Bugun...
AMAÇ ÖZERKLİK DEĞİL DEVLET KURMA!..


Reyhan İŞERİ
 
 
facebook-paylas
Tarih: 17-02-2014 09:01
     


Etnik bölücü terör örgütü PKK ile siyasi uzantılarının son zamanlarda "özerklik"beyanlarındaki artış aslında mevcut hükümetin"Artık analar ağlamasın!" söylemi ile başlattığı adına ister "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi" ister "Çözüm süreci"deyin Oslo'da başlatılıp Habur'da devam ettirilip İmralı'da sürdürülen "müzakere"sürecinin bir sonucudur. Bu süreç, etnik bölücü terör sorununu bitirmeyeceği gibi terör örgütünün ve siyasi uzantılarının taleplerinin yerine getirilmesi devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünü, birlik ve beraberliğini tehdit altına alması demektir. Bu süreç adım adım özerkliğe gitmenin de ötesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti toprakları üzerinde sözde bir devlet kurma hayali taşımaktadır.


     Nitekim BDP'li Kışanak'ın "Başkan Apo Amed'e gelecek, kürdistan'a gelecek halkıyla buluşacak. Öcalan Amed'e gelecek, özerk sistemimizi inşa edeceğiz. Halk olarak öz yönetimlerimizi kuracağız, kendi özerk sistemimizi inşa edeceğiz." sözleri de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter yapısının hedef alındığının bir göstergesidir. Maalesef AKP hükümeti tarafından uygulanan politika ve çıkartılan sözde demokratikleşme yasaları ile şımartılan etnik bölücü terör örgütü PKK ve siyasi uzantıları buldukları yüz sayesinde artık astarını da istemektedirler. Yalan mı?


      Dün Oslo'da etnik bölücü terör örgütü PKK'nın yöneticileri ile aynı masaya devletin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) en üst düzey yöneticileri kimin emri oturdu? Ya da"Analar artık ağlamasın!.." diyerek başlatılan "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi"kapsamında Kandil ve Mahmur'dan gelen teröristlerin Habur'da devletin üst düzey görevlileri tarafından karşılanması ve oracığa mahkeme kurulması ile başlayan devamında da ilçe ilçe bölgede gezdirilerek mitinglerle karşılanmaları hangi iktidar döneminde gerçekleşti? Ya da sözde Nevruz kutlamaları bahane edilerek Diyarbakır'da devlete ve millete meydan okurcasına PKK paçavraları ve teröristbaşı posterleri ile düzenlenen sözde mitingler yapılırken bu durumdan memnuniyetlerini ifade edenler kimlerdi? Ya da Fransa'da öldürülen üç teröristin cenazesi ile Diyarbakır'da etnik bölücüler şov yaparken sözde süreç zarar görmesin diye  emniyet güçlerine uzaktan izleme emrini kim ve kimler vermişti?


      Bir düşünün!.. Bu kadar şımartılmanın üzerine sözde çözüm özde çözülme sürecinin zarar görmemesi için teröristbaşı caninin yanına bir grup vekilin sürekli gidip gelmesi ve teröristbaşı ile Kandil ve Erbil arasındaki mektuplaşmanın da postacılığını yapmalarına göz yumuluyorsa ve hala bu vekiller hakim karşısına çıkartılmak yerine TBMM'de milletvekilliklerine devam edebiliyorlarsa AKP iktidarı ve onun çıkarttığı yasaların sayesindedir. Bunu inkar etmek mümkün değildir.


    Öte yandan bugün gelinen noktada İmralı'daki teröristbaşı caninin "Sürecin yasal statüye kavuşturulması, izleme kurullarının oluşturulması" gibi talepleri ile birlikte tüm bunlar değerlendirildiğinde yasal statü ile etnik bölücü terör örgütü PKK'nın 35 senelik kanlı tarihi bir çırpıda aklanıp "özgürlük mücadelesi" veren bir örgüte dönüştürülecektir. Yani bugüne kadar gerçekleştirdikleri her türlü kanlı eylemin üzerine bir çizik çekilip devletin karşısında bir devlet veya bir hak arayışçısı bir millet varmış gibi yasal statü ile etnik bölücü terör örgütü PKK'nın uluslararası boyutta bir mücadele girişiminin önünün açılması demektir.  Çünkü, yasal statü ile birlikte hem PKK'nın kanlı geçmişine kılıflar uydurulacak hem de uluslararası kuruluşlardan ve yerli - yabancı sözde aydınlardan oluşan bir izleme komitesi vasıtasıyla sözde "şahitlik"veya "hakemlik" özde bir "baskı" durumu yaratılacaktır. Bu sayede devlet sanki bir savaş suçlusu veya bir soykırım suçlusuymuş gibi bir izleme komitesinin bulunacağı bir masanın bir kenarında otururken diğer kenarına da etnik bölücü terör örgütü PKK bir devletmiş gibi oturtularak anlaşma yolu aranmaya çalışılacaktır. Bu taleplerin başka bir izahı olamaz.


      Bu taleplerin devleti yöneten siyasi iktidar tarafından kabul edilmesi durumunda masada terör sorunu çözülmeyeceği gibi uluslararası boyutta yeni sorunlara neden olacaktır.  Çünkü terör örgütünün şuan izlediği yol, süreç dahilinde siyasi yollardan elde edebildiğini elde etmek, elde edemediğini ise Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki gibi sözde isyanlar çıkartıp ülkede bir iç savaş yolu ele elde etmeyi amaçlamaktadır. Belki sizlere bu durum biraz alakasız gibi gelebilir. Lakin terör örgütünün "sözde çözüm, özde çözülme" dediğimiz süreçte dağdan ovaya inip silah bırakıyor havası estirilirken terör örgütünün sempatizanlarını el altından Güneydoğu bölgemiz haricindeki vilayetlerimizde de silahlandırmaya  çalışması bunun bir göstergesidir. Bu yolla sözde halk isyanıymış gibi bir silahlı isyan başlatıp hem devlet ile hem de devletin yanında yer alan vatandaş ile karşı karşıya getirecek bir ortamı oluşturmaya çalışacaktır.


      Etnik bölücü terör örgütü PKK, bir halk isyanı gibi gösterilecek bir sözde isyanla devletin halkın demokratik haklarını çiğnediğini ve hatta devletin halka karşı silah kullanmak suretiyle bir kıyım yaşattığı tarzı beyanlarla dün Tunus'ta, Mısır'da, Libya'da bugün Suriye'de olduğu gibi uluslararası kamuoyunun dikkatini Türkiye'ye çekip müdahale durumunun yaşatılmasına çalışabilir. Bu durum sizlere belki biraz uzak ihtimal olarak gelebilir, lakin sözde kürdistan devletinin Suriye ayağı bu şekilde Suriye'nin kuzeyinde kendi özerkliğini ilan ederek kurulması da dün birilerine imkansız geliyordu.


     İşin açığı 30 Mart Mahalli İdareler Seçimi'nden sonra etnik bölücülerin, taleplerinin karşılanmaması durumunda ülkeyi kaosa sürüklemeye ve bir iç savaş veya iç çatışma durumu yaşatmaya çalışmaları muhtemeldir. Lakin taleplerin karşılanması da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin genleri ile oynanıp DNA'sının değiştirilmesi demektir. Bir başka ifade ile önce özerklik ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti toprakları üzerinde sözde bir devletin inşası demektir.


     Sonuç olarak, millet olarak etnik bölücülerin bir kaos ortamı veya ülke genelinde bir iç çatışma ortamı yaşatma ihtimallerine karşı daha dikkatli olunması gerekir. Ayrıca etnik bölücü terör örgütü PKK ile siyasi uzantılarının faaliyetleri ile demeçlerini ve hatta PKK'nın sözde şehir yapılanması KCK'nın bölgedeki yol kesip kimlik kontrolü yapmasını bir paralel devlet kurma girişimi olarak görmeyip 17 Aralık sonrasındaki yolsuzluk ve rüşvet ile ilgili birilerini paralel devlet kurmakla suçlayan AKP hükümeti, çözüm sürecinin nereye gittiğini ve nereye götürülmeye çalışıldığını bir kez daha düşünmelidir. Ne var ki, AKP iktidarı boyunca etnik bölücü terör sorunu karşısında atılan yanlış adımlar farkında olarak veya olmayarak devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünü, birliğini ve beraberliğini hedef alan adımlara dönüşmüştür. Bundan sonra atılacak her yanlış adım petrol kuyusundaki bombaların fitilini çekmeye benzeyecektir. 



Reyhan İŞERİ
Terör Uzmanı - Siyaset Bilimci

 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI