ahiliğin kökenini, Doğu’da özellikle Araplar arasında gelişmiş tasavvufi bir meslek örgütü olan Fütüvvet Teşkilatına dayandırsalar da Ahiliğin Fütüvvetten bir hayli değişik, Anadolu Türklerine özgü bir kurum olduğu fikrinde birleşirler. Ahilik; Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türklere özgü milli bir kuruluş olarak ortaya çıkmış, Türklerin Anadolu’da kök salması ve tutunmasında önemli bir rol oynamış ve Anadolu’nun daha kısa sürede Türkleşip İslamlaşmasını sağlamıştır. Göçebe Türkmenlerin yerleşik hayata geçmeleri nihayetinde hem İslamiyet’e uyum kolaylaşmış hem de sanat ve ticaret işlerine Rum ve Ermenilerin yanı sıra Türkler de katılmıştır. Bu suretle Ahiler, Anadolu’da Türk-İslam medeniyetinin oluşmasında etkili olmuşlardır. Ahiler, sayısız özellikleri ile “İslam, ahlak ve fazileti; Türklük, gurur ve şuuru” felsefesine sahiptiler.

Ahilik Teşkilatı, Selçuklular döneminde ekonomik ve ticari faaliyetlerinin yanı sıra, askeri ve siyasi faaliyetlerde de bulunmuş; aynen Bektaşi ve Yeniçeri Ocaklarında olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin de kuruluşunda ve güçlenmesinde etkin rol oynamışlardır.  Tarihçi Yazar Âşıkpaşazâde Derviş Ahmet, Osmanlı'nın kurulmasında etkin olan dört unsur arasında Ahiliği de zikretmiştir. Osmanlı Devleti’nin ilk dönem devlet adamları; Orhan Gazi, oğlu Sultan Murad ve üst düzey devlet yöneticileri, Ahi tipi yaşam biçimini benimsemiş; bu kuruluşa girmeyi onur olarak kabul etmişlerdir.

Ahi olmak isteyen bir kişinin, bir Ahi tarafından önerilmesi zorunludur. Üye olmak isteyenlerden yedi fena hareketi bağlaması ve yedi güzel hareketi açması beklenmektedir. Bunlar; Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf (iyilik) kapısını açmak; kahır ve zulüm kapısını bağlamak, hilim (öfkesini yenerek halim selim olmak) ve mülayemet (yumuşaklık) kapısını açmak; hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rıza kapısını açmak; tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet (nefsin isteklerini kırma) kapısını açmak; halktan yana kapısını bağlamak, Hak’tan yana kapısını açmak; herze (saçma söz) ve hezeyan (saçmalama) kapısını bağlamak, marifet kapısını açmak; yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısını açmak…

Son Söz: “Hak ile sabır dileyip, bize gelen bizdendir; akıl ve ahlak ile çalışıp, bizi geçen bizdendir.” Bu haftaki yazımızdan hisse; ‘fena hareketleri bağlayıp güzel hareketleri açabildiğimiz’ güzel günler dileği ile Ahi, şen ve esen kalınız.

 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI