Bugun...
BARDAĞI TAŞIRIP MİLLETİN SABRINI TAŞIRMAYIN!..


Reyhan İŞERİ
 
 
facebook-paylas
Tarih: 23-03-2014 20:45
     

Otuz küsur yıldır devletimizi ve milletimizi tehdit eden etnik bölücü terör sorunu karşısında etkin bir terörle mücadele konsepti uygulamak yerine sözde demokratikleşme paketleri ve karşılıklı görüşmelerle terör sorununu çözeceğini iddia eden siyasi iktidarın attığı bu adımların sayesinde terör sorunu bitirilemediği gibi ülkede büyük bir kaosa neden olacak bir hale getirilmiştir.

 

Daha da vahimi siyasi iktidarın attığı adımlardan yüz bulan etnik bölücü terör örgütü PKK ve sözde parti özde PKK sözcüsü BDP ile HDP'nin 30 Mart Yerel Seçimleri sonrasında "özerklik" ilan edecekleri yönündeki beyanatları Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin toprak bütünlüğünü tehdit eden beyanatlardır. Ancak Oslo'da başlatılıp Habur'da devam ettirilip Ankara - İmralı - Kandil üçgeninde sürdürülen "Sözde çözüm özde çözülme" sürecine umut bağlayan siyasi iktidarın sürecin zarar görmemesi için bunu sadece bir talep olarak değerlendirip görmezlikten gelmesi vahim bir durumdur.

 

Maalesef bu görmezlikten gelmeleri sayesinde iki yıldır Diyarbakır'da sözde Nevruz kutlamaları düzenlenerek etnik bölücü terör örgütü PKK'nın şovu sahnelenmekteyken yetmedi bu yıl İstanbul Kazlıçeşme miting alanında polislerin gözünün önünde etnik bölücü terör örgütü PKK paçavraları ile teröristbaşı posterleri dalgalandırılarak terör örgütünün şovu yapılırken Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni tehdit eden "Ya müzakere ya savaş" yazılı pankartlar asılıp sloganlar atıldı. Yetmedi!.. Teröristbaşına özgürlük isteyen sözde imzalar toplandı. Hem de devletin güvenlik güçlerinin gözünün önünde!.. Şimdi soruyorum size "Etnik bölücü terör örgütü PKK'nın şovuna dönüştürülen bu miting ve kutlamalar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Anayasası'na göre suç mudur? Yoksa suç değil midir?"

 

Eğer Diyarbakır'da, Kazlıçeşme'de, Van'da ve yurdumuzun başka illerinde ve ilçelerinde düzenlenen etnik bölücü terör örgütü PKK'nın şovuna dönüştürülen bu sözde miting ve kutlamalar Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası'na göre suçsa neden müdahale edilmedi? Ya da bu rezaletlerin yaşandığı yerler Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sınırları içerisinde olduğu halde sanki Irak'ın kuzeyinde düzenlenmiş gibi neden seyirci kalınıp görmezlikten geliniyor? Baştan sona rezalet!.. Artık bu rezaleti tarif edecek bir söz bulamıyorum!..

 

Siyasi iktidarın "Aman süreç zarar görmesin!.. Aman barış ve kardeşlik zarar görmesin!.. Aman şu olmasın!.. Aman bulmasın!.." tarzı düşünceleri ile hareket etmesi neticesinde bugün etnik bölücü terör örgütü PKK'nın paçavrası İstanbul Kazlıçeşme'de dalgalandırıldı!.. Kur'an-ı Kerim'de müjdelenip Fatih Sultan Mehmet Hanımız tarafından fethedilen İstanbul'un bugünkü halini gören biri olarak vefatından 533 ve İstanbul'un Fethi'nden 561 yıl sonra Ecdadımız Fatih Sultan Mehmet Hanımızın kemiklerinin bugün sızlatıldığını düşünüyorum. Ecdadımız karadan gemileri yürütüp İstanbul'u asırlar sonra İstanbul'da Türk Devleti'ne ve milletine kurşun sıkmış, hain pusular kurmuş etnik bölücü terör örgütü PKK'nın paçavralarının dalgalandırılması için fethetmedi!.. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni "Ya müzakere ya savaş" tehdidinde bulunan pankartların İstanbul topraklarında asılması içinde fethetmedi!.. İstanbul toprakları üzerinde TÜRK - İSLAM Sancağı'nın dalgalanıp minarelerinden Ezan-ı Muhammediye'nin arşa yükselerek TÜRK - İSLAM Alemi'nin huzur içinde yaşaması için fethetti!.. Yalan mı?

 

Diğer taraftan Diyarbakır'da, Van'da ve diğer şehirlerimizde sözde kutlama ve mitingler düzenlenerek etnik bölücü terör örgütü PKK'nın şovuna dönüştürülerek devletimizi tehdit eden bu rezaletlere neden birisi çıkıp da "Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti toprağıdır. Diyarbakır'da, Van'da, İstanbul'da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin toprağıdır!.. Bu topraklar üzerinde devleti ve milleti hedef alıp 35 - 40 bin insanımızı katletmiş bir etnik bölücü terör örgütünün paçavrası ile teröristbaşının posterlerini dalgalandıramazsınız!.. Burası bir hukuk devletidir, bir aşiret devleti değildir!.." diyemiyor veya demiyor? Bu rezalete seyirci kalanlar acaba 30 Mart sonrası "özerklik" ilanının gerçekleştirilmesine de mi seyirci kalacaklar? Ya da BDP ve HDP'nin kazandığı belediyelerde etnik bölücü terör örgütü PKK ile terör örgütünün siyasi kanadı KCK'nın atadığı "eş belediye başkanlarının" belediyelerde yapılacak her işleme yasal olmamasına rağmen karar vermelerine  de mi seyirci kalacaklar?

 

Eğer bugüne kadar yaşanılan rezaletlere "sözde çözüm özde çözülme" sürecinin sekteye uğramaması için ve hatta seçimlerde oy getirisi hesabı yapıldığı için görmezlikten gelinmesi 30 Mart sonrası yaşanacak rezaletlere de aynı tavırla yaklaşılması ihtimal dahilindedir. Lakin hesap edemedikleri nokta milletin ayranının kabarması durumudur!.. Türk Milleti, sabırlıdır!.. Bardağı taşıracak son damlaya kadar sabretmesini iyi bilir!.. Ama bardağı taşıracak son damladan sonrasında önünde ne iktidar ne muhalefet ne de Allah'ın bir kulu durabilir!.. Önüne set kurmaya kalkanı ezer geçer!.. Hele hele söz konusu Vatan olursa gözü hiçbir şeyi görmez!.. Ardına bakmaz!.. Geriyi düşünmez!.. Sonunu da düşünmez!.. O saatten sonra ölümüne gider, artık ne olacaksa olsun der!.. Türk Tarihi'nde Türk Milleti'nin hangi durumlarda nasıl davrandığı ve nasıl bir mücadele verdiği mevcuttur. Ama Türk Tarihi'nden bihaber olanların Türk Milleti'nin karakterinden de bihaber olacaklarını düşünüyorum. O nedenle milleti, bardağı taşıracak son damlaya getirmeden evvel Türk Tarihi'nden bihaber olanlar Türk Tarihi'ne bir baksınlar!..

 

Çünkü 30 Mart sonrasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin birliğini ve bütünlüğünü, üniter yapısını hedef alacak bir "özerklik" sisteminin hayata geçirilmeye kalkılması ya da belediyelerin bazılarında sözde "eş belediye başkanlarının" atanmaya kalkılması durumunda siyasi iktidarın ve hatta muhalefetin bu duruma sessiz kalması halinde Anadolu insanı etnik bölücü terör örgütü PKK'ya tavizler verildiğini düşünüp ayağa kalkıp noktayı koymaya kalkar. İleriki aşamasında Türkiye'yi parçalamaya götürecek bir özerklik sisteminin hayata geçirilmesine asla müsaade etmez. Bir karış çakıltaşını dahi vermemek için savaşan bir millet özerklik sistemi denilen bir sistemle masada Türkiye'nin parçalanmasına asla müsaade etmez!..

 

Öte yandan teröristbaşının 2015 yılında salıverileceği yönündeki iddiaların gerçekleştirilebilmesi için öncelikle etnik bölücü terör örgütü PKK tarafından katledilen Şehitlerimizin hayata döndürülmesi gibi imkansız bir durumun gerçekleştirilmesi gerekir. Bu vatan için, bu topraklar için, Ay yıldızlı Al bayrak için, Millet için canını vermiş Şehitlerimiz toprak altında kefensiz yatarken hiçbir güç 35-40 bin Şehidimizin katledilmesi emrini veren teröristbaşını salıveremez. Salıverilmeye kalkılması durumunda Türkiye'de bir iç çatışma başlar ve iç çatışmaya da Allah'ın hiçbir kulu engel olamaz!.. Türkiye sokaklarında kan gövdeyi götürür!..

 

Maazallah böyle bir durumun yaşanma ihtimalini dahi düşünmek istemiyorum. İnşallah öyle bir durumla karşı karşıya kalmayız!.. Lakin etnik bölücü terör örgütü PKK ile bir nevi siyasi sözcülüğünü yapan BDP ve HDP'nin yaptığı çıkışlar ile beyanatları ve kafalarındaki sözde bir kürt devleti planları karşısında siyasi iktidarın "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi" veya "Sözde çözüm öze çözülme" süreci gibi sözde açılım projelerinin sekteye uğramaması için veya meseleyi oy getirisi olarak değerlendirip yaşanılan rezaletlere seyirci kalmaya devam etmesi durumu Türkiye'yi bir kaosa sürükleyip bir iç çatışmaya götüreceği için siyasi iktidar atacağı her adımı bir defa değil bin defa düşünmelidir.

 

Yaşanılacak bir kaosun ve iç çatışma durumunun baş sorumlusu siyasi iktidar olacaktır. Siyasi iktidar Oslo'da başlatılıp Habur'da devam ettirilip Ankara - İmralı - Kandil üçgeninde yapılan görüşme ve rezaletler karşısında Türk Milleti'nin sakin bir duruş sergilediğini ve sözde bir barıştan yana olduğunu düşünüyorsa yanılır. Anadolu insanının, Oslo'daki görüşmeye veya Habur'da yaşanan davul - zurnalı rezalete seyirci kalması demek imralı'daki teröristbaşının salıverilmesine veya özerkliğin ilanına seyirci kalıp izin vermeyi düşünmesi demek değildir. Anadolu insanı, böyle bir durumda da sandıkta değil, sokaklara inerek hesabını sormaya kalkar.

 

Nitekim siyasi iktidarın "sözde çözüm özde çözülme" sürecini anlatıp milletin nabzını yoklamak amacıyla ülkede gezdirdiği 63 Akiline milletin verdiği tepkiler gibi bir tepki vermesi bekleniyorsa tepkinin çok ötesinde istenmeyen olaylar yaşanır. Bu duruma ne Sayın Bahçeli, ne Sayın Kılıçdaroğlu, ne de diğer genel başkanlar engel olabilir!.. Zaten engel olmaya kalktıkları takdirde "Özerklik masalına sizler inanmış olabilirsiniz, bizler inanmıyoruz. Ülkeyi bölünmeye götürüyor" veya "İmralı'da beslendiği yetmedi şimdi de salıverilmesine siz de mi ortak oluyorsunuz?" deyip onlara da karşı durup engel olmalarına müsaade etmezler!..

 

Diğer taraftan Sayın Başbakan ve hükümet yetkililerinden biri veya görevlendirdikleri biri teröristbaşı ve etnik bölücü terör örgütü PKK'nın Kandil sorumluları ile herhangi bir görüşme gerçekleştirdilerse etnik  bölücü terör örgütü PKK'ya ne karşılığı ne söz verdiklerini TÜRK Milleti'ne açıklamak zorundadırlar. Bugün açıklamazlarsa yarın böyle bir görüşmenin ayrıntıları ve verilen sözler ortaya çıkarsa siyasi iktidar 11 yıllık iktidarının en büyük hatasını yapmış olur ve sandık kurulmadan iktidarı teslim etmek zorunda kalabilir.

Sonuç olarak; etnik bölücü terör örgütü PKK ve BDP ile HDP'nin özerklik talebinin yerine getirilmesi veya kendi kendilerine özerklik ilan etmeleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin genetiği ile oynanıp DNA'sının değiştirilmesi demektir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na aykırı bir durumdur. Özerkliğin devamı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin parçalanması demektir. Siyasi iktidar başta olmak üzere siyasi partiler bölücülerin bu oyununa karşı dikkatli ve tedbirli olmak zorundadırlar. Ayrıca son günlerde yaşanan rezaletlerde milletin sabrını taşırmak üzere olduğu için bu rezaletlere artık "DUR!.." denilmelidir. Siyasi iktidar "sözde çözüm özde çözülme" süreci projesini bir daha gözden geçirip bu projeyle bu süreçle terörün Türkiye'de bitirilemeyeceğini görmelidir. Aksi takdirde uyguladıkları sözde süreçle Türkiye, etnik bölücü terör örgütü karşısında günden güne taviz veren bir ülke konumuna gelecektir.

Unutmayınız ki; taviz,  tavizi doğurur!..

23 Mart 2014

Reyhan İŞERİ

Terör Uzmanı - Siyaset Bilimci



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI