Bugun...
Ümit’lerimize veda etmeden…


Op. Dr. Kayıhan Çağlar Sağlıklı Düşünce
kayihancaglar@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 31-03-2016 21:10
     

Şerif Hüseyin, Büyük Osmanlı Devleti’nin son döneminde “Mekke Şerifi” idi. Hüseyin, savaşın Osmanlı aleyhine döndüğü günlerde saf değiştirdi. İngiliz casusu Lawrence’ın “Halife” “Hicaz Kralı” ve “Arabistan İmparatoru” ilân edileceği şeklindeki vaatlerine kapılarak İngilizlere yanaştı. Kendisine para, silah, cephane ve erzak verilip ayaklanması sağlandı. Hüseyin’in oluşturduğu gücün askeri açıdan bir önemi yoktu. Ancak İngilizler, müthiş bir propaganda sayesinde tüm Arabistan ayaklanmış gibi gösterdiler. Tabii bu da Osmanlı askerlerinin üstünde müthiş bir psikolojik çöküntü meydana getirdi. Sonunda Arabistan’ı kaybettik. Bölgeye İngiliz gücü yerleşti. Şerif Hüseyin, Osmanlı’yı arkadan vurmanın bedelini çocuklarını ve torunlarını kaybederek ödedi. Hayatının son yıllarını da Kıbrıs’ta pişmanlık içinde geçirdi. Hayal kırıklığı, aşağılanma ve acılar içinde söylediği sözler dikkat çekicidir: "Başımıza gelenler, Osmanlı'ya ihanetimizin ilahi cezasıdır!" Hikâyenin geri kalanını; küçük yaşta iken babasıyla birlikte zaman zaman Şerif Hüseyin’in evine ziyarete giden KKTC Cumhurbaşkanı Merhum Rauf Denktaş’ın hatırasından aktaralım: “…Babamla birlikte zaman zaman Şerif Hüseyin'i ziyarete giderdik… Şerif Hazretleri ‘Ahhh, ben ne yaptım? Yaptığımın cezasını çekiyorum. Niye Osmanlı'ya ihanet ettik?’ derdi… Şerif Hüseyin hastalandı, ölümü yaklaşmıştı. Ölümüne yakın Ürdün Prensi olan oğlu Abdullah'ın yanına gitti…”

ŞERİF HÜSEYİN, İZMİR MARŞI İLE GİTMİŞ

Yıl 1942… İkinci Dünya Savaşı sırasında Amman'da  Diplomat Feridun Cemal Erkin'i kabul eden Kral I. Abdullah, babası Şerif Hüseyin ile yaşadığı bir anıyı anlatır: "…Bir gün, saray bandosu bahçede konser veriyor. Hava sıcak, pencereler açıktı. Bir ara bando hepimizin bildiği İzmir Marşını çalmaya başladı. Babamın birçok eski hatıralarının canlanmasını önlemek için pencereyi kapattım..." Pencerenin açılmasını isteyen Şerif Hüseyin diyor ki: "Evlat, neden o pencereyi kapatıyorsun? İzmir Marşı’nın eski günleri bana hatırlatmaması için değil mi? Ben velinimetine ihanet etmiş asi bir kulum, günahım büyüktür. Kral olacağımı sandım, Tanrı beni sürgünlüğe düşürdü, hasta oldum, buraya sığındım… Pencereyi aç, şu Marşı dinleyeyim, duyduğum vicdan azabının şiddeti, o eski hatıraların canlanması ile büsbütün artsın. Bu dünyada çektiğim ıstıraptan artan vicdan azabıyla büsbütün ağırlaşsın, ta ki Cenab-ı Hak bu günahkâr kulunu dünyada affederek, ahirette daha büyük cezadan korusun..."

ANITKABİR’DE GÖZÜ YAŞLI BİR KRAL

5 Mart 2013… Ürdün Kralı  II. Abdullah, Türkiye'ye yaptığı resmi ziyaret kapsamında Anıtkabir'i ziyaret etmiş ve Anıtkabir'de mozoleye çelenk koyduktan sonraki gözyaşlarına hakim olamamıştı. Büyükdedesi I. Abdullah, Şerif Hüseyin'in oğlu ve Osmanlı vatandaşıydı. Ürdün'ün ilk kralı olan I. Abdullah, Mebusan Meclisi ve Danıştay üyeliği yapmıştı. 1937'de Atatürk'ün konuğu olmuş, aralarında da Türkçe konuşmuşlardı. Ürdün, Filistin ve Suriye topraklarını iyi bilen Atatürk, kendisine özel misafirperverlik göstermişti. Ürdün Kralı II. Abdullah'ın Anıtkabir'de gözyaşlarını tutamaması, kendisine miras kalan yaşanmışlıkların duygusal bir yansıması olsa gerekti. Kim bilir, neleri hatırlamıştı? Büyükdedesi Şerif Hüseyin’in pişmanlık içerisinde vicdan azabı ile ölümü mü, yoksa dedesi I. Abdullah’ın Atatürk ile olan Türkçe sohbeti mi aklına gelmişti, bilinmez.

ÇİZGİNİN RENGİ KIRMIZIYA RAĞMEN

İşte size, yeni güncellenmiş bir ihanet örneği… PKK’nın Kuzey Suriye’deki uzantısı ve meşruiyet arayışındaki PYD lideri Salih Müslim, 1970'li yıllarda İstanbul Teknik Üniversitesi'nin kimya mühendisliği bölümünden mezun olduğunda, Türkiye ona ev sahipliği yapmıştı. Kırmızı çizgilerimizin ne kadar da kalın olduğundan bahsederken, yakın zamana kadar kırmızı halılarda kırmızı pasoport takdim edilerek nasıl ağırlandığı ise hepimizce malum. 27 Mart’taki açıklamasında teröristbaşı Müslim, Türkiye’yi de hedef alarak Suriye’nin kuzeyinde ilan edilen Kuzey Suriye Federasyonu’nun ‘blöf’ amacı taşımadığını ve başka özerk bölgelerin de kurulacağını, söyledi. Aradan yüz yıl geçmesine rağmen, Salih Müslim ile Şerif Hüseyin’in ihanetleri arasında herhangi bir fark olmamış, sadece ihanetin kimlikleri değişmiştir. Hedef; hep aynı, Türk topraklarıdır!

KURTULUP ÜMİTLERİNE VEDA ETMEDEN UYANANIN!

Öyle ise; Ülkücü-Milliyetçi Hareket’in fikri ve siyasi gelişiminde büyük katkılar sağlayan Merhum Galip Erdem (1930-1997) Ağabeyin ‘Uyuyanlara Ağıt’ yazısını, bugünlerin ruhuna çok uygun bir mektup niteliğinde dikkatlerinize sunuyorum: “Derin bir uyku içindesiniz. Rahatsınız, huzurlusunuz, memnunsunuz! Olup bitenleri görememenin, uyandırılacağınızı düşünememenin keyfini sürüyorsunuz. Saadetinizin hep böyle devam etmesini, hiç uyandırılmamanızı isterdim. Ama maalesef bir gün gelecek, siz de uyandırılacaksınız. Yazık ki o zaman, "Artık çok geç" olacak! Bir daha uyumak böyle dursun, yatak bile bulamayacaksınız. Ve o vakit, sizin hesabınıza üzülmek yine bize düşecek. Biliyorum: Düşünmeyi sevmiyorsunuz. Düşünürseniz rahatınızın kaçmasından korkuyorsunuz. Yuvanızın temeline dinamit koymak istiyorlar, diyoruz, aldırmıyorsunuz. Sözümüze kulak verirseniz tedbir almak gerekeceğini anlıyor, zahmete girmek istemiyorsunuz. Bir tek endişeniz var: Gününüzü gün etmek, dilediğiniz gibi yaşamak. Mücadeleden ürküyorsunuz. Öylesine ürküyorsunuz ki, sizin için yapılan mücadelelerle ilginiz olmadığını göstermek ihtiyacını duyuyorsunuz. Memleketimizin binbir davası var. Nizamımızı yıkmak isteyen düşman kuvvetler sayılamayacak kadar çok. Diken üzerindesiniz. Fakat dikenli bir yolda ayağınızı yaralamadan yürümenin mümkün olmayacağını unutuyorsunuz. Tehlikeyi görünce, korkulu bir rüya görmüşçesine, sırtınızı dönüyor, yeni ve eskisinden daha derin bir uykuya dalıyorsunuz. Canınıza kastedenler, her geçen gün yatağınıza daha fazla yaklaşıyor, korunma imkanlarınızı gittikçe azaltıyorlar. Hiçbir feryat sizi uyandıramıyor, tehlikeyi anlamanızı temin edemiyor. Yaklaşan düşmanın ara sıra yumruğunu yiyor, hassas bir yerinize iğne batırılmış gibi şöyle bir sıçrıyor, şaşkın şaşkın bakıyor ve sonra da sayın başınızı yastığa gömüyorsunuz. Kurtulup ümitlerine veda etmeden uyanmanızı istiyoruz. İyi niyetimize akıl erdiremiyor, gayretlerimize yabancı kalıyorsunuz. Hatta biz olmasak daha rahat uyuyacağınızı sandığınız, bu yüzden bize düşman kesildiğiniz bile oluyor. Yine de başucunuzda davul çalmaktan vazgeçmeyeceğiz. Gözünüzün açılması için ne mümkünse yapacağız. Gafletten sıyrılmağa biraz da sizin çalışmanızı bekliyorsak, acaba haksızlık mı ediyoruz?

Son söz: Ümit’lerimize veda etmeden uyanırsak eğer; Salih Müslim gibileri, Fetih Marşı’nın “Sen böyle yürürken tuğla sancakla / Türk'ün savaşları geliyor akla...” ezgisi eşliğinde ruhlarını teslim edeceklerdir. Şen ve esen kalınız.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI