Bugun...
PROVOKATÖRLERE DİKKAT!..


Reyhan İŞERİ
 
 
facebook-paylas
Tarih: 13-03-2014 23:28
     

Gezi Parkı meselesinde meydana gelen olaylar sırasında yaralanan bir çocuğun aylar sonra tedavi gördüğü hastanede vefat etmesi neticesinde siyasilerin belli bir kısmı bu mesele ile ilgili hükümeti ve emniyet güçlerini suçlarken marjinal diyebileceğimiz belli gruplarda sokaklara inip sokakları yakıp yıkarak sözde demokratik haklarını kullanarak güya tepkilerini ortaya koydular.

 

Oysa bu marjinal gruplar provokasyona dönüştürebilecekleri her olayda birden saklandıkları yerden ortaya çıkıp mantar gibi bitip sokakları caddeleri yakıp yıkmayı biliyorlar.  Bunlar öyle ki izinsiz yasadışı gösterileri sırasında kamu ve özel mülkleri ile önlerine gelen her araca zarar verip güvenlik güçlerinin kendilerine karşı güç kullanmasını sağlayarak devletin şiddet uyguladığı reklamı veya propagandası peşinde koşuyorlar. Onlara göre meydanlarda izinsiz yasadışı gösteriler yapmak,  sokakları yakıp yıkmak, esnafın dükkanına ve devlet malına zarar vermek demokratik bir hak!.. Peki bunların bu sözde demokratik haklarını kullanırken yakıp yıkmaları neticesinde zarar gören vatandaşın hakkının çiğnenmesine ne demeli? Bir düşünün!..

 

Nitekim dün İstanbul'daki cenaze olayının bilinçli bir şekilde bazı siyasi parti ve marjinal gruplar tarafından bir şova dönüştürülerek sokakların ve meydanların savaş alanlarına çevrileceği, yakılıp yıkılacağı ölüm haberinin açıklandığı andan itibaren tahmin edilen bir durumdu. Hatta bu marjinal grupların bu seçim döneminde başka partilerin seçim bürolarına saldırıda bulunma ihtimalleri bile tahmin edilebiliyordu. Çünkü bu marjinal gruplar bu tip meydana gelmiş tüm meselelerde aynı taktiği kullanıp aynı olayları sahneliyorlardı. Bazen eylem yaptıkları bölgede gözlerine denk  gelen siyasi partinin il veya ilçe teşkilatının camlarını çerçevelerini yerle bir ediyorlardı. Bunlar defalarca geçmişte yaşandığı içinde artık ne zaman ne şekilde davranacakları çok iyi biliniyor. Lakin üzücü olan cenaze sonrası yakıp yıkma eylemlerine devam etmeleri neticesinde gece Okmeydanı'nda saldırdıkları üç gençten birinin hayatını kaybetmesi olayı!..

 

Elbette bu tip yakıp yıkma eylemleri sırasında devlet ve millet malına verdikleri maddi zararlar bir şekilde karşılanır ama katledilen gençleri geri getirmek mümkün değildir. Keşke can kaybı olmasaydı da maddi zararla kalsaydı!.. Lakin son iki gündür bu cenaze olayının belli siyasi parti ve marjinal gruplar tarafından kullanılarak provokatif bir eyleme dönüştürülmesinin göz ardı edilip sözde hümanist özde taraflı bir tutum sergileyerek ajitasyon yapılırken eli silahlı marjinal gruplar tarafından dün gece katledilen genç konusunda hümanistliklerinden eser kalmaması beni şaşırtmadı. Çünkü bu eli silahlı marjinallerin genci katletmesinden saatler önce bana dünü unutup bugüne bakma  ve insanlık dersi vermeye kalkan kendini zeki zannedenler saatler sonra bu acı olay gerçekleştiğinde kendileri dünü değil üç - beş saat önceki söylediklerini unuttular. Acıların paylaşılmasından söz eden bu şahıslar bir anda kış uykusuna daldılar. Gerçi normal Mart ayındayız!..  Anlayacağımız bazılarının bizlere insanlık dersi vermeye kalkmadan önce kendi insanlık anlayışlarını gözden geçirmeleri gerekir. Yanılıyor muyum?

 

Yanıldığımı hiç zannetmiyorum. Çünkü etnik bölücü terör örgütü PKK ile verilen mücadele sırasında binlerce, on binlerce insanını ŞEHİT vermiş bir ülke olmamızdan ötürü Şehit cenazelerimiz sırasında bizlerle kimlerin yan yana saf tuttuklarını biliyoruz. Veya bir Şehit çocuğumuzun başını hangi büyüklerimizin okşadığını da iyi biliyoruz. Daha da ilginci Şehit Aileleri Derneklerine hangi siyasi partilerin gidip ziyaret edip hal hatır sorduklarını ve dertlerine derman olmaya çalıştıklarını da biliyoruz. Lakin işlerine gelince hümanist düşüncesini ön plana çıkartmaya çalışan vatandaşları ve siyasetçileri bizler oralarda hiç göremedik!.. Zaten görmeyi de hiç beklemem!.. Ama bu konuda hümanistliklerinden eser kalmayan vatandaşların "Dünü unutun, bugüne bakın!" demesi iyi de gecesinde 3-5 saat evvelini unutunca samimiyetsizlikleri ortaya çıkıyor.

 

Öte taraftan etnik bölücü terör örgütü PKK'nın 18 yaşından küçük teröristleri tarafından atılan molotoflarla çocuk yaştaki gencecik fidanlarımızın katledildiği dönemde sözde hümanist vatandaşları bırakın acıları paylaşırken görmeyi sanal ortamda iki çift üzüntülerini ifade ederken dahi görmemiştim. Herhalde ben uzayda yaşıyor olmalıyım ki görmedim!.. Lakin provokasyona açık her olayda sanal ortam başta olmak üzere sokaklarda ve her yerde birden mantar gibi ortaya çıkıyorlar. Ondan sonra da başlıyor ders vermeye!.. Pes yani!..

 

Şimdi bu yazdıklarımı okuyanlar benim insanlığımı sorgulayabilirler. Ama bende onların insanlığını sorgulamadan önce sokakların ve meydanların savaş alanına dönüştürülmesinin, kamu ve özel malına - mülküne  zarar verilmesinin ve daha da önemlisi sokaktaki vatandaşın katledilmesinin hangi hukukta, hangi insan haklarında, hangi demokratik hakta ve hangi insanlıkta olduğunu sorguluyorum. Şimdi birisi çıkıp "Ya polisin attığı gaz kapsülüne ne demeli?" diyebilir. Hakkıdır diyebilir!.. Ama polisi güç kullanmaya ve gaz sıkma durumuna getiren kimdir? Birileri sokakları yakıp yıkarken ve hatta kamu ve özel  mülkler ile araçlara zarar verirken polise de "Sen köşede otur ve seyret" mi denmesini bekliyorlar? Eğer onu bekliyorlarsa hiçbir devlet çatısı altında bu mümkün değildir ve hiçbir devlette buna müsaade etmez. O nedenle öyle bir durum bekleyenler daha çok hayal görürler!..

 

Çünkü Gezi Olayları sırasında Taksim'e baktığınızda etnik bölücü terör örgütü PKK yandaşları ile ne kadar marjinal örgüt varsa olayların başlamasının hemen akabinde  Taksim'e doldular. Yeri geldi ateşler yaktılar!.. Yeri geldi lastikler yaktılar!.. Yeri geldi polise taş, havai fişekler attılar!.. Kısacası polise zor gösterdiler!.. Bu durum karşısında devletin güvenlik güçlerinin tazyikli su ve gaz sıkmasını kimse yadırgamamalı!.. Mesele Taksim Gezi Parkı'nın park olmaktan çıkartılmasına karşı bir tepki durumu iken bölücüler ve marjinaller tarafından bir provokasyon eylemine dönüştürüldü. Yani haklı bir dava iken içlerine bölücü ve marjinal grupların sızması veya katılmasıyla etnik bölücülerin ve marjinallerin propaganda eylemine dönüştürüldü. Bu durum karşısında emniyet güçlerinin müdahale etmesini hiç yadırgamıyorum. Haklı bir tepki olayının bölücü propagandasına dönüştürülmesi karşısında "Eyvallah!" denmesi beklenemez!..

 

Nitekim polisin müdahalesi sırasında eylemlerin olduğu bölgeden işi gücü icabı geçen vatandaşlarda zarar görmüştür. Görmemiştir diyemem. Lakin böyle bir durum karşısında dahi devleti veya güvenlik güçlerini suçlayıp bir Gezi Parkı meselesini bölücü ve marjinal grupların propagandasına dönüştürenleri göz ardı etmek biraz art niyetlilik olur. Elbette güvenlik güçlerinde de hata olabilir!.. Ama o anki onların psikolojisini düşünebiliyor musunuz? Olayları provoke edip bir bölücü terör örgütü veya marjinal grupların şovuna dönüştürenler sütten çıkma ak kaşıklar mı?

 

Eğer onları sütten çıkma ak kaşık zannediyorsanız o zaman devletin güvenlik güçlerini emniyet il müdürlüklerine toplayalım ve 24 saat oturun sokaklar yakılıp yıkılsa dahi hiç müdahale etmeyin diyelim!.. Artık "Sokaklarda kim kimi öldürür veya nere yanıp yıkılır veya kimin evi kurşunlanır?" bilemeyeceğim!.. Tabii o zamanda birileri çıkar "Devlet nerede? Emniyet nerede? Polis yok mu?" diye bas bas bağırır!.. Ya da öyle bir durumda vatandaş kapısına geleni, aile bireylerine zarar vermeye kalkanı, malına mülküne zarar vermeye kalkanı çeker alnının ortasından vurur!.. Çünkü devletin polisinin sokaklarda asayişi sağlamasına itiraz edilip bölücülerin marjinal grupların sokakları yakıp yıkması karşısında polisin seyirci kalmasını isteyenler sokaklarda orman kanunlarının geçerli olduğu bir durumu yaratırlar. Maazallah öyle bir durum ülke için bir felaket olur!.. Bu da devleti ortadan kaldırır!..

 

Şimdi bunları görmeyenler veya görmek istemeyenler bir demokratik hak arayışı diyerek bölücülerle veya marjinallerle el ele ülkeyi provoke etmeye çalışıyorlar. Zaten mevcut hükümet yeterinden fazla kutuplara ayırmakla meşgul!.. Ama millet olarak bu provokatif  eylemlere alet olunursa bunun altından kalkılamaz!.. Ülkeyi kaosa sürükleyip parçalanmaya götürür!.. Nitekim etnik bölücü terör örgütü PKK'nın ve onun arkasındaki iç ve dış şer güçlerinin amacı da bu değil mi?

 

Açığını söylemek gerekirse milletin sokağa inmesi ülkeyi bir iç çatışmaya götürür. Maazallah o durumda kan gövdeyi götürür ve önünde kimse duramaz!.. Hükümette toplumda yaratacak söylemlerden kaçınılmalıdır. Zor bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte dikkatli davranmak gerekir. Etnik bölücülerin ekmeğine yağ sürecek söylemlerden ve provokasyonlardan kaçınılmalıdır. Etnik bölücülerin ve yandaşlarının akıllarındaki planı bırakın ciğerlerinin ne olduğunu biliyoruz!.. Bizim kaybettiğimizde gideceğimiz bir başka Vatanımız yok!.. Eğer başka gidecek bir vatanı olan varsa da bilemem!..  Ama ben bu vatanda doğdum son nefesimi de bu vatanda vermek isterim!..

13 Mart 2014

Reyhan İŞERİ



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI