Bugun...
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCEYİ NEDEN SİSTEMLİ OLARAK ÖĞRENMELİYİZ


Prof.Dr. Cihan DURA
duracihan@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 10-01-2019 10:35
     

Bir insan ne kadar çok şey bilirse bilsin, o bildikleri düzenli, sıralı ve birbiriyle bağlantılı değilse işe yaramaz, yaratıcı olmaz. Çünkü kişi verimli ve ideal şekilde düşünemez, bilgi üretemez; bilgisini başkalarına da aktaramaz.

İdeal düşünme nasıl olur?

İdeal düşünme ve eylem; bilinçlilik ister, düzen ve süreklilik ister. İnsanın, kafasında doğru bulduğu, hazır ve kalıcı bir fikir sistemi olmalıdır. Kişi o sistemin verilerini, terimlerini, ilintilerini, sonuçlarını kullanarak fikir üretmeli, konuşmalı ve iş yapmalıdır. Ve en önemlisi, bütün bunları bilinçli olarak yapmalıdır.

Elbette bir Atatürkçü de böyle olacak ve böyle yapacaktır.

A) NEDEN SİSTEM GEREKİYOR?

İnsanları ancak ortak olan fikir ve duygular bir araya getirebilir. Ünlü bir söz diyor ki: “İnsanların kafalarını ele geçirin, yürekleri ve elleri peşinden gelecektir.”

Bu söz Atatürk öğretisi bakımından da geçerlidir.

Türkiye’de Atatürkçü düşünce, ne yazık ki, bütün genişliği ve derinliğiyle öğretilmemiş, kafalara yerleştirilememiştir. İnsanların, Türkiye’nin sorunlarıyla ilgilenip onlara çözümler bulabileceği bir düşünce sistemi olarak önlerine konulamamıştır. Oysa muazzam bir Atatürk öğretisi mirasımız vardır; ancak bu öğreti neredeyse yüz yıldır derlenip sistemleştirilmediği için ortak hale getirilememiştir. 

Sistem “düzen, nizam” demektir. Bir ilkeye, belli bir fikir veya dünya görüşüne göre düzenlenmiş düşünceler, bilgiler, doktrinler bütünüdür. “Felsefe sistemleri, Hukuk sistemi, Atatürkçü Düşünce sistemi” gibi…
Bir sistemde, onu oluşturucu ögeler birbirini tamamlayarak bir bütün meydana getirirler.  Bu parçaların tamamına da “sistem” denir. “Güneş sistemi.” “sinir sistemi” gibi. 

Sistemli demek “belli ilke ve kurallara uygun olan, düzenli” demektir. ./.

Çoğumuz Atatürkçü öğretiyi bildiğimizi sanırız; oysa eğitim hayatımızda öğrendiğimiz bilgiler basittir, yetersizdir. Onlarla yetinirsek, fikir üretmekte zorlanırız, pek az sorunumuzu anlayabilir, dişe dokunur pek az çözüm üretebiliriz. Sonradan edindiğimiz bilgiler de gelişigüzel, düzensiz ve sistemsiz olduğu için aynı olumsuz sonucu verir.

Atatürkçü öğreti son derecede verimli, yol gösterici ve ufuk açıcıdır. Yeter ki, onu kullanmasını bilelim. Bu da ancak Atatürkçü düşünceyi bütün yönleriyle sistemli olarak öğrenmekle olur. Ancak bu öğreniş, bizi hedefimize götürür: Düşüncelerimizi oluştururken, Atatürkçü öğretinin kavram ve önermelerini ne kadar çok kullanırsak, o kadar gerçek Atatürkçü oluruz. Böyle davrananların sayısı ne kadar fazla olursa, Atatürkçüler de o kadar ortak bir düşünme aracına ve dile sahip olur, o kadar bir araya gelir, birlik olurlar. Milletimize sağlayacakları fayda ve hizmet de o kadar büyük olur.

B) SİSTEMLİ OLMAK

Bir Atatürkçünün düşünme sistemi Atatürk öğretisidir: Atatürkçülüğün ilkeleri, kavramları, ilişkileri ve sonuçlarıdır; öncelikle bunlar kullanılarak yapılan muhakeme süreçleridir. Öyle ki, herhangi bir kavramla, bir önerme veya bir sonuçla karşılaştıklarında bütün Atatürkçüler ondan genellikle aynı şeyi anlamalıdır. Herhangi bir olayı, sorunu aynı araçları kullanarak yorumlamalıdır.

Atatürkçüler elbette Atatürkçülük hakkında çok şey biliyorlar, ancak kendi içinde tutarlı bir sistem çerçevesinde bilmiyorlar. Bilgilerin sistemli olması lazım. Ne zaman ki, aynı terimlerden, önermelerden aynı şeyleri anlarlar, ancak o zaman tam anlamıyla anlaşabilirler, bir araya gelebilir, birlikte iş yapabilirler.

Kafalarda böyle ortak fikirler, ortak kavram ve önermeler olmadığı durumda, yürekler ortak çarpmaz, dolayısıyla eller de ortak iş yapmaz. Bir araya gelinmez, birlik sağlanmaz.

Atatürk’ün fikir ve görüşlerini adeta sözcük sözcük, satır satır öğrenip kullanmadıkça, üzerinde kafa yormadıkça, uygulamadıkça Atatürkçü olamayız.

Bu neden gereklidir? Çünkü birer Atatürkçü olarak, sürekli ve ortak bir düşünce sistemine ihtiyacımız vardır. Bu sistem öyle yüzeysel şekilde değil, bütün genişliği ve derinliğiyle bilinmelidir. Şimdiye kadar bu husus çok ihmal edilmiştir. Böyle bir zemini her birimiz kazanıp sindirmediğimiz sürece, kendi kendimizle tutarlı olamayacağımız gibi, bir araya gelmemiz, birlik olmamız, büyük bir güç oluşturmamız zorlaşır, hatta imkânsız hale gelir.

C) YOL GÖSTERİCİLİK

Sorumlu birer Atatürkçü olarak Türkiye’de ve dünyada olup bitenleri takip edip, değerlendiriyoruz. Ancak bu takip ve değerlendirmeler gelişigüzel olmamalı. Bilinçli şekilde, sistemli ve metotlu olarak, daima Atatürkçü öğretinin aydınlığı ve yol göstericiliğinde olmalıdır.

Harcıalem olmuş birkaç kavram veya önerme ile, basit muhakemelerle yapmamalı değerlendirmeleri… Atatürkçü düşüncenin derinliklerine inerek, bütün inceliklerini görerek ve tüm genişliklerini kat ederek yeni bilgiler oluşturmalıdır.

Bakın, Attila İlhan ne demiş: Bu sözüm ona Atatürkçüler hanidir “Atatürkçü” geçiniyorlar ya, Allah sizi inandırsın, Mustafa Kemal’in bir tek sözü, bir tek ilkesi üzerinde bile doğru dürüst düşünmemiş, neyi nasıl ele alıp uygulayacaklarına kafa yormamışlardır.  

Bizler “sözüm ona” Atatürkçüler miyiz, Atatürkçü mü geçiniyoruz? Kesinlikle hayır! Ancak ne acıdır ki, böyle olanlar da var. Bizim, Atatürk’ün fikir ve görüşlerine ilişkin muazzam bir birikimimiz var, ATANAME var. Bu birikimi ve Ataname’yi kullanarak O’nun sözleri, görüşleri, ilkeleri üzerinde düşünür, neyi nasıl ele alıp uygulayacağımız hususunda kafa yorarız. Birinci Görev Okulu dersleri de zaten bunun için değil midir?

Biz, ülkemizin sorunlarını Atatürkçe değerlendiririz. Atatürk öğretisinin 10 ilkesi açısından bakarız olaylara… O ilkelerin kavram ve ilişkilerinden, savlarından faydalanır, onları kullanırız. Örnek vermek gerekirse, tıpkı bir marksist’in, bir liberalin, bir sosyalistin, bir siyasal islamcının ülke ve dünya sorunlarını kendi düşünce sistemlerinin kavram ve savlarına göre değerlendirmesi gibi.

Bir gerçek Atatürkçünün konuşması, anlatımı, çözümlemeleri, yorumları; insana o kişinin Atatürkçü düşünce sistemine tam olarak hâkimiyetini hissettirmelidir. Düşüncelerini bu sistem içinde dillendirmeli, aynı sisteme ait kavram ve ilişkileri kullanmalıdır. Öyle, pek çoğumuzun yaptığı gibi, bölük börçük, dereden tepeden, dillere pelesenk olmuş, harcıâlem şeyler olmamalı söyledikleri. Gerektiği her zaman Atatürkçü öğretiye ait ilke ve kavramları, görüşleri kullanmalı: Millî Egemenlik, Millî İrade, Tam Bağımsızlık, Emperyalizm, milliyetçilik, devrimcilik, çağdaşlık, doğal uyum, bilimcilik, sosyal ahlak, yurtseverlik gibi… Bu kavramlar arasındaki ilişkileri görebilmeli, sonuçlar çıkarmalı, ulaştığı sonuçları aynı kavramlarla günümüzün sorunlarına uygulayabilmelidir. Bu üstün yeteneği en başarı bir şekilde sergileyebilmelidir. 

D) YÖNTEM

İzleyeceğimiz yöntemi artık biliyoruz, Kısaca tekrarlıyorum.

Bir Atatürkçü’nün yöntem açısından başat niteliği; inceleyeceği konulara, sorunlara gelişigüzel yaklaşmaması, sistemli olarak düşünmesi, konuşması ve yazmasıdır. Bu durumda ilk işi “ilgilendiğim bu görüş, eylem, olay Atatürkçe nasıl yorumlanır” sorusu ve yaklaşımını esas alması olacaktır. İkinci olarak, düşünüp söyleyeceklerine, yapacaklarına Atatürkçülüğün ilkeleri içinde bir referans, bir hareket noktası arayacaktır.

Açıklıyorum söylediklerimi: Herhangi bir konuda yazı kaleme alacağımız, bir konuşma yapacağımız, bir işe girişeceğimiz zaman, aklımıza gelen fikir ve çözümlerin önce Atatürkçü hareket noktalarını arayıp bulmalıyız. Fikirlerimizi ancak o noktaların doğrultusunda oluşturmalı ve uygulamaya koymalıyız.

Diyelim ki, kafamızda oluşmaya başlayan bir fikri ifade için bir yazı kaleme almak istiyoruz. Elbette bu alanda eser vermiş değerli, Atatürkçü yazarlardan istifade edeceğiz. Ancak fikirlerimizi öncelikle Atatürk’ün aynı konudaki düşünceleri ışığında şekillendirmeliyiz.

Hangi konu olursa olsun, ilk tepkimiz “bu görüş, bu eylem, olay Atatürkçe nasıl yorumlanır” sorusu ve yaklaşımı olmalıdır. Bu amaçla, düşünüp söyleyeceklerimize Atatürkçülüğün ilkeleri arasında bir referans (hareket noktası) aramalıyız. Gözlemlerimizi, analizlerimizi bu noktadan hareket etmek suretiyle yapmalı, bu sağlam bilgiyle donanmış olarak muhakeme etmeli (akıl yürütmeli), sonuçlara ulaşmalı, önerilerde bulunmalıyız. Ancak böyle bir yol izlediğimiz zamandır ki, açıklamalarımız sistemli olur. Referans”dan kastımız; “bir olay veya bir düşünceyi, olayı veya eylemi yorumlarken kullanabilecek, Atatürkçü öğretiden derlenen fikir, görüş veya öğütler”dir. Ancak şu da var ki, Atatürkçülüğün Devrimcilik İlkesi gereğince, yeni ve çağdaş nitelikte kişisel katkılarda bulunabilir, yeni düşünceler de ileri sürebiliriz.

Özetle Atatürkçüler bir olayı yorumlarken, belirli “referans”lardan hareketle düşünce üretmeli, yorum ve değerlendirme yapmalıdır. Aksi halde görüşünde tutarlı ve sistemli olmaz, analizi sığ, yüzeysel kalır. Dediğim şekilde hareket ederse, dikkate alınır; saygı uyandırır, ilgi merkezi olur. Birçok Atatürkçü bu yöntemle düşünmeye fikir üretmeye, iş yapmaya başlarsa, birbirine yaklaşmaya, birlik olmaya başlarlar. Bu birlik zamanla Türkiye’ye yön verebilecek bir ağırlığa ulaşır.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI