Reklam
Bugun...
Reklam
Reklam
ATANAME’YE GÖRE İLKELER EN İYİ NASIL İŞLER?


Prof.Dr. Cihan DURA
duracihan@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 18-12-2017 00:00
     
Reklam

Ataname’de görüleceği gibi, Atatürk öğretisi (Ataöğreti) on ilkeden oluşur. Bu ilkeler ancak bütünüyle, birlikte ve her biri en iyi şekilde uygulandığında kendilerinden beklenen sonucu verir. Tek biri bile aksadığında, bütün sistem aksar. Çünkü her ilke diğerlerine bağlıdır; hepsi birbirini çalıştırır, birbirini ayakta tutar. 

Bir ilkeyi alalım, örneğin Millî Egemenlik ilkesi… Bu ilkenin en iyi sonucu vermesi, diğer ilkelerin, mesela bilimcilik ve ahlak ilkelerinin gerektiği şekilde uygulanmasına bağlıdır. Uygulanmazsa, Millî Egemenlik ilkesi kendinden beklenen sonucu vermeyecektir. Peki, uygulama nasıl olmalı ki, Millî Egemenlik İlkesi en verimli şekilde işlesin, kendinden beklenen en iyi sonucu versin? Bunu uzun uzun teorik yoldan açıklayabiliriz. Ancak ben açıklamama somut bir örnekle başlamak istiyorum, mükemmel bir çözüm yolu gösteriyor bize bu somut örnek… Sayın Necati Doğru’nun bir yazısında rastladım, 12 Aralık 2017 tarihli Sözcü gazetesinde çıkan “Rant Memesini Kesmeli” başlıklı yazısında… Özetleyerek aşağıda veriyorum.

* ** *

Türkiye’de siyaset bir zenginleşme aracıdır. Cumhurbaşkanı, muhalefet partisi başkanı, başbakan ya da bir belediye başkanı, bakan ya da milletvekili yakınları kısa zamanda zengin olabiliyorsa, bakıyorsunuz, kökünde “imar rantı-şehir arazisi rantı” var. Adı “halk seçti” oluyor! Çürüme burada başlıyor. Peki, ne yapmalı? Öyle bir model bulmalı ki, “şehrin neresine imar verileceği, kaç kat verileceği, metro hattının nereden geçeceği, nerenin yeşil alan kalacağı, nerenin ticarete açılacağı” yetkisi politikacıdan alınmalı. İmar yetkisi, onu zenginleşme aracı yapmayacak bir “kente ihanet etmeyecekler heyeti”ne verilmeli. Böyle bir model var. Uygulanıyor, Fransa'nın Beçanson adlı kentinde… Şehir betonlaşmıyor. Tarihi zedelenmiyor. Politikacısı yozlaşmıyor. Şehir halkı mutlu…

Bu şehir nasıl olmuş da “imar rantına kurban edilmeden” imrenerek bakılan, evi ev, okulu okul, şatosu şato, ormanı orman, nehri nehir, caddesi cadde, parkı park olarak kalmış? Çünkü bu şehirde 500 yıldan beri imar müdürlüğü Belediye'nin bünyesinden çekilip alınmıştır. Belediye başkanı, “şehrin neresinde yeni imar alanı açılacağına, nereye kaç kat verileceğine” karar verme yetkisine sahip değildir. Bu şehirde politikacının “imar memesi” kesilmiştir. İmar yetkisi 19 kişilik “şehre ihanet etmeyecekler heyeti”ne bırakılmıştır. Bu 19 kişi, şehir halkının gözünde kabul gören, kendi mesleğinde başarılı, sevilen, sayılan insanlardan oluşur. Kent halkı belediye seçimlerinde bu 19 kişilik heyeti de ayrı olarak seçer. Onlara bağlı kent planlamacıları, mühendisler, mimarlar, sosyologlar, kent tarihçileri vardır. Bir imar değişikliği olacaksa kararı 19 kişilik heyet verir. Kararlar oy birliği ile alınır. İmar zengini doğmaz. İmar vurgunu yaşanmaz. Kente ihanet edilmez. İmar rantından bir gecede milyonlar kazanılmadığı için, politikacılar da yozlaşmaz ve siyasetin finansmanı da imar rantlarından karşılanmaz.

Sonuç: Politikacının “rant memesi”ni kesmelidir. Bütün yozlaşmanın anası, bütün hırsızlıkların anası, bütün çürümenin anası, bu “rant memesi”dir.

* ** *

Sayın Necati Doğru’dan aldığım örnek böyle... Örnekte görülüyor ki, ekonomik kaynakların yazgısı; “aralarında rantçı, rüşvetçi ve yiyici çıkma olasılığı yüksek olan” politikacıların elinden alınmış, bilgili, namuslu, yurtsever insanların eline verilmiştir. Neden? Çünkü biliyorlar ki, Millî Egemenlik demek, demokrasi demek ülkenin kaynaklarını, yazgısını hainlere, hırsızlara, yiyicilere teslim etmek demek değildir. Çözüm; Millî Egemenlik ilkesinin, “ham” halinden kurtarılarak,  Örneğin bilimcilik ilkesiyle, Ahlak ilkesiyle rafine edilmesinde, geliştirilmesinde, olgunlaştırılmasındadır. Aslında Beçanson örneğinde yapılan da budur. Aklın yolu bir çünkü… Peki, ben neye dayanarak söylüyorum bunu, Ataöğreti’ye dayanarak… Gerçekten Ataname’de ülke kaynaklarının yönetiminde Bilimcilik ve ahlak kurallarına yer verilmesine dair pek çok yönelti var. Belli başlılarını derge adı ve yönelti kodu ile kaydediyorum: Millî İrade: 4, 8; Millet Meclisi: 2, 13, 24, 26, 30; Hükümet: 30; Devlet İşleri: 1, 2, 6; Akıl ve Düşünme: 14; Bilim: 9; uzmanlar: 3, 6.

Yazıyı çok uzatmamak için bunlardan yalnızca birkaçını, konumuzu en çok kapsayıcı olanları, bazılarını kısaltarak aşağıya alıyorum. Anlatımda bütünlük ve akıcılık sağlamak amacıyla, yöneltilerde -anlamlarına dokunmaksızın- bazı ufak ifade değişiklikleri yaptım. Arkasından, kendi yorum ve ulaştığım sonuçları kaydedeceğim.

* ** *

Ataname’de deniliyor ki:

Bir milletin ülke işlerinde kendiliğinden duyarlı olması, kendiliğinden düşünür olması lazımdır. Yurttaş dediğin düşünebilmeli, haklarını idrak etmelidir! Her birey kendi geleceği ile bizzat ilgilenmelidir. Yoksa halk kitleleri herkes tarafından, istenilen yöne, iyi veya kötü yönlere sevk edilebilir [Akıl ve Düşünme, 14]. Öte yandan, daima halkın eğilimleri göz önünde tutulacaktır ama, bunun haklı bir sınırı, koşulu olduğunu da unutmamak gerekir. Şöyle ki, eğer bu eğilimler batıl inanç ve batıl telkinlerin, yanlış bilginin sonucu ise bizim görevimiz, onlara uymak değil, onlarla mücadele etmektir. Söz konusu eğilimler bize inandığımız prensipleri, bilim ve ahlak kurallarını feda ettirmemelidir. Bu prensiplerin savunmasında tek başımıza da kalsak, başımızı vermeli, prensiplerimizi feda etmemeliyiz [Millî İrade, 4]. Devlet hizmetine namuslu insanlar alınmalıdır, tavsiye edilmelidir. Bu kişiler güvenilir, görüş sahibi, yurtsever olmalıdır. Bir millet ancak bu niteliklere sahip insanlar tarafından yönetilirse, geleceğinden emin olabilir. Yiyici, rüşvetçi, ahlaksız insanlar yüce ve kutsal gayeler için, ulusal hizmetler için bir lekedir [Devlet İşleri, 6].

Halk ülkeyi ve milleti en çok seven, aklına, bilgisine, anlayışına, vicdanına en çok güvendiği insanları vekil olarak seçmelidir [Millet Meclisi, 30]. Milletin ve ülkenin yazgısını belirleyecek kimseler, milletin emellerini hakkıyla idrak etmiş ve güvenine layık olanlardan, vukuf ve iktidar sahiplerinden seçilmelidir [Devlet İşleri, 1]. Bir milletvekili yüksek karakterli olmalıdır; bilgili, dürüst, güvenilir ve yurtsever olmalıdır. Ülkenin yüksek çıkarlarını her türlü düşüncenin, kişisel çıkarlarının üstünde tutmalıdır [Millet Meclisi, 2]. Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin meclisidir. Milletin vekillerinden, milletin verdiği yetki ve görevleri yerine getiren kişilerden oluşur. Millet Meclisi üyelerinin değerli ve uzman kişilerden seçilmesini sağlamak; Meclis'in iç teşkilatında, komisyonların kurulmasında, Bakanlar Kurulu'nun seçilmesinde bilim ve uzmanlığa son derece önem vermek gerekir [Millet Meclisi, 2].

Her iş uzmanına verilmelidir. Ben, Atatürk, bu kurala her zaman uydum. Bir örnek vereyim: Müdafaai Hukuk çalışmaları sırasında hukukçulardan bir uzmanlar heyetine üye olarak alınmam teklifi üzerine “müsaade ederseniz, bendeniz bulunmayayım, uzman değilim; uzmanlığı olanlar bulunsun, daha iyi olur” dedim [Devlet İşleri, 1]. Ben uzmanı olmadığım bir konuda asla kesin konuşmadım, adım atmadım. Devlet yönetiminde bilime, uzmanlık bilgisine kesin olarak, tüm içtenliğimle öncelik tanıdım. Bu prensibimi bir örnek vererek, mesela hükümet örneğini vererek anlatayım: Bir hükümet üyesinin, bir bakanın uzman olmasını sağlamak her zaman mümkün değildir. Oysa yönetim alanında esaslı ve çok bilgili şekilde hareket etmek gerekir. Bunu bakan sağlayamaz. Uzman bir bakan bulunmuş olsa bile, bunlar hep aynı ve devamlı olmayıp değişebilecekleri için, onun yerine, uzmanların başladığı işi takip etmek üzere uzman olmayan bir bakan gelebilir. Bu bakımdan işlerde uzman olmalarını bakanlardan beklememek lazımdır. Her bakanlığın bünyesinde bir uzmanlar kurulu bulundurulmalıdır. Bu kurulun konumu, bakan kadar ve belki bakandan daha sağlam olmak gerekir. Bütün işlerin projeleri orada düşünülmelidir. Öyle bir projeyi, bakan, yetkisi dahilinde ise yapar; değilse bakanlar kuruluna getirilir. Onun da yetkisi dahilinde değilse, Meclis’e gelir. Bu proje ancak uzmanlar kurulunun projesi olabilir. Bakan değişiklik yapsa bile, asıl olan çalışmanın yönü değişmez [Uzmanlar, 6].

* ** *

Bütün bu açıklamalardan bazı yorum ve sonuçlara ulaştım. Onları da aşağıya kaydediyorum.

- Eğer yurttaş düşünemiyor, haklarını idrak edemiyor, kendi geleceği ile ilgilenemiyorsa, egemenlik yetkisini emanet ettiği kişiler ona kolayca ihanet edebilecektir. Öte yandan halkın kısa vadede eğitim düzeyi yükseltilemez. Herkesin her şeyden anlaması da mümkün değildir. O zaman orta bir yola başvurmaktan başka çare yoktur: En önemli kararlar siyasilerin elinden alınarak, yine halkın seçeceği uzman kurullara bırakılmalıdır. Bu şekilde, Millî İrade’nin önemli bir eksikliği diğer iki ilke ile giderilmiş olacaktır.

- Halk bâtıl inançlarla hareket edebilir, bâtıl telkinlerin etkisi altında kalabilir, kamusal işler hakkındaki bilgisi yanlış ve eksik olabilir. Eğer Millî İrade bu etmenler altında şekilleniyorsa, “halk böyle istiyor” diyerek boyun mu eğilecektir? Hayır, bu tutum; doğrudan doğruya halkın kendisine saygısızlıktır, hatta kötü niyetin de bir sonucu olabilir. Öyleyse, tam tersine,  yurttaşları bilgilendirme, bilinçlendirme yolları aranmalıdır. Bu kısa sürede sağlanamayacağına göre, doğru bilgi ve uzmanlık gerektiren, ekonomik kaynaklarla ilgili işler siyasetçilerin elinden alınmalı, yine halk tarafından seçilecek olan uzman kurullarına emanet edilmelidir.

Sonuç şudur ki, millî egemenliğin kullanılmasında uzmanlık ve dürüstlüğün ön plana çıkması koşuldur. Halk; oy’unu öyle kullanmalı ki, gerçek aydınlar, namuslu, yetenekli ve yurtsever insanlar vekil olsunlar. Yalnız meclisi değil, hükümet ve idare için de geçerlidir bu kural… Görüyoruz ki, Ataname yönetimde uzmanlık ve dürüstlük gereği üzerinde ısrarla duruyor. İşlerin mutlaka namuslu uzmanlar tarafından yürütülmesini istiyor. Atatürk’ün ayrıca bir önerisi de var: Bakanlık projelerinin bir uzmanlar kurulu tarafından yapılması… Öyle ki bu kurulun konumu, bakanınkinden de yüksekte olacak, bakan projenin asıl yönünü değiştiremeyecektir. Ancak bütün bunlar gerçekleşebiliyor mu Türkiye’de? Mevcut duruma gerçekçi gözle bakarsak, olmuyor, gerçekleşmiyor! İşlerimiz bundan dolayı iyi gitmiyor, ülke kalkınamıyor; daha kötüsü, kaynakları iç ve dış düşmanlarca soyuluyor. Neden? Çünkü Millî Egemenlik ilkesi gerçekleşmiyor. Demek ki tek başına Millî Egemenlik “ham”  haliyle yeterli değil. Bilim ve ahlakla –hatta halkçılık, devletçilik gibi diğer ilkelerce- desteklenmesi, rafine hale getirilmesi lazım... Bu da bilimcilik ve sosyal ahlakın içerdiği esasların sürekli ve ciddiyetle uygulanmasını gerektiriyor.

Gerçek bir Atatürkçü kendini işte tam burada belli eder. Bilir ki, ilk görevi Ataname’nin, bütün ilkeleriyle tam olarak uygulanmasını sağlamaktır. Ataname’de yazılanları öğrenip üzerinde düşünerek fikirler, öneriler üretir, bunları topluma yayar, bu uğurda mücadele eder.

Atatürk gibi düşünür, hisseder, Atatürk gibi iş yapar!

Atatürkçü! İşte sana somut bir hedef: Kentlerimizde imar yetkisinin siyasetçilerden alınarak bir uzmanlar kuruluna verilmesi için bir hareket başlat!


 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI