Reklam
Bugun...
Reklam
Reklam
SORULARLA ATAÖĞRETİ: AYDIN, HALKLA DOĞAL UYUMU NASIL SAĞLAYABİLİR?


Prof.Dr. Cihan DURA
duracihan@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 10-06-2018 10:01
     
Reklam

Soru: Atatürk diyor ki: “Aydınlar halkı telkinle veya zorla kendi tarafına çekmeye çalışır, ancak başaramaz. Başarı için bir koşul vardır.” Bu koşul nedir?

Ben bu soruya doğru bir yanıt vermek için, belleğimdeki hazır bilgi ile yetinmedim, ATANAME’ye başvurdum (Başka elverişli yapıtlar da olabilirdi). Kitabın “Dizin” kısmında yer alan “aydın” maddesi beni ihtiyaç duyduğum yöneltilere gönderdi. Bunları dikkatle okuyarak, en uygun olanlarını seçtim, aşağıda sıraladım. Yöneltiler beni şu toplu yanıta götürdü; bu, aynı zamanda benim soruya verdiğim yanıttır.

YANIT

Bütün sorun aydının ve halkın zihniyetleri arasındaki zıtlıktan kaynaklanıyor.

Çözümü de, eş deyimle başarının yolunu da yine bu tespitte buluyoruz: İki zihniyet arasında uyum sağlamak! Bunun için de, uyum yokluğunun mahiyeti üzerinde yoğunlaşmalıyız. Uyumsuzluğun nasıl bir şey olduğunu iyice belirlemeli, ardından uyumu sağlamak için harekete geçmeliyiz. Atatürk buna “doğal uyum” diyor. Peki, uyumsuzluğu nasıl giderebiliriz, somut olarak neler yapmalıyız? Ataname’nin yanıtı şöyledir:

1- Başarı için halk ve aydın birlikte yürümelidir. İlk harekete geçecek olan, aydındır.

-Ancak halk kitlesi biraz yürümesini hızlandırmalı, biraz da aydın çok hızlı gitmemelidir. 

-Ne mutlu ki, ilerlemeye ve yeniliğe istekli bir halkımız var. Arzu ve eğilimini somut olarak belli ettikçe, yürümesini hızlandırmış olacaktır. Aydın bu gerçeği iyi görmeli ve ona göre hareket etmelidir.

2- Başarı için diğer bir koşul aydının halka güven vermesidir, yoksa yaptığı her girişim boşa gider.

3-Aydın uygulayacağı programın asıl temelini, halkın içinden çıkaracaktır. Başka bir deyişle, halka telkin edeceği fikirleri halkın ruh ve vicdanından almalıdır. “Halkın ruh ve vicdanı” kısaca Millî İrade’dir. Aydın sahip olduğu bilgi ve tecrübeyi, Millî İrade’yle çatışmayacak, onunla bütünleşecek şekilde ifade ettiği ve kullandığı ölçüde, doğal uyum yönünde adım atmış olacaktır.

Bir aydın çok bilgili olabilir, üniversite bitirmiş, yurt dışında en ünlü kurumlarda uzmanlık eğitimi görmüş, alanında yüksek unvanlara erişmiş olabilir. Ne var ki, halkına sadece o teorik bilgi ve tecrübeyle, o unvanlarla yaklaşırsa başarılı olamaz. Aynı zamanda kendi halkının eğilimlerini, arzularını ve ihtiyaçlarını da bilmek ve programını bu son bilgiye öncelik tanıyarak şekil vermiş olmalıdır. Bu çerçeve ve yönde yapacağı telkinleri, aktaracağı bilgileri halk tarafından sindirilebilir ve kabul edilebilir şekillerde ifade etmelidir.

4- Aydın, başarıyı siyasetten ziyade, çok daha verimli olan toplumsal çalışmalarda aramalıdır. (Atatürk, Ziya Gökalp örneğini veriyor.). Halkın içine girerek veya bu ölçüde etkili olan yöntemlerle çalıştığı, somut eserler ortaya koyduğu ölçüde başarılı olacaktır.

==

YÖNELTİLER

- Toplumsal mücadelede olay ve olguları önce aydınlar kavrar. Önce onlar bilinçlenip örgütlenirler, sonra halkın örgütlenmesine destek olurlar. Yerel örgütlerde yapılacak eğitim çalışmalarının amacı, gerçek halk önderlerini ortaya çıkarmak ve onları ulusal mücadeleye kazandırmaktır. [Bugünün örgütü, 7]

-Hep düşünmüşümdür, neden geri kaldık milletçe diye.  Gördüm ki, türlü türlüdür sebepleri. Ancak bunlar arasında öyle biri vardı ki milletimizin, özellikle aydınlarımızın dikkatle, büyük önem vererek göz önüne alması gerekiyordu. Bu sebep ilerleyemeyişimizin, geride kalışımızın, ülkemizin baştanbaşa bir harabeye dönmüş olmasının asıl sebebiydi. Bu ana sebep aydınlarımızla halk arasındaki uyum yokluğuydu. [Aydınlar, 6]

- İslam dünyası iki ayrı sınıftan oluşur; biri çoğunluğu oluşturan halk, öbürü azınlığı oluşturan aydınlar... Bozuk zihniyetli milletlerde büyük çoğunluk başka hedefe, aydın denen sınıf başka zihniyete sahiptir. Tam bir zıtlık, tam bir muhalefet vardır bu iki sınıf arasında. Aydınlar ana kitleyi kendi hedefine sevk etmek ister, halk kitlesi ise aydın sınıfına uymak istemez. O da kendine başka bir yol belirlemeye çalışır. Aydın sınıfı telkinle, doğru yolu göstererek çoğunluk kitlesini kendi amacına göre ikna etmekte başarılı olamayınca, başka araçlar kullanmaya girişir. Halka hükmetmeye, onu küçük görmeye başlar; despotluk yapmaya kalkar halka. Ancak yine başaramaz: Halkı ne birinci usul ile ne de hükmetme ve despotlukla kendi hedefine sürüklemekte başarılı olamaz.  [Aydınlar, 7]

- Oysa başarı için vazgeçilmez bir koşul vardır, o da aydın sınıfın ve halkın zihniyet ve hedefleri arasında doğal bir uyum olmasıdır. Ülkeyi kurtarmak için bu iki zihniyet arasındaki ayrılığı durdurmak gerekir. Yürümeye başlamadan önce bu iki zihniyet arasında uyum sağlamak gerekir. Bunun için de halk kitlesi biraz yürümesini hızlandırmalı, biraz da aydınlar çok hızlı gitmemelidir.  Aydın halkın gözüne değil, önüne ışık tutmalıdır. [Aydınlar, 8]

- Nedir o zaman aydınların görevleri? Düşünelim. İlk görevi şudur bence: Aydınlarımız, özellikle de öğretmenlerimiz her vesileden yararlanarak halka koşmalı, halk ile bir arada olmalıdır. Halka yaklaşmak, halkla kaynaşmak daha çok aydınlara düşen bir görevdir. Yukarda vurguladığım gibi, bunda başarılı olmak için de aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum olması gerekir. Bunun anlamı şudur: Aydınlar halka telkin edeceği fikirleri halkın ruh ve vicdanından almış olmalıdır. [Aydınlar, 9]

- Bizde böyle mi olmuştur, ne yazık ki hayır. Aydınlarımız arasında çok iyi düşünenler vardır. Fakat genel olarak hatamız şudur: İnceleme ve araştırmalarımıza temel olarak çoğunlukla kendi ülkemizi, kendi tarihimizi, kendi geleneklerimizi, kendi özelliklerimizi ve ihtiyaçlarımızı almayız. Aydınlarımız belki bütün dünyayı, bütün diğer milletleri tanır, fakat bizi, kendimizi bilmezler. Oysa bir millet için mutluluk olan bir şey diğer bir millet için felaket olabilir. Aynı sebep ve koşullar birini mutlu ettiği halde, diğerini mutsuz edebilir. Onun için, aydınlar; milletimize gideceği yolu gösterirken, dünyanın her türlü biliminden, her türlü buluş ve ilerlemelerinden faydalanmalı; fakat asıl temeli kendi içimizden çıkarmalıdır!  [Aydınlar, 10]

- Yukarda belirttim, aydınlar her yerde, bütün Türkiye’de halkın içine girmeli, halkın arasına karışmalıdır. Milleti yükseltmek için çalışmalıdır. Ocak 1923’de İzmit’te gazetecilere ve diğer bir konuşmamda açıkladığım gibi: Aydınlar ve millete yol göstermek için çalışan ve bunu şiar edinenler, doğrudan doğruya Ankara’ya gelsin ve bu arzuyu kendisinde duysun! Ve aynı zamanda, Ankara’ya değil, Van’a, Erzincan’a, Bitlis’e gitsin. Hatta köylere gitsin, yol göstersin, alışkanlıkları değiştirsin. Bugün burada konuşurken, şunu yapalım, bunu yapalım, diyoruz. Bunların hepsinden önce, asıl oralara gidip çalışmak lazımdır. Örneğin, Ziya Gökalp Bey Diyarbakır’dadır. Gazetesinden bugün çok istifade edilir. Fakat oradan ayrılması ülke için çok zararlıdır. İki günlük hayatı ile Diyarbakır’da vücuda getirdiği duyarlılık dikkat çekicidir. Dolayısıyla aydın kişilerin her biri başlı başına gidebileceği çevrelerde bir dünya vücuda getirebilir. Ülkenin içinde yalnız bir yerde değil, beş on yerde ışık merkezi, kültür merkezi meydana getirebilmeliyiz ki, ülke mutlu olabilsin. [Aydınlar, 11]

- Aydınlar halkın ilerleme ve yenilik arzusunu tatmin etmelidir. Bizim milletimiz ilerlemeye, yeniliğe, gelişmeye son derecede yetenekli ve istekli bir toplumdur. Ülkemin birçok yerinde gözlemledim bunu. Hep bu duyarlığı, bu yüksek uyanıklığı ve dikkati gördüm. Aydınlar milletin bu özlemini, bu arzusunu tatmin etmeyi resmî ve günlük görevleri dışında, onun üzerinde yüce ve ulusal bir görev olarak görmelidir. [Aydınlar, 13] Halkın ruh ve vicdanında ilerleme ve yenilik arzusu vardır.

- Çok temiz kalplidir bizim halkımız, çok asil ruhludur; ilerlemeye çok yetenekli bir halktır. Bir kani olursa muhataplarının kendisine içtenlikle hizmet ettiklerine, her türlü hareketi derhal kabule hazırdır. Demek ki aydınlar her şeyden önce, millete güven vermek zorundadır. Benim halk ile çok temasım vardır. O saf kitle, bilmezsiniz, ne kadar yenilik taraftarıdır. İcraatımızda engeller, hiçbir zaman bu yoğun tabakadan gelmeyecektir.  [Aydınlar, 14]

- Aydınlarımız ve gençlerimiz hangi hedeflere ne için yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi zihinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice sindirilebilir ve kabul edilebilir bir hale getirmelidir. Ancak ondan sonradır ki, fikirlerini ortaya atmalıdır.  [Aydınlar, 18]

- [Halkımızın] düzeyini toplumsal olarak yükseltmek, herhangi bir makam hırsından daha iyi değil midir? Bu insanî mücadelelerin yanında siyasî mücadeleler bayağı kalmaz mı? Siyasi mücadelelerin çoğu verimsizdir. Fakat toplumsal çalışma her zaman için verimlidir. Bizim aydınlar, işte buna çalışmalı. Neden Anadolu’ya gelip uğraşmazlar! Neden milletle doğrudan doğruya temas etmezler! Anadolu en büyük hazinedir. Ülkeyi gezmeli, milleti tanımalı, eksiği nedir, görüp göstermeli. Milleti sevmek böyle olur. Yoksa lafla sevmek fayda vermez. Halkçılık halkla bütünleşmektir!  [Halkla Kaynaşmak, 1]

- Bütün bu [eğitim] programları ve uygulama ne verebiliyordu?  Çok bilmiş, çok okumuş birtakım insanlar... Ama neyi bilmiş…, birtakım teorileri bilmiş! Ve neyi bilmemiş, kendini bilmemiş, hayatını, ihtiyaçlarını bilmemiş! Yaşamak için lazım olan her şeyi bilmemiş ve aç kalmıştır! İşte bu öğrenim tarzının uğursuz sonucu olmak üzere denilebilir ki, ülkede aydın olmak demek, okumuş olmak demek; çok bilmiş olmak demek, sefalete ve yoksulluğa mahkûm olmak demektir! [Eğitimde Uygulamalar, 6]



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI