Bugun...
ARABI SEVMEM ARABI SEVENİ DE SEVMEM


Savaş Süzal
savas.suzal@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 27-07-2017 00:00
     

Uluslararası tiyatroda hep ayni eserler sergilenir. Bunların üçte ikisi kendi halklarına ve iç siyasetlerine yöneliktir. Birbirlerine söverken el altından birbirleri ile tokalaşırlar. Yıllarca bu mide bulandıran durumu izlerken neyin gerçek neyin senaryo olduğu konusunda sık sık ta yanılgıya düştüm. Bazen hükümetler bazı olaylarda halklarında gazını alırlar. Bu durumda genelde muhatap edilen ülkedeki siyasilerde meslektaşlarının yardımına koşar ve ortamı gerginleştirerek süreci hızlandırırlar.
 

Her ülkenin her bölgenin böylesine senaryoları vardır. Mesela, ABD’nin Kuzey Kore olayı veya Çin gerginliği Rusya oyunu gibi. Avrupa’da oyunlar genelde insan hakları, terörle mücadele gibi konular üzerinde gerçekleşir. Mesela birçok Avrupa ülkesi terörü besler büyütür ve başka çıkarları olan ülkeler üzerine salarlar. Sonrada oturur bunu eleştiriler. Arapların yalan oyunu ise İsrail’dir. Bizde Araplaştığımız için bu yalan oyuna dâhil olduk. Oysa bizim yalan oyunlarımız farklıydı. Kıbrıs vardı, Yunanistan ve Ege gerginliği bizim yalan oyunlarımızın başında geliyordu. Gördüğünüz gibi son İsrail ile Mescit-i Aksa olayı ve karşılıklı İsrail’e giydirme bu tiyatronun başka bir sahnesi.
 

Bu tür senaryolarda söylemlere rağmen ilişkiler ve ticaret devam eder. Hatta bazen söylentiler ne kadar şiddetlenirse ticarette o kadar büyür kuvvetlenir. Bu sözüm, son günlerde Avrupa ile artan gerilim üzerine. Karşılıklı köşelerden seslenmelere rağmen kimse ticaretini durdurmadı. Aksine yeniden ortamı ısıtacak, gerginliği ılımlaştıracak görüşmeler karşılıklı başkentlerden yapılmaya başlandı.

 

Evet, Sayın Erdoğan geçen gün tutarsız açıklamalarına bir yenisini ekledi. (Her ne kadar bu tür açıklamalara alıştık desek te bizi şaşırtacak konu ve çıkışlar bulmada üzerine yok) Hoş dünya kamuoyunda onun sözlerinin bir değeri yok ama cahil toplumu da kandırmasına gönlüm razı olamıyor. Bu köşenin okuyucuları geçmişte neden bu konuya hassas olduğumu bilir ama bir kere daha anlatayım.
 

Benim dedem, Arap yarımadasından çekilen son Osmanlı ordusu subaylarındandı. Rütbesi Mülazım evvel. Yani bugünkü üsteğmen. Ordu Arap yarımadasında (Dedem Yemen’den geri çekilen guruptaymış) İngilizlerle çarpışarak Arap yarımadasından çıkarken, gece yaralıların bulunduğu Kızılay işaretli çadırlara, gece yarısı, sizin muhterem dostlarınızın dedeleri çadır bezini keserek girip yaralı Türk askerlerinin gırtlağını kesermiş. Dedem bu yüzden çok az yaralı ile Arap yarımadasından döndüğümüzü söylemişti. Şimdi bu Türk’ü arkadan vurmak değil de nedir, sorarım size?
 

Dedemler daha sonra çekilerek Adana’ya kadar gelmişler ve daha sonra Mustafa Kemal ile birleşerek İstiklal savaşına katılmışlar. Ha bu arada dedemi dinsiz falan diye damgalamaya kalkmayın, babası alay imamıymış. FETÖ’cülerle kanka olanlardan ve sonra kandırılanlardan değil ama.
 

Bırakın o kadar gerilere gitmeyi. Kıbrıs Türk’ü Rumların baskısında ezilmekten kurtulmak için 15 Kasım 1983 tarihinde bağımsızlığını ilan etmesini kaç Arap ülkesi, bırakın Arap ülkesini kaç Müslüman ülke desteklemiştir. Biri şaşıp yanılıp tanıyacak olmuş sonrada bu kararından çekilmiştir. Pakistan. O da bu kararını çekmiştir. Kıbrıs’ı dünyada tanıyan tek ülke Türkiye’dir.
 

İsterseniz, sizin Arap kardeşlerinizin bize attıkları kazıkların listesini yapabilirim. Ama değmez. Ben Arabı sevmem, Arabı seveni de sevmem. Washington’da Londra’da yayınlanan en saygın Arap gazetesi El Hayat’ın büro şefi Refik, kendisini ziyarete gelen meslektaşlarına beni tanıtırken, “Arapları sevmez” derdi. Sevmem. Türk halkına da karaktersizlik, sahtekârlık ve yalancılıkla ikiyüzlülükte salgın bir hastalık gibi bu yarım adadan gelmiştir. Zaten buradan eğitim alan kişilerin konuşması nerden geldikleri konusuna da ışık tutar.

Bizim asrın lideri, sözüm ona tarafsız bir ülke lideri gibi resmi açıklamalara göre Katar bunalımına çare bulmak, ama aslında dibinde farelerin cink attığı ve taksitli borçlarını ödeyemez hale gelen bizim hazineye mangır bulmaya gitti. Katar sıfırı tükettiği için oradan hayırlı işler temennisi alan asrın lideri, Suudi Arabistan’da da “ağabey ben yeni işi devraldım, birde Trump bizi 150 milyar dolandırdı” sözleriyle uğurlandı. Pabucu pahalı bulan asrın lider, Alman şirketler listesini apar topar geri çekerken, Brüksel’e de pazarlık için yamaklarını gönderdi.
 

Diploma sorunu olduğu bilinen asrın lideri son olarak Akademik unvanlara el attı. Yeni yetme muhabirler gibi yapayım, “Ne dedi Asrın lideri, bu doçent yardımcılığı da ne oluyor kardeşim düzeltin şunu”. Yani bu kadar eğitim konusunda ileri görüş kimselerde yok. Milli Eğitimin içine edilmiş eğitim politikaları nedeniyle elin gâvuru bizim okulların muadili yetini sorgularken sen kalk içine ettiğin Üniversitelerinde sistemini boz. Aslında bu kadar yalaka profesör ve eğitimci varken bizlere de yakışır. (Aklı başında hocaların çoğu yurt dışına kaçtı ve iş buldu zaten. Kalanlarda Burhan Kuzu gibi fotoshop ile yalakalık yapıyor) Bu arada Amerika’daki Türk öğrencilerin okullarında Türkiye’yi kötüleyen konuşmalar yapan Türkiye’yi, Amerikalılara şikâyet eden Merve Kavakçı’da büyükelçi olarak Kuala Lumpur’a atanmış. Ne yani bu iktidara da bundan başka bir büyükelçi yakışır mı yani.
 

Neyse çok dağıldık. İster ırkçı deyin, ister milliyetçi falan, bugünkü yazımı da masa başına oturduğum niyetle noktalayayım. Arapları sevmem, Arap’ı seveni de sevmem.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI