Reklam
Bugun...
Zengin-Yoksul tepişmesi


Savaş Süzal
savas.suzal@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 19-06-2017 00:00
     

        Sevgili okurum bugünkü yazımı okurken sakın bu adamda solcu olmuş falan gibi bir fikir aklınıza gelmesin. Çünkü anlatmak istediğim hiçte öyle bir şey değil. Gelecekte hepimizin karşı karşıya geleceği bir oruna değineceğim. Dünyadaki gelir adaletsizliğini anlatmak istiyorum bu kez. Bir süredir belgeler ve analizler okuyup değerlendirmeleri inceliyorum. Sonuç tüyler ürpertici.
 

         Benim naçizane değerlendirmem. Dünya bir süredir başlayan, sıkıntı ve sancıları hissedilen ve önümüzdeki 10 yıl içinde de büyük patlamalara yol açacak yeni bir bunalıma doğru koşar adım gidiyor. Bu bunalımın temel öğesi, gelir adaletsizliği, zenginle fakir arasındaki uçurum. İki gurup arasındaki fark giderek büyüyor. Zengin, daha zengin, fakir, daha fakir oluyor. Bir süredir dünya filmcileri de bu konuyu işliyor zaten. Genelde bilim-kurgu türünde işlenen filmlerde konu şirketlerin nasıl dünyayı yönettiği ele geçirdiği falan anlatılıyor.
 

         Bu konudaki en son kavga, ABD seçimlerinde ortaya çıktı. Amerikan siyasi sitemine göre, Sosyal Demokrat sayılan Obama’nın şirketlere koyduğu sınırlamalar ve vergi yüküne karşı, büyük paralar dökülerek Amerikan tarihinin en sevimsiz başkanı işbaşına getirildi. Trump, tarihe baktığınızda bu konuda rakipsiz. Yaptığı ilk icraatlar, şirketlere yükümlülükler ve masraf getiren Paris anlaşması diye bilinen zehirli gazları sınırlayan çevre kirlenmesi anlaşmasından çekilmek oldu. Ardından sigortasız işçi çalıştırmayı yasaklayan, Obamacare diye bilinen herkesi sigortalı yan genel sağlık sigortasını askıya aldı. Son olarak da şirketlerin vergi oranlarını ve yüzdelerini düşüren bir tasarı üzerinde çalışıyor olması.
 

         Bu konuda bakmayın ABD yalnız değil. İngiltere, Fransa, Almanya’da da sıkıntılar yaşanıyor. Yani gelişmiş ülkelerde hastalık aynı. Fransa’da Macron’un seçilmesi konuya çare değil, sürecin hızını kesmeyi amaçlıyor. Alman siyasetinde de durum aynı. Ben işçi partisinin oyunu artırmasına karşılık İngiltere’de en büyük patlamayı bekliyorum. Londra konusunda yakın bir tarihte olay hükümetin kontrolü kaybetmesi ile sonuçlanabilir. Nedeni açık
 

          Brezilya’yı ziyaret etmiş olanlar bilir. O güzelim muhteşem turistik kent Rio De Janeiro’da ön sıradaki lüks apartmanların hemen ardından gecekondu anlamına gelen “Favelalar” yükselir. Yani gecekondular. Bu durum yalnız Brezilya’ya mı has. Değil. Mesela Londra’da yanan veya yakılan 24 katlı bina ve genelde yoksulların oturduğu apartman zenginler mahallesine komşu. Bir durup çevrenize bakın bakalım bizim çevremiz nasıl. Bu yerleşim yerleri sıkı güvenlik görevlileri tarafından korunur ve iki dünya arasında kendileri de karşı taraftan gelen güvenlikçiler sanki sınır muhafızlığı yapar.
 

         Sermaye bu nedenle yoksulun elinde avucunda kalan son noktaları da kapmaya başladı. Nasıl bir doymazlıksa dünya bugünlerde tam bir talan ekonomisi yaşıyor. Bunun başını da bizim gibi adaleti, sosyal eşitliği olmayan geri kalmış ülkelerin sefil ekonomileri çekiyor. Yoksullar ise zengin sofrasından önlerine atılan artıklarla idare etmek zorunda. Mesela senede bir ay karnı doyurulan yoksullar, onlara üç kuruş sadaka atan zenginler. Bu görüşler benim değil. Aslında olmasını isterdim, Harvard ve Princeton gibi tanınmış üniversitelerin en tanınmış ekonomistleri. Yani yaklaşan bir felaket konusunda, zengin fakir herkesi uyarıyorlar. Konuyu burada bırakıp bizi ilgilendiren başka bir konuya geçelim. Siz bu konuyu unutmayın gene de.
 

         Asrın en zengin siyasi lideri, Eylül ayı sonundaki Birleşmiş Milletler Genel Kurul çalışmalarına katılmak üzere ABD’ye gidecek. Bu gidiş sırasında Ey Amerika dediği ülkeden hakkında, Washington DC polisi tarafından tutuklama kararı çıkartılan 12 koruma polisini götürmeyecekmiş. Ola ki kapıda Rıza Sarraf gibi tutuklanırlar diye. (Hoş o aradayken Sarraf’ın da ilk duruşması yapılacak ya) Her ne kadar Ankara protesto etse de daha önce yazdığım gibi ABD’nin bu konuda pervası yok. Bu arada halen Amerika’da bulunan ve Tayyip’e destek için camii cemaatlerinden toplanan bir otobüs dolusu amigodan 4 kişi daha tutuklanmış. Yanılmıyorsam tutuklananların sayısı 6’yı geçti.
 

         Dikkat ediyorum, Türk basınında kimse, Lahey’deki uluslararası ceza mahkemesindeki gelişmeleri irdelemiyor. Gördüğüm kadarıyla konu üzerinde bir iki yazı yayınlayan site de mahkeme eliyle yayından çekilmiş. Bu konudaki karşı tezlerin başında Türkiye’nin bu sisteme üye olmadığı. Ancak hatırlatmakta yarar var. Sudan’da bu sisteme üye değildi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile bu sınırlama aşılmış ve El Bakir yargılanıp mahkûm edilmişti. Sonra mesela Sırp lider Karadziç. Aynı sistem ve süreç uygulandı, mahkûm edildi. Her ikisi de hüküm giydi. Kasım 2016 yayınında A24 Akit gazetesine dayanarak, Erdoğan aleyhine 50 bin imza toplandığı ve hatta Erdoğan’ın kaçırılarak mahkemenin önüne çıkarılacağını ileri sürdü. Ama genelde cevval ve yalaka Türk basını konudan uzak durmaya çalışıyor.
 

        Güncel Katar konusunda, Asrın liderinin talimatını, kimse anlaşılan ciddiye almıyor. Bayrama bir hafta kaldı uzlaşma yönünde atılmış adım falan da yok. Ben bekliyorum, Ey Amerika gibi çıkıp bir ey Katar veya Ey Suudi Arabistan nutku atsa bakalım nerelerde gök çatlayacak? Suriye ordusu Irak sınırını güvenceye almış şimdi bizim ve ABD tarafından desteklenen guruplara yürüyormuş. Suriye konusunda da adam yerine koymuyorlar hem de sınır komşusu olmamıza rağmen.
 

        Ekonomi cephesine gelince Bloomberg, Türkiye’den para çıkaran yerli yatırımcıların bir kısmını açık etti. Genç işsizlik oranları resmi rakamlara göre yüzde 20, gayri rakamlara göreyse yüzde 50 imiş. Türkiye artık yatırım yapılacak ülkeler sınıfından çıkarılmış bulunuyor. Hani asrın lideri Ruslara gidip özür dilemişti ya. Ne yazık ki bu özür işe yaramadı, Rus turist Yunanistan’a gitmeye devam ediyor. Her şey Arapsaçı. Zira sizler cahil bir zümrenin boyunduruğu altına girmeyi tercih ettiniz. Bu arada inşallah Kemal Kılıçtaroğlu’nun Adalet yürüyüşü bir çığ gibi artarda bu kifayetsiz iktidar, sorun çıkarmadan kendiliğinden çekip gider. Öte yandan, Perinçek ve Bahçeli hakkında yanılmadığım da ortaya çıktıkça hem seviniyor hem de üzülüyorum. Üzülüyorum, bunlara sığınan askerler için. Yazık, yazık. Ama “Ümit işte fakirin ekmeği, ye memet ye” demiş atalar. Bende hala umut var.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI