Bugun...
SEÇİM SİSTEMİ MÜLAHAZALARI (2)


Prof. Dr. E. Semih YALÇIN
 
 
facebook-paylas
Tarih: 03-05-2014 11:01
     

TÜRKİYE'de yürürlükte olan d'Hondt sistemi, özellikle dar bölgelerde oyları fazla olan partilere büyük avantaj sağlamaktadır. Ancak AKP bununla yetinmek niyetinde değildir; doğrudan dar ve daraltılmış bölgesistemlerinden birine geçerek kendisinden daha az oy alan partiler karşısında ekstra avantajlı konuma ulaşmak istemektedir.

 

 

AKP'nin bütün çabası TBMM'deki siyas” tabloyu tamamen lehlerine çevirecek ve Erdoğan'ı "tek adam" haline getirecek bir rejimin tesisi üzerinedir. İktidar partisinin dar bölge sistemine geçmek istemesinin sebebi budur. 

 

İktidarın hesabı, illeri çeşitli seçim çevrelerine bölerek fazladan avantajlı hale gelmek ve özellikle dar bölgesistemiyle parçalamayı planladıkları muhalefet oyları üzerinden milletvekilliklerini çalmaktır. Sözde Demokratikleşme Paketi'nin bir parçası olarak gündeme getirilen yeni seçim yasası değişikliğiyle milyonlarca seçmenin oyunu alarak meclise giren partilerin saf dışı bırakılmak istenmesi, demokratikleşme değil, anti demokratikleşmedir. Bu durum ileri demokrasi iddiasındaki AKP zihniyetinin 'demokrasiyi daraltmasıdır'. 

 

 

AKP TELAŞ İÇİNDEDİR

Dar veya daraltılmış bölge sisteminin tercih edilmesindeki bir başka amaç da kamuoyu yoklamalarına göre oy kaybı yaşayacağı anlaşılan AKP'nin muhtemel bir seçim bozgununa uğramasını önlemektir. Nitekim 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde iktidar partisi 2,3 milyonluk o kaybına uğramış ve MHP'nin oylarında aynı miktarda artış olmuştur. Son yerel seçimlerdeki oy dağılımına dayanılarak yapılan hesaplamalara göre genel seçimlerde iktidar partisi mevcut milletvekili sayısını koruyamayacak ve ancak 284 civarında milletvekili çıkarabilecektir. Buna karşılık MHP'nin milletvekili sayısı iki katına çıkacaktır. AKP, ertelemeye aldığı Seçim Kanunu'ndaki değişiklikleri işte bu yüzden telaş içinde tekrar gündeme getirmiştir.  

AKP'nin hesaplarına göre Dar ve Daraltılmış Bölge Seçim Sistemi daima en çok oyu alan partiye yaradığı için muhalefet partilerinin aleyhine netice vermektedir. Çünkü Erdoğan Köşk'te sıradan bir cumhurbaşkanı olarak kalmayıp mutlaka başkanlık sistemi veya partili cumhurbaşkanlığı için gereken yetkileri alabileceği bir Anayasa değişikliğini yapmak istemektedir. Bunun da yolu mecliste yeterli çoğunluğa ulaşmaktan geçmektedir.

 

Bölücü örgütün siyasi temsilcisi BDP istisna tutulursa, dar bölge sistemi hayata geçirildiği takdirde temel siyasi aritmetiği iki partili ama çoğunluk partisinin ezici olarak lehinde bir sonuca götürecektir. Anayasa değişikliğinin ve başkanlık sisteminin yolunu açacak olan bu tablo, tam da Başbakan Erdoğan'ın istediği şeydir. 

 

 

ERDOĞAN, TERÖR ÖRGÜTÜNE AHLAKSIZCA RÜŞVET VERMİŞTİR

Dar bölge sistemi cumhurbaşkanlığı adayı olduğu takdirde kendisini destekleyeceğini açıklayan BDP'ye Erdoğan tarafından bir cemile, hatta bir siyasi rüşvet olarak da görülmelidir. 

 

Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimlerini garantilemek için bölücü terör örgütünün siyasi temsilcisine ahlaksız bir rüşvet vermekten çekinmeyeceğini göstermiştir. Bu durum Erdoğan'ın, PKK terör örgütünün de cumhurbaşkanı adayı olduğunun ifadesinden başka bir şey değildir.

 

Kaz gelen yerden tavuk esirgenmeyeceğine göre, BDP yeni seçim sistemiyle umduğundan fazla milletvekili çıkaracak ve nihai hedeflerine ulaşma yolunda daha güçlü bir meclis grubu oluşturacaktır. Buna karşılık Erdoğan'ı kemali memnuniyetle destekleyecektir.

 

Erdoğan önce BDP'ye bu rüşveti vererek bölücü örgütün desteğiyle cumhurbaşkanı seçilmeyi garantileme hesabı yapmaktadır. Buna karşılık yeni seçim sistemiyle hem 2015 seçimlerinde partisini Anayasa'yı değiştirebilecek çoğunlukla yeniden iktidara taşımak hem de BDP'ye istediğini vermek mümkün olacaktır.

 

Bu süreçte AKP'nin koltuk değneği BDP'dir. BDP'liler iktidar partisinin uygulamalarından öylesine memnundurlar ki düne kadar MİT'i birtakım cinayetlerin planlayıcısı olmakla suçlarken bugün teşkilata olağanüstü yetkiler veren yeni MİT Yasası'nı göklere çıkarmakta, Oslo ve İmralı süreçlerindeki "Erdoğan'dan talimatlı" rolleri dolayısıyla MİT'i alkışlamaktadırlar.

 

 

TEK TURLU DAR BÖLGE SİSTEMİ NE GİBİ SONUÇLAR DOĞURACAKTIR?

1.Parlamentoda çoğunluğun sahip olduğu seçmen nispetinin üzerinde temsil edildiği ve muhalefetin meclis dışına itildiği dengesiz bir tablo ortaya çıkacaktır. 

 

2.Güçlü sosyolojik farklılıkların olduğu ülkelerde tek turlu tek isimli çoğunluk formülünün uygulanması,  zamanla siyasi sistemde ve sosyal yapıda öngörülemeyen tahribatlara yol açabilmektedir. Türkiye'nin gerçeklerine uymayan dar bölge sistemi, toplumsal ve siyasi istikrarı bozacaktır.

 

3.Ortaya çıkacak aritmetik tablo, mecliste temsil edilemeyen seçmen kitleleri üzerinde olumsuz etki yapacak, bu durum vahim sonuçlar doğuracaktır.

 

4.Sosyal hareketliliğin ve farklılıkların, ideolojik ayrılıkların yoğun olduğu Türkiye'de de oy devşirme amaçlı bölgeler arası nüfus kaydırmaları ciddi toplumsal sorunlara zemin hazırlayacaktır.

 

5.Dar bölge sistemi son derece adaletsiz sonuçlar vermeye müsait bir sistemdir. İktidar ve muhalefet partilerinin aldıkları oyla Mecliste kazandıkları sandalyeler arasında büyük bir oransızlık oluşacak, böylece temsil adaletsizliği ortaya çıkacaktır. Genelde büyük partilerin yararına işleyen d'Hondt sistemi daha ileri götürerek büyük partilere ekstra avantaj sağlayan bu sistemin kabul edilmesi, Anayasa'nın 67/6 maddesinde yer alan "temsilde adalet" ilkesini zedeleyeceğinden, anayasaya aykırılık teşkil edecektir.

 

6.Demokratik ülkelerde seçim çevresi genelde illerdir. İlleri de küçülterek bölgeler daraltıldığında orantısızlık artar. 

 

7.Belirlenecek seçim bölgeleri açısından, bölge barajının yüksek düzeylerde oluşumuna neden olabileceğinden, Anayasa'nın "demokratik devlet" ilkesini ihlal edebilecektir.

 

8.Bölgelerde gerçekleşecek oy dağılımları itibariyle, kazanan parti açısından "aşkın temsil" ve kaybeden partiler açısından "eksik temsil" e yol açacağından, yine demokratik devlet ilkesine aykırı sonuçlar doğuracaktır.   

9.Toplumda mevcutken sorun olmayan, ayrışma veya kamplaşma eğilimlerini artıcı etkilere yol açabilecektir. Dolayısıyla sosyal bağların zayıflamasına ve giderek yok olmasına yol açacaktır. 

 

10.Etnik ve dini mensubiyetlerle mezhep ve tarikat ayrımcılığı ve mücadelesi körüklenecektir. Aşiretçilik ve cemaatçilik gibi duygular siyasi saiklerle tahrik edilerek, ülke bütünlüğüne, devletin üniter yapısına zarar verilecektir.

 

11.Hatta seçim; Mersinli-Trabzonlu veya Güneyli-Karadenizli, Antepli-Adanalı şeklinde bölgecilik ve hemşericilik yarışına dönüşebilecektir. Dar bölgede her seçim çevresinden bir milletvekilli seçilirse yarış partiler yarışı olmaktan çıkacak, farklı seçim çevrelerinde Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Laik-Antilaik mücadelesi yaşanabilecektir. 

 

12.Seçim öncesi benzer mensubiyet duygusu içinde olanların belirli bölgelerde toplanmasına yol açarak seçime hile karıştırılmasına yol açılabilecek ve sosyal bölünmelere, çatışmalara fırsat verilecektir.

 

13.Seçim sonuçları, milletvekillerini seçildikleri bölgelerin  veya kendilerine oy verenlerin temsilcisi haline getireceğinden, Türk milletinin temsilcisi vekil anlayışını (genel temsil ilkesini) ihlal edeceğinden, Anayasa'ya aykırılık teşkil edecektir. 

 

14.Birinci parti dışındakilerin bütün oyları çöpe gidecektir. Seçim çevrelerinde birinci çıkan partiye oy vermeyen vatandaşlar mecliste temsil edilmeyecektir.

 

15.AKP döneminin sosyal ve siyasi tablosu olan kutuplaşma bu sayede daha da belirginleşecektir. Öyle ki bazı iller tek bir parti tarafından temsil edilmiş olacaktır. Bu durum illerdeki diğer seçmenlerde rahatsızlık yaratabilir.

 

16.BDP'ye bölgede avantaj sağlayacak olan dar bölge sistemi, PKK'nın siyasi temsilcisi olan partiyi özerklik ve daha sonraki aşamada da bağımsızlık nihai hedefine biraz daha yaklaştırmış olacaktır. Dar bölge sisteminde BDP umduğundan da fazla milletvekili çıkarma şansı yakalayacaktır.

 

17.Güneydoğu Anadolu bölgesinden çıkarmayı planladıkları blok milletvekilleriyle üstünlük sağlanacak ve BDP'nin arzuladığı harita netleşecektir.

 

18.Böylece AKP ile BDP arasında Oslo ve İmralı süreçleriyle flörtten öteye taşınan ahlaksız ilişki, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve seçim yasasında yapılacak değişiklikle yeni bir boyuta taşınmış olacaktır.

 

19.Başbakan Erdoğan'ın İmralı canisiyle sürdürdüğü al takke ver külah ilişkisi "Al güneydoğu senin, kalan yerler benim." şeklinde siyasi bir paylaşıma dönüşecektir.

 

20.Böylece AKP'nin Erdoğan'ı "devlet başkanı" mertebesine çıkarmak ve uzun vadede ülkeyi federasyonlara bölmek için hayata geçirdiği sözde demokratikleşme paketleri içindeki ihanet zincirinin son halkası bu dar bölge sistemine geçiş olacaktır.

 

21.Görüldüğü gibi dar bölge seçim sisteminin kabulü Türkiye Cumhuriyeti'nin Ulusal Güvenlik Kodlarıyla oynamak anlamına gelmektedir. Ayarlarıyla oynanacak bir devlet-millet sisteminin yaşaması imkansızdır.  

 

SONUÇ YERİNE

Temsilde adalet, meşruiyetin en büyük ve önemli kaynağıdır. AKP'nin yapmak istediği şey bir tür silahsız darbe teşebbüsüdür, sivil darbedir, siyasi eşkıyalıktır, devleti ele geçirme girişimidir. Silah ve zor kullanarak devleti ele geçirmenin bir başka yöntemidir.  İktidar partisinin her eylemi ve icraatı, hukukun egemenliğine karşı duruştur. Gayrimeşrudur ve suçtur.   Dar Bölge Seçim Sistemi de kanaatimizce alelade bir hile-i şeriye değil, rezil bir hile-i siyasiyedir; %56,5 civarındaki muhalif oylara rağmen iktidar partisi dışındakilerin temsil hakkını elinden alıp kendi hanesine vekil yazdırmak, aleni siyasi hırsızlıktır.

 

Meclis aritmetiğinin, siyasi hilelerle ve hukuk ifsat edilerek değiştirilmesi sivil darbedir. Meclis bir zümrenin eline geçtiğinde veya çıkar grubunun çoğunluğu sağladığı yer haline geldiğinde bunun adı mill” irade değil; cebrin, tahakkümün ve siyasi zorbaların dayatması olacaktır. O zaman çok partili demokrasiden söz edilemeyecek, tek partinin hakimiyet ve tasallutu altındaki bir meclisin meşruiyeti tartışmalı hale gelecektir.

 

Siyasi partilerin aldıkları oy oranında temsil hakları Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası ile korunmuştur. Siyasi partileri ezen, aldıkları oyu ve seçmenlerini yok sayan bir seçim yasası kabul edilemez. 

 

Adı üzerinde dar bölgenin milletvekillerinin de hedefleri dar kalıplar içine girer. Milletvekilleri seçimlerinin muhtar seçimlerinden farkı kalmaz. 

 

Seçim çevrelerinin ihtiyaçları ve seçmenlerin kişisel talepleriyle uğraşır dururlar. Parlamentoda en küçük yerel sorunların parlamentoya taşındığı ve yerel unsurların ve güçlerin baskısı altındaki milletvekillerinin yasama görevlerini hakkıyla yerine getiremediğine şahit olunabilir. Mezhep grupları, etnik toplulukları, küçük çıkar grupları, temsilcileriyle nüfuz ve varlık sahibi yerel kişilerin öne çıktığına şahit olunması mümkündür. Bunların parlamentoda oluşturacağı tablo ise hayli karışık, kaypak ve istikrarsız bir ortamı meydana getirecektir.

 

Milletvekillikleri aileler için seçim arpalığına dönüşebilir. Babadan oğula geçen parlamenterlik diye bir gelenek ortaya çıkabilir. Türkiye'nin toplumsal yapısı buna uygundur. O bakımdan anglosakson toplumların geleneklerine uygun bir seçim sistemini Türkiye'ye taşımak fevkalade mahzurludur. Dar bölge sistemi Türkiye'nin toplumsal dinamiklerine uygun değildir. Türkiye'nin ne mevcut şartları ne toplumsal yapısı ne de yerel ve bölgesel konjonktür bunu kaldıramaz.

 

Diğer taraftan seçim çevreleri iktidar tarafından belirlenecektir ki bu keyfi tespitler tamamen iktidar partisinin yararına ve çıkarına olacak şekilde gerçekleştirilecektir. Halihazırda bunu önleyecek bir mekanizma da yoktur. 

 

AKP Dar veya Daraltılmış Bölge Seçim Sistemiyle bir taşla birkaç kuş vurmak niyetindedir: Hem cumhurbaşkanlığını Erdoğan'a kazandırmak hem 2015 seçimlerinde seçimleri çoğunluğu elde edebilmek hem Anayasa'yı değiştirebilmek, hem de Erdoğan'ı " devlet başkanı" konumuna taşımak.

 

Çakma "kainat lideri" nin canı Köşk'e çıkmak ve parlamentoda çoğunluğu sağlayarak yetkilerin genişletmek istiyor diye Türkiye'nin iktidar marifetiyle ateşe atılması kabul edilemez. 

 

Devletin en yüksek makamı; sağduyu, hoşgörü ve uzlaşma kültüründen yoksun bir çılgının ellerine, keyf” iradesine terk edilemez.

 

Başbakan Erdoğan'ın neden sık sık İsmet İnönü'yü eleştirdiği şimdi daha açık şekilde ortaya çıkmaktadır. Erdoğan, Atatürk'ün ölümünden sonra İnönü'nün başlattığı "mill” şef" döneminden çok etkilenmiştir ve şimdi ona özenmektedir. Erdoğan, "bala" dan emir verme hayallerini gerçekleştirme ihtirası yüzünden siyasi hummaya tutulduğu için oyuncağına kavuşmak için huysuzluk yapan yaramaz çocuklara benzemektedir. Her hal ve tavrından yaşayamadığı çocukluğunun belirtileri taşan Tayyip Erdoğan, şuuraltındaki acı ve özlemlerinin bedelini millete ödetmek niyetindedir.

 

Eğer mevcut seçim sisteminden vazgeçilecekse birden çok partiyle temsil edilen muhalefetin de mecliste yer almasına elverişli sistemler tercih edilmelidir. Şayet Seçim Kanunu'nda bir değişikliğe gidilecekse bu temsilde adaleti azami surette sağlayacak bir sistem olmalıdır. Çok partili demokratik sistem gereğince sandıktan çıkan oyların mümkün olan en adil şekilde meclis aritmetiğine yansıtılması esas alınmalıdır.

 

MHP'nin seçim sitemi ile ilgili görüş, düşünce ve tekliflerini bizzat lideri Devlet Bahçeli tarafından yakın bir zamanda kamuoyuna duyuracaktır. 

 

AKP iktidarının bütün operasyon ve projelerine rağmen MHP siyaset platformunda her zaman var olacak, "ruhu çocuk kalmış" Erdoğan'ın korkulu rüyası, kabusu olmaya devam edecektir. Tayyip Erdoğan, er veya geç gelişip olgunlaşmamış ihtiraslarının kurbanı olarak "bağımsız" Türk mahkemelerinin huzurunda hesap verecek, millete yaşattıklarının ve milletten çaldıklarının bedelini ödeyecektir. 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI