Bugun...
TÜRKİYE’DE İRTİCANIN KRONOLOJİSİ (1947-1999)


Prof.Dr. Cihan DURA
duracihan@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 05-02-2019 00:00
     

Aydınların başlıca görevlerinden biri, “halkının belleği” olmaktır. Bütün büyük felaketlerin kökeninde, küçük başlangıçlar, ufak adımlar vardır. Burada hem bir görevimi yerine getirecek, hem de Türkiye’yi bir kanser gibi saran irticanın, politikacılarımızın ve yöneticilerimizin eliyle, ufak sıçramalarla nasıl büyüyüp devleştiğini göstereceğim.

Kronoloji 1947-1999 dönemini kapsamaktadır.



I) CUMHURİYET HALK PARTİSİ HÜKÜMETLERİ (1947-1950)

Bu dönemde sırasıyla Hasan Saka ile Şemsettin Günaltay başbakanlık yapmıştır.

A) Başbakan Hasan Saka (10 Eylül 1947 -14 Ocak 1949)

- 10 Şubat 1948: Milli Eğitim Bakanı, ünlü Reşat Şemsettin Sirer (Sivas)... CHP Meclis Grubu şu kararı alıyor: İlkokullarda isteğe bağlı olarak din dersleri okutulacak. Din bilginleri yetiştirmek üzere, Üniversitede bir “İslam Din Fakültesi” kurulacak (İlerde, DP; CHP’nin attığı bu adımı, din derslerini zorunlu kılarak daha pekiştirecektir. Yıllar sonra ise, ilahiyat fakülteleri; Türkiye’nin -il, ilçe demeyecek- her yerine yayılacaktır. Görülüyor ki biri küçük bir adım atınca, ardından gelenler; başka, hem de gittikçe daha büyük adımlar atıyor.)

-3 Ocak 1949: Okullarda din eğitimi verilmesi sorunu, Meclis’de ateşli tartışmalara neden oluyor. CHP, siyasal amaçlarla bu konudaki istemleri yerine getirme eğiliminde...

B) Başbakan Şemsettin Günaltay (16 Ocak 1949 - 14 Mayıs 1950)

- 4 Şubat 1949: İki “meczup” Meclis’de ezan okuyor. Hikmet Bayur CHP’yi dini politik amaçlara alet etmekle suçluyor (Yıllar sonra sözde meczuplar Anıt-Kabir’de, On Kasım törenlerinde olaylar çıkaracak, Merve adlı bir FP milletvekili; TBMM oturumuna tesettürlü olarak katılmaya kalkışacaktır).

- 15 Şubat 1949: İlkokullarda isteğe bağlı olarak din dersleri okutulmaya başlanması önerildi.

- 31 Ekim 1949: Ankara’da İlahiyat Fakültesi açıldı (Yıllar sonra, ilk türban eylemleri bu fakültede başlayacaktır.)

- 1 Mart 1950: CHP Hükümeti; 30.11.1925 tarih ve 677 sayılı Tekke ve Türbelerin Kapatılmasına Dair Yasa’yı yürürlükten kaldırdı. Gerekçe şuydu: “Bugün cehalet nedeniyle yer yer kimi batıl itikatlara rastgelinse de, bunlar artık halkın yolunu şaşırtacak bir etkiye sahip değildir.” Şu tesadüfe bakın: Hükümet, seçimlerin tarihini de aynı gün ilan ediyor. (Bu geri adımın zehirli meyvesini nasıl toplamaya kalkıştıklarını görmek için bkz.: 2 Eylül 1951)

- 12 Nisan 1950: Mareşal Fevzi Çakmak için yapılan cenaze törenini gerici güçler kendi çıkarları için kullanıyor. C. Baban’a göre “Cumhuriyet kurulalı beri ilk kez, Atatürk’ün korktuğu şey yapılıyor; din siyasete alet ediliyordu.”



II) DEMOKRAT PARTİ HÜKÜMETLERİ (BAŞBAKAN ADNAN MENDERES: 14 MAYIS 1950-27 MAYIS 1960)

- Tarih 29 Mayıs 1950, seçimlerden 15 gün sonra! Başbakan Adnan Menderes irticaya ilk işaretini verdi: Yalnızca “Millete mal olmuş inkılaplarımızı saklı tutacağız.” Böylece Demokrat Parti; Atatürk Devrimi’ni bozar, parçalar. Hükümet programında devrimleri “ulusa mal olmuş devrimler, ulusa mal olmamış devrimler” diye ikiye ayırır. Artık kimi devrimler korumayacaktır, yıkılacak, yok edilecektir.

-16 Haziran 1950’da Meclis; ezanın Arapça okunması yasağını kaldırdı. Meclis görüşmeleri, dışarda toplanmış olan halka hoparlörle dinletildi. (Bu adi yatırımın, zehirli meyvesini nasıl topladıklarını görmek için bkz.: 2 Eylül 1951). Muhalefet (CHP) de değişikliğin lehinde konuştu. Karar, mollaların tekbirleri ile karşılandı.

-DP’nin gevşekliği yobazları cesaretlendirdi. Cumhuriyet kurulalı beri, ilk kez politika camiye girdi: İmamlar, yeniden siyasal nitelikli vaazlar vermeye başladı.

-5 Temmuz 1950: Radyoda dinî program yayınlama yasağı kaldırıldı. (Bu seçim yatırımının, zehirli meyvelerini nasıl topladığımızı görmek için bkz.: 2 Eylül 1951 ve 1990’lu yıllar: Türkiye’de ulusal ve yerel yüzlerce radyo ve TV kanalında şeriatçı yayın yapılıyor!..)

- 21 Ekim 1950: Milli Eğitim Bakanlığı (Bakan: Tevfik İleri) okullarda din derslerinin zorunlu olmasına karar verdi. Başka bir deyişle “Okullarda din dersi almak zorunlu hale geldi.” (Bu adi yatırımın, zehirli meyvesini toplamaya nasıl giriştiklerini görmek için bkz.: 2 Eylül 1951). Bu Cumhuriyet’in laiklik ilkesine karşı bir tutumdu.

-Anayasa dili yeniden Osmanlıca yapıldı. Bu, “ulusçuluk ilkesi”ne aykırıydı.

-3 Aralık 1950: Meclis Genel Kurulu’na, “Türk Harflerinin Kabulü” ile ilgili 1353 sayılı yasanın 9. maddesine açıklık getirilmesini isteyen bir önerge verildi. Açıklama Milli Eğitim ve İçişleri Komisyonları Başkanlığından geldi. Gelen raporda: Arap harfleri ile tedrisat yapmak için gizli ya da aleni dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı kararnamedeki yasaklama kaldırılıyordu. Böylece Kur’an kursları ve imam hatip mekteplerine yeşil ışık yakılmış oldu.

-DP’nin tutumu gericileri azdırdı: 1951’de gerici gösteriler... Atatürk’ün heykellerine saldırılar başladı.

DP kongrelerinde din eğitiminin genişletilmesi, Arapça yazıya dönülmesi, yeniden fes ve çarşaf giyilmesi istendi. Uyarılar karşısında Başbakan çok rahattı; çünkü, “Türkiye’de irtica yoktu!” DP Meclis grubunda da okullarda Arapça öğretilmesi, din derslerinin başlatılması, yeni imam-hatip okulları açılması istendi.

-27 Şubat 1951: Kırşehir’de Atatürk’ün büstü tahrip edildi.

-22 Mart 1951: Öğrenci kuruluşları Necip Fazıl Kısakürek’in “Büyük Doğu” dergisi gibi gerici yayınlar aleyhinde gösteriler yaptı. Buna karşı İçişleri Bakanlığı’nın bildirisi: “Yurtta irticai mahiyette bir hareket yoktur! ”

-3 Mayıs 1951: DP Meclis Grubu’nda eğitim konusunda yapılan tartışmalarda, Arapça’nın okullarda öğretilmesi, ortaokullarda din derslerinin başlatılması ve yeni imam-hatip okullarının açılması istendi.

-24 Haziran 1951: CHP’li Şemsettin Günaltay: “Demokrat Parti, dini, politikaya alet ediyor! ”

- 2 Eylül 1951: Necdet Evliyagil; Cumhuriyet gazetesinde, her iki partinin seçim propagandası sırasında dini nasıl politikaya alet ettiklerini örneklerle yazdı: Bilecik’de “CHP, türbeleri biz açtık derken, DP’liler de Arapça ezanın, din derslerinin ve radyoda Kur’an okutulmasının, DP’nin eseri olduğunu” ileri sürüyordu!

- 24 Aralık 1952: 1924 Anayasasının metni yeniden Osmanlıca’ya çevrildi ve Anayasa’ya artık “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” denmeye başlandı.

- 1952’de Nurculuk adı verilen karanlık akım, Demokrat iktidarın sağladığı hoşgörü ortamında her yerde kök salmaya, Said-i Kürdi’nin Nur Risaleleri rahatlıkla yayınlanıp dağıtılmaya başladı. Demokrat Parti ileri gelenleri, Said’i ziyaret edip saygılarını sunuyordu. Bu, laiklik ilkesine aykırı bir hareketti.

-22 Ocak 1953: Hükümet gericilik hakkında açtığı kampanyanın ilk adımı olarak, “Milliyetçiler Derneği”ni kapattı. Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin bu dernekle bağlantısı olduğu ileri sürülüyordu.

-1951-1953: Üç yıl içinde 15 adet imam hatip okulu açıldı ( Bu okulların sayısı gittikçe artarak, 1979-1980’de 340’a ulaşacaktır. 1980-81’de 34 tane daha açılarak, rakam 374’e tırmanacaktır!)

1954 seçimlerinde uğradıkları ağır yenilgi üzerine, CHP’de de su koyuverenler (oportünistler) görüldü: Parti laiklik ve devletçilik ilkelerinden vazgeçmeliydi; seçmen önünde demokratlarla ancak böyle yarışılabilirdi.

14 Şubat 1954: Nadir Nadi (Cumhuriyet): “Bazı politikacılar halktan oy toplamak için, dini sömürüyor!”

26-30 Temmuz 1954: CHP’nin XI. Kurultay’ında kimi Halk Partililer; partinin -halkça benimsenmemiş olduğundan- laiklikten ve devletçilikten vazgeçmesini önerdiler. Genel Başkan İsmet İnönü; bu konuda DP ile asla yarışamayacaklarını söyleyerek, bu görüşe karşı çıktı (Gerekçeden şu anlam çıkıyor: Eğer yarışılacağına inanılsa, laikliği savunmaktan vazgeçilecek!)

1955: Menderes DP Meclis grubunda, güvenoyu istediği arkadaşlarını şöyle yağ çekiyordu: “Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isteseniz Anayasa’yı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz.”

-Menderes 1956’da Konya’ya Bayar’la birlikte yaptığı bir gezide halka “ortaokullara din dersleri konulacağını” açıkladı.

-13 Eylül 1956: Ortaokul ders programlarına din dersleri kondu.

1957: Menderes konuşmalarını dinci bir uslupla yapıyordu. Artık onun adı “Müslüman Başbakan”dı. Ödemiş’te halka yaptığı bir konuşmayı, âmin sesleri arasında, şöyle bitiriyordu: “Allah münafıkların şerrinden hepinizi korusun.” Genel seçimler yaklaştıkça daha da coşuyordu: “İstanbul’u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camiini de ikinci bir Kâbe yapacağız.”

14 Şubat 1957: Cami Yaptırma Derneği Başkanlığı Ankara’da Kocatepe Camii’nin yapımı için, Başbakan Adnan Menderes’in 100 000 TL yardım yaptığını bildirdi.

- 7 Haziran 1957: Millet Meclisi’nde İsmet İnönü; Demokrat Parti’yi dini siyasi amaçlara alet etmekle suçladı.

7 Ağustos 1957: Başbakan Adnan Menderes Bartın’da yaptığı bir seçim konuşmasını -muhalefete çatarak- şöyle bitirdi: “... Allah münafıkların şerrinden hepinizi korusun. Allah münafıkların şerrinden hepinizi masun eylesin” [amin sesler]. Bunlara hiç önem vermeyiniz...” (Bu “muhteşem” finali, Menderes zihniyetinin mirasçısı Süleyman Demirel’inki ile karşılaştırınız.)

19 Ekim 1957: Başbakan A. Menderes Kayseri’de halka yaptığı konuşmada “DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15 bin cami inşa edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını, Süleymaniye’nin 500’üncü yıl dönümünü kutlamak için Müslümanların İstanbul’a davet edileceğini” söyledi.

28 Aralık 1959: İnönü, Menderes’i uyarıyor ve olacakları önceden bildiriyor: “Dini politik amaçlara alet etme! Bu, irticayı getirir. Bizi halka kâfir, ehlisalip olarak gösteriyorsun. Bu bir kanlı irtica girişimidir. Seni bunun sonuçlarından sakınmaya çağırıyorum.”

-Nurcular 1954’de olduğu gibi 1957 seçimlerinde de Demokrat Parti’yi tüm güçleriyle desteklediler.

-1958: Başbakan Afyon Emirdağ’da Nurcular tarafından saltanat ve hilafeti simgeleyen iki tuğralı yeşil bayrakla karşılandı. DP’nin bazı ocakları Ramazan ayında mevlidler düzenledi. Hafızlar iktidara, hükümet büyüklerine dualar yağdırdı. Takkeli, kara çember sakallı bir takım insanlar, sokaklarda ilk kez saldırgan tavırlar sergilemeye başladı. Menderes muhalefeti “Ehli Salip” olarak adlandırdı.

-8 Mart 1959: A. Menderes’in, uçak kazasından sağ kurtulması üzerine Konya Milletvekili Himmet Ölçmen, bakınız, neler yumurtluyor: “Bu milletin başında Peygamber’in, Allah’ın tayin ettiği bir lider var; o da Menderes’tir.”

-12 Mart 1959: Menderes’in Müsteşarı A. S. Korur; Eyup Sultan Camii avlusunda büyük bir iftar yemeği verdi. Davetlilere gönderilen çağrıda tarih Ramazan 1378 olarak gösteriliyordu.

- İnönü uyarılarını sürdürüyor: “Gericiliğe karşı Atatürk kanunları büsbütün etkisiz kaldı. İktidar çevresi Muhalefet’i ve yansız basını dinsizlikle suçluyor. Bu bir politik saldırı hareketedir; seçime hazırlanıyorlar.” İç İşleri Bakanı Namık Gedik ise şu yanıtı veriyordu: “Ülkede gericilik yoktur. Muhalefet pireyi deve yapıyor.”

-19 Kasım 1959: Milli Eğitim Bakanlığı’na vekâleten bakan Tevfik İleri, orta dereceli okullar ve öğretmen okulları için din dersleri öğretmeni yetiştirecek Yüksek İslam Enstitüsü’nü açtı.

-29 Aralık 1959: Nurcuların lideri Saidi Kürdi (Nursi) faaliyetlerini sürdürüyor. Dini sömürmekle suçlanarak, hakkında soruşturma açıldı.

-4 Ocak 1960: CHP, Demokrat Parti’yi “dini politik amaçlara alet etmek”le suçladı. İsmet İnönü’ye göre DP, Saidi Nursi’yi seçim için görevlendirmişti.

Nurcular sağcı DP hükümetleri döneminde altın yıllarını yaşadılar. Hattâ Türkiye sınırlarını aşarak başka ülkelerde üslenmeye başladılar.

DP döneminde Sebilürreşad, Hür Adam, Serdengeçti, İslamiyet, Fetih, Türk Düşüncesi, Büyük Doğu gibi dergiler Cumhuriyet’e, laikliğe sönmez bir kinle saldırdılar.



III) 27 MAYIS DEVRİMİ VE SONRASI (1961-1965)

Bu dönem Cemal Gürsel, İsmet İnönü, Suat Hayri Ürgüplü hükümetlerini kapsar.

A) Cemal Gürsel Hükümeti (5 Ocak 1961- 19 Kasım 1961)

5 Ağustos 1961: Çankaya’da bir yuvarlak masa konferansı yapan parti (CHP, AP, YTP, CKMP) liderleri, şu konular üzerinde de anlaştıklarını bildirdiler: Atatürk reformları korunacak. İslam dini politik amaçlara alet edilmeyecek.

B) İsmet İnönü Hükümeti (20 Kasım 1961- 20 Şubat 1965)

- 1961: Adalet Partisi; cumhurbaşkanlığına, laik düzene karşı olduğu bilinen Ali Fuat Başgil’i aday göstermeye kalkıştı.

-14 Ekim 1962: Manisa Milletvekili ve Ulus Gazetesi Başyazarı Yakup Kadri Karaosmanoğlu “CHP’nin, Atatürk ilkelerinden, birçok noktalarda ödünler vererek ayrılmış olduğunu” neden göstererek CHP’den istifa etti.

-8 Ağustos 1963: Partinin politikasından düş kırıklığına uğrayan çok sayıda genç üye, CHP’den istifa ediyordu. İstifalar için gösterilen nedenler arasında şunlar vardı: “Atatürk ilkelerinden ödün verilmiştir. Partinin genel ilkelerinden, özellikle halkçılık ve laiklik ilkelerinden de ödün verilmiştir. Halkevleri ve köy enstitülerinin açılması için hiçbir girişimde bulunulmamıştır.”

-1964: Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel masonluk iddialarına karşı kendini “Ben mason değilim. Benim evimde her sabah Kur’an okunur” diyerek savunuyordu.

C) Suat Hayri Ürgüplü Hükümeti (20 Şubat 1965 - 27 Ekim 1965)

- 5 Nisan 1965: Adalet Bakanı İrfan Baran “TCK’nun 141. ve 142. maddeleri kaldırılırsa, ırkçılık ve Kürtçülüğün yanısıra şeriatçılık da azar; Şeriatçılar hilafeti getireceğiz diye ortaya çıkar, bunlara karşı elimizde başka yaptırım yoktur” dedi.

- 26 Haziran 1965: Milli Eğitim Bakanı Cihat Bilgehan; “imam hatip okullarını bitirenlerin, ilkokul öğretmeni olabileceklerini” bildirdi. Bir söylentiye göre bu karar, Bakanlık Müsteşarı Nuri Kodamanoğlu’nun istifasına yol açtı.

- 29 Haziran 1965: Süleyman Demirel AP grubunda şöyle konuştu: “Biz aşırı sol akımlarla mücadeleye kararlıyız. Türkiye’ye komünizm giremez; çünkü nüfusumuzun %98’i müslümandır.”



IV) ADALET PARTİSİ HÜKÜMETLERİ (BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL: 27 EKİM 1965 - 12 MART 1971)

- 15 Nisan 1966: Gericiler Atatürk’ün büst ve heykellerine saldırmayı sürdürüyor. İsmet İnönü: “İrtica da komünizm kadar tehlikelidir.” MGK Genel Sekreteri Korgeneral Refet Ülgenalp: “Bu ülkeyi sakallı keçilerle keçi sakallılar kemiriyor. Biri ormanları, öbürü toplumun kendisini...”

- 11 Mayıs 1966: Turhan Feyzioğlu: “Süleyman Demirel’in iktidarı zamanında gelişen ... yalnızca irticadır, Atatürk düşmanlığıdır...”

- 31 Mayıs 1966: Demirel Kayseri’de konuşuyor: “Bugünkü Türkiye’de gericiliğin yaşamasına uygun koşullar artık bulunmamaktadır” (Ya doğru söylemiyordu, ya da ileriyi hiç göremiyordu!)

-1 Haziran 1966: İsmet İnönü, Süleyman Demirel’den “Saidi Nursi ve Nurculara karşı çıkmasını” istedi.

- 7 Haziran 1966: İsmet İnönü: “AP’nin seçim başarısı, bu partinin, dini politikaya alet etmesinin ve Nurculuğun gittikçe artan etkisinin bir sonucudur.”

- 11 Haziran 1966: Genelkurmay Başkanı, orduya bir genelge yayınlayarak, Nurculuğa karşı çıktı.

- 5 Ekim 1966: Başbakan Süleyman Demirel, muhalefetin “dini politikaya alet ediyor” suçlamasını yanıtladı ve “Din özgürlüğü baskı ve sömürücü aracı olamaz” dedi.

- Aralık 1966’da Demirel halkın şeker bayramını kutluyor: “Büyük milletimiz mübarek ramazan bayramını idrak ediyor... Şerre ve fesada alet olmayın. Müfsit ve münkir olmaktan kaçının... Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin... Allah hepimizin kusurunu affetsin... Bunlar ellibine yakın cami ve mescitte vatandaşlarımızın semalara yükselen dualarıdır...”. Bu bir “kasaba imamı” ağzına benziyordu.

- 17 Mayıs 1967: İmam-hatip okullarını bitirenlere üniversitelere girme hakkı tanındı.

- 5 Ağustos 1967: Bir İslam devleti kurmak isteyen Hızb-üt-Tahrir adlı bir örgütün beş üyesi tutuklandı.

20 Ağustos 1967: Başbakan S. Demirel İzmir’de, İslam enstitüsünün temelini tekbirler arasında attı. Konuşmasında, Batı dillerini ve kültürünü bilen, ilerici din adamlarının yetişmesini istediğini söyledi.

Aralık 1967: Başbakan S. Demirel bir gezi sırasında, camide namaz kıldı. Bunu gittikçe adet haline getirdi. TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli, Meclis’de bir iftar yemeği verdi. Bütün bunlar, saf dini görevin ötesinde şunun işaretiydi: Dindarlık gösterisi, Türk politikacıları arasında bir akım olarak yaygınlaşıyordu.

- 11/19 Şubat 1968: Bir İstanbul gazetesinin “Kur’an’ın yırtılıp yakıldığı” şeklindeki uydurma haberi üzerine Osmaniye’de halk olay çıkardı. İsmet İnönü: “Osmaniye olayı ve benzerleri, gericilerin, iktidardaki partilerin kendilerine gösterdiği yakınlıktan yararlandıklarını gösterir.” Başbakan S. Demirel’in yanıtı: “Din ve vicdan özgürlüğünü irtica olarak göstermek, siyasal baskıdır” (Necmettin Erbakan’ın Nizam Partisi, ardından Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, bugün de Fazilet Partisi de bütün tahriplerini, din ve vicdan özgürlüğü maskesi altında yapacaktır).

- 21 Şubat 1968: Millî Eğitim Bakanı İlhami Ertem: “Hükümet’in amacı her ilde bir imam-hatip okulu açmaktır.”

- 23/25 Mart 1968: Bursa ‘da toplanan Türkiye Milliyetçi kuruluşları İstişari Kongresi’nde Anayasa yerildi. II. Abdülhamit övüldü ve şöyle dendi: “Hakimiyet milletindir demek, hakimiyet İslam’ındır demektir.” Milli Birlik Grubu, CHP ve kimi aydınlar gittikçe yaygınlaşan gerici akımlara şiddetle karşı çıkarken, Süleyman Demirel’den ve partisinden ses çıkmadı.

- 30 Mayıs 1968: MTTB Ankara’da düzenlediği “Millî Şahlanma Mitingi”nde şu sloganı kullandı: “Yasamız ordumuz, İslamiyettir yolumuz.” Buna, Genelkurmay Başkanlığı’ndan hiçbir itiraz gelmedi.

- 15 Nisan 1968: İlahiyat Fakültesi’nde boykot ve protesto orucu başladı. Bu hareket bir kız öğrencinin başörtü takmakta direnmesi üzerine başladı.

- 19 Nisan 1968: Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay; Iraklı konuk gazetecilere, İslam birliğine taraftar olmamakla birlikte, bir İslam ortak pazarı kurulmasına istekli olduğunu söyledi.

- 16 Kasım 1968: Süleyman Demirel basın toplantısı yapıyor: “Gericiliğin Türkiye’de bir tehlike haline gelmesi olanaksızdır. Anayasa ve Hükümet yeter derecede önlemler almıştır. Biz herkesten çok Atatürkçüyüz.” İlerde 12 Eylül darbecisi Kenan Evren de aynı şekilde konuşacaktır.

6 Eylül 1969: Necmettin Erbakan “TCK’nun 163. maddesini değiştireceğiz” sloganıyla genel seçimlerde Konya’dan aday oldu. (Erbakan’ın muradını, yaklaşık 20 yıl sonra, Turgut Özal liderliğindeki ANAP gerçekleştirecektir.)

1 Ekim 1969: Seçimlere birkaç gün kala, basında Adalet Partisi’nin kır atlı Kur’an dağıttığı haberleri yer aldı.

12 Ekim 1969: N. Erbakan Konya’dan bağımsız milletvekili seçildi. (Yaklaşık 25 yıl sonra da, Parlamentoya 160 milletvekili ile birlikte gelecektir.)

- 24 Aralık 1969: SBF Profesörler Kurulu, Cumhurbaşkanı C. Sunay ve Başbakan S. Demirel’i bir muhtıra vererek uyardı: “İrtica bir tehlike haline gelmiştir” (Sağduyunun bu sesine vaktiyle kulak verenler olsaydı, bugün bu hale gelir miydik?)

- 31 Aralık 1969: Cumhurbaşkanı C. Sunay’ın yeni yıl mesajı: “Mürtecilerin ülkemizin yönetimine egemen olmaları olasılığı, ulusumuzu geriye götürür. Buna karşılık aşırı sol egemen olursa, hem özgürlüklerimiz elden gider ve karanlık bir dikta rejimi kurulur, hem de ulusal bağımsızlığımız ve ulus egemenliği tehlikeye girer.”

- 8 Şubat 1970: Nihayet Menderes’lerin, Demirel’lerin, Sunay’ların... yaşam ortamı hazırladığı yaratık sonunda doğdu: Milli Nizam Partisi “Allahüekber, Amin, İnşallah” sedaları arasında ve tekbir getirilerek Ankara’da kuruldu.

12 Mart 1971: İmam hatip okulu sayısı 72’ye çıktı.

AP (Süleyman Demirel) dönemi için genel gözlemler : Demirel ve partisi; “Dinsel sömürü” politikasına, sımsıkı sarıldı. Cumhuriyet tarihinde Başbakanlık odasında ilk namaz kılan kişi, o oldu. Başbakanlık yaptığı sürece, dış güçlerle komprador burjuvazisinin yanısıra, ümmetçilere sırtını dayamaya özen gösterdi. İktidarını sürdürebilmek için, çağdışı görüşlere sürekli prim verdi.

Zamanında yobazlar daha da azgınlaştı. Din ve şeriat entrikacılığı yaygınlaştı. Devlet dairelerine mescitler açıldı. Atatürk heykellerine saldırılar yeniden başladı. Dağlarda Nur eğitimi verilen kamplar kuruldu. Adalet Partili birçok milletvekili -Muammer Aksoy’un önemle vurguladığı gibi- sürekli laikliğe aykırı konuşmalar, yayınlar yaptılar; laikliğe can veren devrimleri baltalamak için Atatürk’e her gün en bayağı biçimde saldırdılar; dinsel duyguları devrimlerin karşısına çıkarmak için her yola başvurdular. Öyle ki gericiler Demirel Türkiyesi’nde bir İslam devleti kurulabileceğine artık inanmaya başladılar. 1964’de Adalet partili kimi yöneticilerle görüşmeler yapan Mısırlı bir gazeteci “Seçimlerde kazanan Adalet Partisi’nin dini, İslam’dır. İslamiyet yakında Türkiye Devleti’nin resmi dini olacaktır” diye yazabiliyordu.

Bütün bunlara karşın, S. Demirel ve partisi; Atatürk devrimlerine karşı tutumlarına ilişkin eleştirileri hep reddettiler. Hattâ kendilerinin “Atatürk nesli”nden olduğunu söyleyebildiler.



V) 1971- 1975 DÖNEMİ HÜKÜMETLERİ

Dönem, üç ara hükümetle bir koalisyon hükümetini kapsar.

A) Nihat Erim, Ferit Melen, Naim Talu Hükümetleri (26 Mart 1971- 25 Ocak 1974)

- 20 Mayıs 1971: Millî Nizam Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.

- 11Ekim 1972: Millî Selamet Partisi kuruldu. Partinin programı, Millî Nizam Partisi’ninki ile tıpatıp aynıydı, onun gibi tarikatlar temeline dayanıyordu.

B) Cumhuriyet Halk Partisi- Milli Selamet Partisi Koalisyonu (Başbakan Bülent Ecevit: 26 Ocak 1974-16 Kasım 1974)

- 26 Ocak 1974: Millî Selamet Partisi, genel seçimlerden 48 milletvekiliyle çıktı. Anahtar konumuna geldi. CHP-MSP koalisyonu kurulunca, şeriatçı bir parti ilk kez iktidar ortağı oldu. Böylece Bülent Ecevit liderliğindeki CHP, şeriatçı kimselere ülkenin içişlerini, adalet hizmetlerini ve ekonomisini teslim etti.

C) Sadi Irmak Hükümeti (17 Kasım 1974 - Mart 1975)



VI) BİRİNCİ (AP,MSP,CGP VE MHP) VE İKİNCİ (AP,MSP,MHP) MİLLİYETÇİ CEPHE HÜKÜMETLERİ (BAŞBAKAN S. DEMİREL: MART 1975- 4 OCAK 1978)

- 1975-1976: Bir yıl içinde 70 tane imam hatip okulu açılıyor! Başbakan, Demirel’dir!

- 1976-1977: Bir yıl içinde 77 tane daha açılıyor! Başbakan, yine Demirel!

-1977-1978: Yetmiyor, bu kez 86 imam hatip okulu daha açılıyor. Başbakan, yine Demirel’dir; yıllar sonra, CHP’nin de desteğiyle Cumhurbaşkanlığına yükseltilerek ödüllendirilecek olan Demirel!..

- 31 Ekim 1976: MSP’li Devlet Bakanı Hasan Aksay, Darwin kuramına karşı çıkarak -hangi bilgiyle?- şöyle diyor: “Bu milletin evlatları, maymundan gelme olduğunu kabul edemez. Allah’a şükür, bu sebeple kitapları değiştiriyoruz.”

- 12 Ocak 1977: MSP’li Devlet Bakanı Hasan Aksay, bir gazeteye verdiği demeçte, Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesinin tümüyle kaldırılmasını istedi (İrticanın yolu adım adım işte böyle döşeniyor; kamuoyu, yapılacaklara böyle alıştırılıyordu. 12 Eylülcü paşaların ve saf aydınlarımızın katkılarıyla, muratlarına birkaç yıl sonra erecekler.)

-29 Mayıs 1977: İstanbul’un fethinin yıldönümü nedeniyle Ayasofya önünde yapılan mitingten konuşma ve sloganlar: İslamın uğrunda kan akıtılacak günler yakındır. Okullarda Arapça okutulsun. Kurtuluş şeriatla mümkündür.

- 1 Temmuz 1977: Dünya İslam Talebe Federasyonu Konferansı, İstanbul’da toplandı.



VII) CHP-BAĞIMSIZLAR HÜKÜMETİ (BAŞBAKAN B. ECEVİT: 5 OCAK 1978 -11 KASIM 1979)

- 16 Ekim 1978: MSP’nin bir toplantısından sloganlar: Kurtuluş İslamda. Ya islam, ya ölüm. Dünya müslümanlara birleşin. Kör Kemal’in putunu devirelim.

- 23-25 Aralık 1978: Kahramanmaraş Katliamı meydana geldi. Şehirde yığınaklar..., eylem hazırlıkları tamamlanmış; duvarlarda sloganlar: “Allah için savaşa, Müslüman Türkiye.” CHP, TİP, TÖB-DER, TİKP ve POL-DER binaları ateşe veriliyor. Müslümanlar cihada çağrılıyor. Sonuç: 134 ölü... Başbakan Bülent Ecevit: “Cana kıyanların canına kıyılmıyorsa, bu; devlet gücünün insanca kullanılmasındandır.” AP Lideri S. Demirel: “Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor, dedirtemezsiniz.”

Uğur Mumcu uyarıyor: “Sayın Ecevit, faşist odakların üzerine barış değil, savaş harekâtıyla gidin. Böyle yapmazsanız, gün gelecek bu kan seli sizi de, evet sizi de sürükleyip götürecektir.”

-21 Mayıs 1979: Kurs ve Okullara Yardım Dernekleri Federasyonu’nun Genel Kurulu’nda Süleymancılar’ın lideri Kemal Kaçar şunları söyledi: “Bu salonda Türkiye’nin çeşitli kentlerinde 1000’in üzerinde özel binada kurs gören en az 100 bin genci, yurt dışında tüm Avrupa’yı ağ gibi saran 215 islam kültür merkezini sinesinde barındıran bir örgütün genel kurulu yapılıyor!” Bu güç, bu kapasite günümüzde hangi rakamlara tırmandı? Düşünmek gerekir.

-12 Haziran 1979: MSP Genel Başkanı N. Erbakan konuşuyor: Hafta tatili cuma günü olmalı. Nikâhı müftüler kıymalı. Mekteplere Kur’an dersi koymalı. Bu milletin mektep kitapları niye Allah adıyla başlamıyor ?

Bülent Ecevit bir kitabında irticayı şöyle küçümsüyordu: Atatürk döneminde yapılmış devrimleri reddeden gericilerin direnişi, bugün geniş ölçüde etkinliğini yitirmiştir. Atatürk devrimciliğine karşı başlıca direnme; ‘Arap alfabesine dönelim, kadınları peçe altına sokalım, laikliği kaldırıp hilafeti getirelim, şeriata dönelim’ diyenlerden gelmiyor. Bunları isteyenler gerçi hâlâ vardır, son yıllarda seslerini yükseltmiştir ama hiçbir zaman güçlü olmamışlardır. Asıl engelleme; Atatürk devrimlerinin bir adım ötesine geçilmesini istemeyenlerden gelmektedir. Daha sonra yaşayacağımız olaylar, Bülent Ecevit’in ne denli “uzak-görüşsüz” olduğunu ve ne denli yanıldığını açıkça gösterecektir.



VIII) AP-MSP-MHP KOALİSYONU (BAŞBAKAN S. DEMİREL: 12 KASIM 1979 - 11 EYLÜL 1980)

- 4 Temmuz 1980: İki ay önceki kanlı olayların ardından Çorum yeniden çalkalanıyor. Cuma namazının kılındığı Ulucami’ye giren biri bağırıyor: “Alaaddin Camiini yaktılar; siz nasıl duruyorsunuz burada!..” Halk buradan ve başka kolardan yakıldığı söylenen camiye koşmaya başlamıştır. Bu sırada çevreden “Camiyi Aleviler bombaladı, biz de onları yakacağız” bağırışlara duyulmaktadır. Kent bir anda karışmıştır. Koşuşan insanların üzerine otomatik silahlarla ateş açılır. Ne var ki caminin bombalandığı haberi asılsızdır. Ne var ki çıkan karmaşada 58 insan öldürülür. Sorumlu, Başbakan S. Demirel konuşuyor: “Çorum’u bırakın, Fatsa’ya bakın.”

- 17 Ağustos 1980 tarihli bir kararnameyle, Hükümet; Suudî ve Aramco kökenli Rabıta örgütü ile ilişki kurdu. Bilindiği gibi bu örgütün amacı Müslüman ülkelerde yönetimin islamîleştirilmesidir.

-7 Eylül 1980: Necmettin Erbakan’ın genel başkanı olduğu Millî Selamet Partisi, Konya’da bir miting düzenliyor. Başlarında yeşil ve beyaz takke ile sarık, üzerlerinde renk renk cüppeler olan görevlilerin yönlendirdiği topluluk şu sloganları atıyor: Dinsiz devlet, yıkılacak elbet... Şeriat gelecek... Laiklik dinsizliktir... Anayasa Kur’an... Ya şeriat ya ölüm... Cihada hazırız...”



IX) 12 EYLÜL HÜKÜMETİ VE KENAN EVREN (BAŞBAKAN BÜLENT ULUSU: 21 EYLÜL 1980 - 12 ARALIK 1983)

Süleyman’dan sonra, sıra Evren’le T. Özal’a geldi. Onlar Şeriat canavarını daha da besleyip güçlendirdiler. Yapılan hiçbir uyarıya kulak asmadılar.

- 1981 yılında, Evren; Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nde düzenlenen bir törende değme din sömürgeni politikacıya taş çıkaracak davranışlarda bulundu. Kendine armağan edilen Kur’an’ı öpüp başına koydu. Bakanlar Kurulu kararnamesi ile, yurt dışındaki “Türk imamlarına Suudi Rabıta örgütünün aylık bağlaması” onaylanmış, ancak kararname kamuoyundan gizlenmiştir. Bu uygulamanın başlangıcı Demirel hükümetine kadar uzanıyordu. Kararnamede başbakan yardımcısı olarak, Turgut Özal’ın da imzası vardı.

- 12 Eylül yönetimi Anayasa’ya koydurduğu 24. madde ile, ilk ve ortaöğretim kurumlarında din ve ahlâk öğretimini zorunlu ders haline getirdi. Sünni dogmalara göre okutulan dersler; politik islam’ın “öğretmen” militanları elinde, belli bir mezhebin propaganda aracına dönüştü. Bu uygulama din ve inanç özgürlüğüne, laikliğe, bir devrim yasası olan Türk Medeni Yasası’nın “Dinî Terbiye” başlıklı 66/1. maddesine aykırıydı. Madde şöyledir: “Çocuğun dinî terbiyesini tayin, ana ve babaya aittir.”

Okullarda Milli Gençlik Vakfı, Nurcular, Akıncılar ve Süleymancılar gibi dinci örgütler cirit atmaya başladı.

- Nisan 1982: Millî Güvenlik Konseyi’nin çıkardığı yasalarla Türkiye; İslam Konferansı’na en ileri düzeyde katılmaya başladı. Bu kuruluşun örgütlerinden İslam Kalkınma Bankası’nın amacı şöyle: Şeriata uygun olarak üye ülkelerin ekonomik gelişmelerini sağlamak.

- 16 Haziran 1983: Cumhuriyetimizin can damarı olan laiklik ilkesine büyük bir darbe vuruldu: 1924 tarihli “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile sağlanan öğretim birliği devrimi ayaklar altına alındı: 1973 tarihli Millî Eğitim Temel Kanunu’nun, liseleri bitirenlerin ancak “yetiştirildikleri yönde” yüksek öğrenim yapacakları ilkesini getiren 31. maddesi; sahte Atatürkçüler tarafından, 2848 sayılı yasa ile değiştirildi: Maddedeki “yetiştirildikleri yönde” yüksek öğrenim yapmaları koşulu kaldırılarak, “Lise ve dengi okulları bitirenler, yüksek öğretim kurumlarına girmek için aday olmaya hak kazanır” hükmü getirildi.

Böylece imam-hatip liseleri “meslek okulu” kategorisinden çıkarılarak temel öğretim kurumlarına dönüştürüldü. İmam-hatip lisesi mezunlarına üniversitelerin her bölümüne girme olanağı sağlandı. Bu okul mezunlarına, ilerde hemen her türlü devlet görevini üstlenmek üzere yükseköğretim kapıları ardına kadar açılmıştır. Oysa. imam-hatip mezunları, daha önce yalnızca yüksek İslam enstitülerine girebiliyordu.

-1983’de, Atatürk’ün emanetleri olan Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’nu yasadışı biçimde kapatarak tek bir kurum haline getirdi ve yönetimini Türk-İslam -sözde-sentezcilerine teslim etti. 1983 seçimlerinde Atatürk’ün yaverini, İsmet İnönü’nün oğlunu bile veto ederken, ANAP’lı tarikatçılara, Nakşibendi örgüt kurucularına her türlü kolaylığı gösterdi.

- 12 Eylül’ün ve Evren’in, kara şeriatçılığın güçlenmesine dolaylı yoldan da ne büyük katkıları olduğunun bir kanıtını Köln Humeynisi “Kara Ses” Cemalettin Kaplan’dan dinleyelim: “Evren’in bir iyiliği oldu. Partilerin balonlarına bir iğne dürttü, hepsi söndü. Bir iki yıl partisiz yaşadık. O kadar rahattık ki... Cemaat de çoğalıyordu.”

Kenan Evren’in halkın önünde yaptığı konuşmalardan kimi konular ve kullandığı “kalıplar”:

Nasıl Müslüman olunur?

Allah’ı bir, Kur’an’ı bir, peygamberi bir...

Bunu ancak Allah bilir. Bu, dinimizce günahdır.

Dinimizin emri şudur: ...

Şeriat’ın kestiği parmak acımaz.

Allah yardım etti, yağmur kesildi. Allah’ın rahmeti üzerinize olsun.

Allah’ın hikmetine bakın ki...

Dinimiz bize der ki... Peygamber Efendimiz Hazretleri buyurmuştur ki...



12 Eylül Dönemi İçin Genel Gözlemler : 12 Eylül yönetimi ve Evren, ülkenin Aydınlanmacı birikimi üzerinden silindir gibi geçti. Atatürk’ü ve laikliği dillerinden düşürmezken, uygulamada bunun tam tersini yaptı. Çağdışı bir anayasa hazırlattı. Öğretim birliğini yok etti. Üniversitelerden bilimsel özerkliği kaldırdı. Bu kurumları şeriatçı görüşlü, tarikatçı kimselere teslim etti. Gericilik mikrobuna, gelişip canavarlaşması için çok daha da elverişli bir devlet yapısı oluşturdu. Yarattığı yeni koşullarla tarikatları, sağcı partiler için vazgeçilmez birer oy deposu haline getirdi.

İrtica bu dönemde Cumhuriyet tarihimizde görülmeyen adımlar attı. Başta Nurcular ve Süleymancılar olmak üzere, Cumhuriyet düşmanı tarikatlar Türk milli eğitiminde etkin duruma gelmeye başladılar. Ülke ölçeğinde pilot bölgeler, merkez üsleri oluşturdular. Nurcular; MEB’nın yüzlerce okulunu, binlerce öğretmenini, onbinlerce öğrencisini istedikleri gibi yönlendirdi, gençliğe Nurculuk düşüncesine uygun bir kişilik kazandırdı. Süleymancılar ise Kuran kurslarına el attı. Her iki dinsel oluşum; laik devlet otoritesini aşarak, milli eğitimin bir bölümünü kendi aralarında parselledi. Tarikatlara özel okullar, liseler, yurtlar, dersaneler açma izni verildi. Buralarda yasal kılıf ardında, saman altından su yürütülerek, öğrencilerin beyinleri yıkandı. Sonra da üniversitelere, askerî liselere, polis kolejlerine sokuldu.

Bütün bunlara yaparken de, Atatürkçülüğü dillerinden hiç düşürmediler.



X) ANAP İKTİDARI VE TURGUT ÖZAL (13 ARALIK 1983 - 19 KASIM 1991; BAŞBAKANLAR: T. ÖZAL, Y. AKBULUT, M. YILMAZ)

ANAP hükümetleri dönemi, toplum ve devleti islamîleştirme hareketinin altın çağıdır. ANAP iktidarı ile birlikte, siyasal İslam Türkiye’de bir fırtınaya dönüştü.

Özal’ın başbakanlığı (1983-1989) sırasında, irtica Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştı. Cumhuriyet düşmanı tarikatlar, birden irilişmeye başlayan bir ahtapot gibi, kollarını toplum katmanlarına uzatmaya başladı.

- 16 Aralık 1983: Eski MSP, eski AP, MHP ve ANAP’lı milletvekilleri ve politikacıların ortaklığında Faisal Finans Kurumu ile eski MSP’li bir bakanla ANAP’lı bir il başkanının aracılığı ile Al Baraka Türk Özel Finansman Kurumu’nun kurulmasına imkân sağlayan kararname yayınlandı.

- 12 Eylül ve ANAP hükümetleri döneminde, Kur’an kursları ve dinî yayınlarda bir patlama görüldü. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir raporuna göre, her yıl 300’ün üzerinde dinî kitap basılıyordu; Kur’an kursu sayısı iki katın üzerinde artıyordu. Başkanlığın bir yılda bastığı kitap sayısı, yaklaşık 4,5 milyondu. Sayısı 400’e yaklaşan imam hatip liseleri sayesinde, ortaöğretimdeki her 8 öğrenciden birinin, imam hatipli olması sağlandı.

- Hedef öncelikle eğitim kurumlarıydı. Üniversitelerde mescitler açılmaya, koca koca camiler inşa edilmeye başladı. Devlet Bakanı Kâzım Oksay’a göre Hükümet’in amacı “her üniversitede bir ibadet yeri açılmasını” sağlamaktı. YÖK ve İhsan Doğramacı “türban” diye bir kavram uydurarak, üniversitelere tesettürlü girmenin yolunu açtı . Binlerce kız öğrenci tesettüre büründü.

-MEB Talim ve Terbiye Kurulu’nun başkan ve üyeleri, bilimsel ve teknik yeteneklerine göre değil, “Türk-İslâm sentezcisi” olup olmadıklarına bakılarak atandı. İşte, Tebliğler Dergisi’nde, öğrencilere MEB’nın salık verdiği kitap başlıklarından kimi ifadeler: Namaz, Fıkh-ı Ekber, Allah, Kur’an-ı Kerim, Dini bilgiler, İslam mezhepleri, Kur’an mucizeleri, Ehli sünnet...

- Kimi sözde aydınlar da, Devrim’i kemirme çabalarına, “ Türk-İslam Sentezi” diye bir “görüş” etrafında katıldılar. Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1983’de yayınladığı Milli Kültür Raporu, ülkeyi Türk-İslam Sentezi’ne yönlendirmeyi amaçlıyordu. Buna göre “Din topluma kimliğini kazandıran bir kurumdur. Milli kültürümüzün iki temeli, Orta Asya’dan getirdiğimiz öz değerler ve İslamiyet’tir. Batı’dan yalnızca teknik ve uygarlık alınmalıdır.”

-Şeriatçılığa göz yumma, Tarikatlara şirin görünme yarışına, sonunda Bülent Ecevit de katıldı. Gerçekleşmesi için büyük çaba gösterdiği CHP-MSP koalisyonu ile, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, siyasal İslam’ı iktidara taşıyan, devlet olanaklarına kavuşturan Ecevit; 1986 ara seçimlerinden önce Manisa’da köylülere şöyle diyordu: “Bir insan ... şu veya bu tarikattan olur, ama aynı zamanda ilerici de ... olabilir. DSP kimsenin dinine, tarikatına, başörtüsüne karışmaz.” Daha sonra köylülere şöyle diyordu: “En büyük Allah, sonra halk...”

- 1989: Turgut Özal Amerikan istekleri doğrultusunda, Türk Ceza Kanunu’nun Türkiye’de din devleti kurulmasını suç sayan 163. maddesinin kaldırmasını gündeme getirdi. .TCK’nun din devleti kurmak isteyenlere yasak getiren 163. maddesi kaldırıldı.

163. maddenin kaldırılmasına karşı sesini en çok yükseltmiş olan Prof. Dr. Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990’da öldürüldü. Aynı yıl Çetin Emeç, Turan Dursun ve Bahriye Üçok da suikasta kurban gitti.

-28 Aralık 1989: Üniversitelerde türban serbest bırakıldı.

- 10 Mayıs 1990: Kenan Evren: “Türkiye’de irticanın gerçekleşmesi mümkün değildir. Türkiye geri dönemez.” (Bu sözü DP yöneticilerinin, S. Demirel’in sözleriyle karşılaştırınız. Birbirinin aynı değil mi? Ve işte Büyük Aydınlanmacı’nın uyarısı: “Ülkede, iktidara sahip olanlar aymazlık ve sapkınlık, hattâ hıyanet içinde bulunabilirler”)

- 28 Ekim 1990: Laik Cumhuriyetin azılı düşmanı Said-i Nursi için, özellikle 28 Ekim’e denk getirilerek Ankara Kocatepe Camiinde okutulan mevlide DYP ile ANAP’tan kimi parlamenterler de katıldı. DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel, Cumhuriyete karşı bir irtica gösterisine dönüşen mevlidi şu telgrafla kutluyordu: “Büyük alim ve büyük müfessir Bediüzzaman Said-i Nursi için okunacak mevlidi, Allah kabul etsin. Hakkın savunucusu ve iyiliğin yol gösterecisi olan Bediüzzaman Said-i Nursi’ye Allah rahmet eylesin.”

-Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 633 sayılı kuruluş yasasında bu başkanlığın okul ve kurs açmasına ilişkin bir hüküm olmamasına karşın, 16.11. 1990 tarihli Yönetmelik’le Kur’an kurslarının Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) bağlı olarak faaliyete geçmeleri sağlandı.



XI) DYP VE SHP KOALİSYON HÜKÜMETLERİ ( 1991 - 1996)

Sırasıyla Süleyman Demirel ile Tansu Çiller başbakanlık yapmıştır.

A) DYP-SHP Koalisyonu (Başbakan S. Demirel 20 Kasım 1991- 24 Haziran 1993)

-Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı, Demirel ve İnönü’nün hükümet ortağı olduğu yıllarda, 1992/1993’de yeni açılan 23 üniversiteye -üçlü kararnameyle- atanan kurucu rektörlerden 18’i şeriatçı ve tarikat bağlantılıydı. Öyle ki “Kara Ses” bu atamaları duyunca, “Üniversite tamam!..” diyebilmiştir. Atanmalarında, “Türk-İslam sentezcisi” bazı ocak ve derneklerin de etkisi olan bu rektörler zamanında, üniversiteler; birer “Osmanlı medresesi”ne, türlü tarikatların kurtlar sofrasına dönüştü. Bunlar; devlet gücünü ve kaynaklarını kullanarak, kurumlarında hızlı bir şeriatçı kadrolaşma başlattılar. Atatürkçü, çağdaş, demokrat öğretim elemanlarını ve memurları dışladılar. Atanmasını sağladıkları dinci-gerici dekanlar, müdürler, başkanlar, öğretim elemanları ve memurlarla birlikte, ellerindeki geniş yetkileri, Türkiye’nin biricik kurtuluş yolu olan Aydınlanma Devrimi’nin önünü tıkamak için kullandılar. Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak için sinsi tezgâhlar kurdular.

B) DYP-SHP Koalisyonu (Başbakan: Tansu Çiller: 25 Haziran 1993-5 Mart 1996)

-DYP ve SHP’nin Anayasa değişiklik önerisinde, milletvekili andından “Laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağım” tümcesi çıkarıldı.

-Ocak 1993: TBMM Millî Eğitim Komisyonu, imam okullarını bitirenlerin Harp okullarına girmelerine engel olan yasayı değiştirdi. Uğur Mumcu bu girişimi eleştiren, “İmam-Subay” başlıklı yazısından iki gün sonra , bir suikasta kurban gitti.

- 2 Temmuz 1993: Sivas’ta geleneksel Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri düzenlenmiş. Şenliğin ikinci günü... Yine bir cuma, yine bir cuma namazı sonrası, Paşa Camii ve diğer camilerden çıkan -çoğu çevre illerden gelmiş- insanlar hükümet binası önünde toplanarak gösteri yapmaya, sloganlar atmaya başlıyor: “Zafer İslam’ın.., Cumhuriyet Sivas’da kuruldu, Sivas’da yıkalacak!..” Kalabalık gittikçe artıyor. Kültür Merkezi taşlanıyor. Emniyet güçleri kalabalığı dağıtmak için hiçbir müdahalede bulunmuyor. Atatürk heykeli tahrip ediliyor. Sloganlar devam ediyor: “Kahrolsun laiklik,.. Şeriat gelecek, zulüm bitecek,.. Cumhuriyet yıkılacak, yakın, öldürün. ” Sonunda birbirinden değerli aydın, düşünür, bilim adamı, sanatçı ve edebiyatçının bulunduğu Madımak Oteli ateşe veriliyor: 37 ölü...

Ve işte sayın sorumlularımızın değerlendirmeleri: S. Demirel (Cumhurbaşkanı): “Olaylar ağır tahrik sonucu çıkmıştır. Otelin yakılmasıyla kaldı. Güvenlik güçleriyle halk arasında bir çatışma yoktur. Olay münferittir. ” Tansu Çiller (Başbakan): “Hiç kimse bir çekişmeden dolayı ölmüş değildir. Oteli saran vatandaşlarımız hiçbir zarar görmemiştir. ” Mesut Yılmaz (ANAP lideri): “Devletin valisi %99’u Müslüman olan Türkiye’de, halkımızın dinî duygularını rencide eden bir konuşmacıya karşı tepkisiz kalamaz.” M. Gazioğlu (İçişleri Bakanı): “Aziz Nesin hakkında soruşturma açılabilir.”

Ve işte erdemin sesi: Türk Hukuk Kurumu: “Sivas olayları laik cumhuriyete yönelik bir ayaklanma provasıdır. ” TMMOB Çevre Mühendisleri Odası: “Sivas’da yobazların yaktığı ateşin, yarın tüm Türkiye’ye sarmayacağının bir güvencesi yok. ” Toktamış Ateş (Cumhuriyet): “Laik Cumhuriyet’e, Atatürk’e ve demokrasiye gönülden bağlı olup da seslerini çıkarmayanlara bir çağrım var. Haykırın artık!.. Ayağınızın altındaki toprak kayarken değil de, ne zaman haykıracaksınız? ” İlhan Selçuk (Cumhuriyet): “Yıllardan beri Devlet eliyle yapılan yatırım, [sonunda] meyvelerini veriyor .” Aziz Nesin: “Başta bu hükümet olmak üzere, 1946’dan beri kurulan bütün hükümetlerden davacıyım .”

-1 Kasım 1993: 1. Din Şurası toplandı. Şura Türkiye’yi hilafet yönetimine götürecek nitelikte kararlarla sonuçlandı.

-1995’de yapılan bir mevzuat değişikliği ile, Kur’an kursu açılması için gerekli öğrenci sayısı 20’den 15’e indirildi. Seçmeli ders uygulaması getirildi. Sinsi amaç, temel eğitime geçiş hazırlığıydı. Oysa çağdaş ve bilimsel eğitim, yalnızca örgün ortaöğretim kurumlarında verilebilirdi. Diyanet İşleri Başkanlığı’na, kursların gerek açılış, gerek eğitim-öğretim, gerekse yönetim ve denetimi bakımından, 430 Sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na, 3797 Sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Yasa’ya, 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Yasası’na aykırı olarak kanunsuz yetkiler tanındı. MEB’nın sesi çıkmadı.

-İmam-hatip liseleri donanım ve mezun verme kapasitesi açısından sürekli güçlendirildi. Öğrenci sayısı; son 20 yılda, genel liselerdeki 3 kat artışa karşılık, 13 kat artırıldı. Pansiyonluluk oranı yüzde 58’e yükseltilirken, Devlet olanaklarıyla burslu öğrenim görülen öteki okullarda yüzde 10’ların altında bırakıldı. 1994-95’de imam-hatip lisesi sayısı 583, öğrenci sayısı 477 bin oldu. Her yıl en az 45 bin mezun verildi. Öğretim Birliği Yasası’nda öngörülen “din görevlileri yetiştirme” hedefinin çok ötesine geçen bu okullar, İslamî düzen yanlılarının başlıca çalışma alanı haline geldi. Yüzbinlerce genç beyin; buralarda skolastik, çağ-dışı bir kültürle biçimlendirildi. Okullar, kurslar, öğrenci yurtları ve kamplarda yılda 800 bin gence, katıksız ve akla uygun şekliyle değil, hurafelere ve politikaya bulaşmış şekliyle “din eğitimi” verildi. Buralarda ve Kur‘an kurslarında yaşları 12-15 arasındaki öğrencilere “Türkiye dinsiz-laik bir memleket hâline gelmiştir. Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti hâline getirmek için mücadele edeceğime yemin ederim” diye antlar içirildi.

-Doğudaki bir üniversitemizin 1994-95 öğretim yılı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Devlet Bakanı tarafından Kur’an’dan ayetler okunarak açıldı. Rektör de, Üniversite’nin -çağdaş uygarlığa değil!- İslam dünyasına açılan bir pencere olduğu ve onunla bir bağlantı teşkil edeceği görüşünü vurgular. Aynı üniversite, Mart 1996’da da Saidi Nursi’yi anmak için seferber olacaktır.



XII) 1996 SONRASI

A) RP-DYP Koalisyonu (Başbakan N. Erbakan, 28 Haziran 1996-12 Temmuz 1997)

- Tarih 28 Haziran 1996! “Etik-dışı anlaşmalar”la “Refahyol” hükümeti kuruldu.

Atatürk Cumhuriyeti’nin başbakanlığı 10 Kasım 1987’de Gaziantep’te şu konuşmayı yapabilen bir kişiye teslim ediliyordu: “İktidara gelirsek, başörtüsünü milli kıyafet yapacağız. Her ilçeye bir imam hatip okulu açacağız. Kuran kurslarının sayısını artıracağız. Lise ve dengi okullarda din derslerinin yanısıra, tefsir ve hadis derslerini de okutarak mânevi kalkınmayı sağlayacağız.” 13 Mayıs 1990’da bir “RP Eğitim Semineri”nde ise şöyle diyebiliyordu: “Refah, islâmi cihat ordusudur. Hepimiz bu orduya asker olacağız. Sen RP’ne hizmet etmezsen, hiçbir ibadetin kabul olunmaz. Refah ordusuna katılmayanlar patates dinindendir. Şuurla Refah’a çalışan, cennete gidiyor. Neden? Çünkü Refah demek, Kur’an nizamını hâkim kılmak demektir”

Koalisyonun küçük ortağının lideri, Tansu Çiller ise, bir yandan “Ben Atatürkçü bir kuşaktan geliyorum. RP’ne karşı ben mücadele ederim” derken, bir yandan da imam-hatip lisesi açma yarışında rekorlar kırıyordu. Açılan imam-hatip lisesi sayısı; S. Demirel’in 11 yıllık başbakanlığı döneminde 327 iken, onun 2,5 yıllık başbakanlığı döneminde 130’u buldu. Bunlardan 71 adeti, son milletvekili seçimine çok az kala açıldı; yani, o uğursuz “seçim yatırımları”ndan biriydi .

- Refahyol hükümeti, görülmemiş uygulamalarıyla laik devlet ilkesini iyice sulandırdı. Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağına, Atatürk’ün mânevi kişiliğine, temel ve ortak değerlerimize, Parlamentomuza saygısızlık yapanları daha da cesaretlendirdi. Laik Cumhuriyeti teokratik bir devlete dönüştürmek, ulusal bağımsızlık ve egemenliğimize son vermek isteyenlerle işbirliği yaptı.

Hilafetçi ve çıkarcı kadrolar, bu hükümetin de gözdesi oldu!.. Yurtsever ve cumhuriyetçi kadroları tasfiye etti. İrticai hareketlere destek verdi. Siyasal İslamcılara tüm kurum ve kuruluşlarda taban oluşturdu, örgütlenmelerini sağladı. Tarikat liderlerinin, Devlet katında saygı gördüklerini kanıtlamaya çalıştı. Özelleştirme ihalelerinde dinci şirketlere öncelik tanıdı.

28 Şubat kararlarının askerlerin dayatması olduğu propagandasıyla, TSK’ni hedef gösterdi. Silahlı Kuvvetlerin emir-komuta yapısını yıpratmaya, ordu ile halkı karşı karşıya getirmeye çalıştı. İrticai kesimin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki terör sorunlarına ümmetçilik anlayışı ile yaklaşmasına, bölücü terör örgütü ile ilişkilere girmesine olanak sağladı.

Refahyol Hükümeti, Cumhuriyetimize düşman ülkelerle kuşkulu ilişkiler kurdu. İrticai unsurlarla işbirliği yapan Libya, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerle ilişkileri geliştirmeye çalıştı. İranlı diplomatların desteğinde, İslâmcı teröristlerin yüceltildiği toplantılar düzenledi. Altına imza attığı MGK kararlarını, göstermelik birkaç girişim dışında, uygulamadı. Bir yılını doldurmadan, 18 Haziran 1997’de istifa etti.

B) DSP Azınlık Hükümeti (Başbakan Bülent Ecevit)

- Mart 1999: Başbakan Bülent Ecevit: “İrtica tehlikesi benim kanı’ma göre kaygı verici boyutlara ulaşmış değildir” (Bu lafı hatırladınız değil mi? İnsanı şaşırtan, sağcıların bu ünlü sözünü bir “solcu” liderin de kullanması! Ta 1950’lerden beri, böyle diye diye nerelere geldik! ).

C) DSP-MHP-ANAP Koalisyonu (Başbakan B. Ecevit: Haziran 1999 -)

- Karşıdevrimcilere ödünler verildi.

-Siyasal Partiler Yasası’nda yapılan değişikliklerle, Anayasa’ya aykırı hareketlerini sürdüren -örneğin eski RP gibi- partilerin kapatılma süreci zorlaştırıldı. Anayasa Mahkemesi’nin bu konuyla ilgili yetkileri daraltıldı. Erbakan, Ş. Yılmaz gibi Cumhuriyet yıkıcılarının yeniden milletvekili olabilmelerinin yolu açıldı.

- 28 Şubat sürecinin en önemli ilkesi olan “Sekiz Yıllık Kesintisiz Eğitim,” yaz aylarında açılması sağlanan Kur’an kurslarıyla delindi.

- İmam hatip liselerinin meslekî öğrenim kurumu olma ilkesi bir yana bırakıldı; bu kurumların mezunlarına polislik gibi kamu hizmetinin en duyarlı alanlarında görev alma hakkı tanındı.

- Başbakan B. Ecevit bütün foyası ortaya çıkan, takiyyeci Fethullah Hoca’yı, kanatları altına alarak tüm gücüyle korudu. Öyle ki şu “son derecede” çürük ve temelsiz savı ileri sürebildi: “Takiyye belki ilerde içtenliğe dönüşebilir.”





KAYNAKÇA

AHMAD, Feroz ve Bedia T, Ahmad, Türkiye’de Çok Partili Politikanın Açıklamalı Kronolojisi (1945-1971), Bilgi Yayınevi, Ank.,1976, 477 s.

COŞKUN, Alev, “Son Ödünler ve 28 Şubat Süreci,” Cumhuriyet, 19 Ağustos 1999.

KIRÇAK, Çağlar, Türkiye’de Gericilik 1950-1990, İmge Kitabevi, Ank., 1993, 384 s.

SERÇE, Selahattin ve Diğerleri, “Üç Şehrin Çığlığı: Maraş, Çorum, Sivas,” MK, S.3, Temmuz 1996, ss. 6-15.

TÜFEKÇİ, Gürbüz D., “Atatürk Devrimlerinden Verilen Ödünler ve Gerçekler,” MK, S.2, Mayıs 1996, ss.33-34.

Türkiye’nin 75 Yılı: 1923-1998 Gün Gün Cumhuriyet Tarihi, Hür Güç Gazetecilik A.Ş., İst., 1998, 511 s.

YETKİN, Çetin, 12 Eylül’de İrtica Niçin ve Nasıl Gelişti?, Ümit Yayıncılık, Ank.,1994,134



NOT: Bu makale 2000'lerin ilk yıllarında kaleme alınmıştır.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI