Bugun...
18 Mart…Milli Gurur Günümüz


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 18-03-2017 08:51
     

Çanakkale Zaferinin, sıradan bir boğazharbi, yerel birsınır savunması değil, "başkenti işgalden kurtaran bir vatan savunması" olduğunu yıllardır yazıyorum.

Hiçbir şey yapamasam bile"Atatürk'ün Tarihi olayları harita üzerinden takip etme" alışkanlığını gençlere aktarmaya çalışıyorum.

İngiltere'den haritaya baktığınız zaman Gelibolu, İstanbul'un işgali açısından Yeşilköy'den çok da farklıgörünmez.

Aynı şekilde Suriye düzlükleri nasıl Türkiye'nin "yumuşak karnı"ysa Karadeniz kıyıları da aynı derecede "çelik sırtı"dır!

Karadeniz'e ulaşan bir düşman donanması için Türkiye'ninişgali, teorik olarak kolaylaşmıştır. 

Mustafa Kemal'in de 1919'da Kurtuluş Savaşı'nı bir Karadeniz Limanı olan Samsun'dan başlatması,bu jeopolitiğe uygundur.

Bunu görmek için Tarih okurken haritaya bakmak yeterlidir. 

Çanakkale'nin eski adı "Kal'a-i Sultaniye" yani "Sultanı koruyan kale"dir!..

İstanbul'un fethinden sonra Fatih tarafından deniz kıyısındaki yeni başkentin savunulması için yaptırılan Çimenlik kalesinin diğer adı olan "Kal'a-i Sultaniye" zamanla sancağın merkez kazasının adı olmuştur. 1923'ten sonra Cumhuriyet kavramının sultan karşıtı felsefesine uygun olarak yapılan isim değişikliği, Çanakkale'nin, "İstanbul'un korunduğu yer" olma özelliğini gözlerdenuzaklaştırmıştır.

Çanakkale ve İstanbul, jeo-stratejik açıdan "aynı noktanın iki kenarı"dır. Gelibolu, İstanbul'a bir kuşatma mesafesinden uzak görünse de uzak denizlerden gelen tehlikelere karşı başkentin, yani devletin kalbinin korunduğu yer burasıdır. 

Osmanlı Jeopolitiğinde, 1538 Preveze, 1571 İnebahtı, 1770 Çeşme ve 1827Navarin'den sonra düşman donanmalarının karşısındaki son engel 1915 itibariyle Çanakkale boğazıdır.

Denize siper kazamayacağınıza göre 1915'te Marmara denizinin her noktasında pay-i tahtla birlikte vatanın bağımsızlığı, milletin haysiyeti ve devletin şerefi de korunmaktadır. 

Bu nedenle Çanakkale muharebeleri, aslında 462 yıl sonra gelen bir "İstanbul kuşatması"ndan başka bir şey değildir. 

Mustafa Kemal'in 57. Alaya "savaşmayı değil, ölmeyi" emretmesinin sebebi de "tabyaların arkasının İstanbul olması"dır.

1453'e kadar İstanbul, karadan dünyanın en kalın surlarıyla denizden gelecek saldırılara karşı "neftli ateş toplarıyla" korundu. Fatih, öldürücü bir kuşatmayı fiziki olarak nelerin engelleyebileceğini iyi etüt etmiş olmalı ki fetihten sonra ilk işi, "Dardanel"e güçlü bir kale inşa ettirmek ve donanmasını Akdeniz'e çıkarmak oldu. 

Başkenti deniz kıyısında olan bir devletin donanması güçlü olmak zorundaydı.

1453'e kadar İstanbul, ortalama olarak her 66 yılda bir kuşatma, bazen de istila ve yağmaya sahne olmuştur. 

İstanbul 564 yıldır Türk idaresi altındadır.

İstanbul'un 462 yıl boyunca ciddi bir saldırıya maruz kalmadan Osmanlı başkenti olarak kalabilmesi, önceleri Osmanlı askeri gücü; son zamanlarda ise uygulanan denge politikası sayesinde olmuştur. 

Ne var ki başkentimizin kıyıda ve donanma tehdidi altında olması,donanma gücünü kaybedenOsmanlı Devleti'nin, 1774'te ve 1829'da ağır antlaşmalar imzalamasına sebep olmuş, birincisinde Kırım, İkincisinde Mora (Yunan bağımsızlığı) kaybedilmişti.

Deniz yoluyla İstanbul'a yapılan baskının, Türkleri hangi ağır şartlara imza atmak zorunda bıraktığının farkında olan İngilizler, 1914'te Osmanlıları Almanya safında savaşa girmeye adeta zorladılar. 

Sürpriz Türk-Alman ittifakı, Rus donanmasına kuzeyden, İngiliz donanmasına da güneyden İstanbul'un yolunu açıyordu. 

İki Alman gemisininOdesa baskını, Karadeniz'deki Rus donanma tehdidini büyük ölçüde gidermişti. Artık İstanbul'a giden yol güneyden, "Kal'a-i Sultaniye'den" geçiyordu. 

Yani Çanakkale'deki düşman donanmasının asıl hedefi, Rus Çarını kurtarmak değil, Türk Sultanını esir almaktı.

İngiliz donanmasının Mondros sonrasında Trabzon ve Batum'a kadar gelmesi, Çanakkale'nin milli gururumuzun kilidi olduğunun açık bir göstergesidir.

1915'te İstanbul ancak "Kala-i Sultaniye"de ölümüne savaşarak korunabilirdi. 

İngiliz donanması Marmara'ya girdikten sonra İstanbul'un düşmesi için askeri güce değil sadece "buhar gücü"ne ihtiyaç vardı.

Çanakkale Zaferi, Gelibolu yarımadasının değil, "başkentin savunulması"dır. 

Bu zaferin, Anzaklar'ı taklit ederek, sadece Gelibolu yarımadasında değil, her köyünde en az bir Çanakkale şehidibulunan bütün yurtta"Milli Gurur Günü" olarak kutlanması, 18 Mart'ın resmi tatil olması gerekir. 

Kuva'y-ı Milliye ruhunun, farklı bir kulvarda canlandığı "15 Temmuz" olayından sonra "18 Mart"ınönemidaha iyi anlaşılmış,  Çanakkale Zaferi'nin önemi bir kat daha artmıştır. 

Memlekette bugüne kadar yaşanan bütün kardeş kavgalarının sebebi, hiç şüpheniz olmasın ki Çanakkale'de bir hilal uğruna batan güneşlerin ve toprağınkara bağrına,kefensiz girenlerin unutulmasıdır!

18 Mart "Milli Gurur Günü"müz kutlu olsun!



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI