Bugun...
Başkanlar ve Ocak Disiplini Üzerine


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 09-03-2017 10:42
     

Milliyetçiliğin "insandaki ölümsüzlük arayışının kolektif bir dışavurumu" olduğuna dair tezler yazılmıştır. 

Kişi öldüğü halde kendisine benzeyen, aynı kültürel değerleri paylaşan ve milli karakter çizgilerini taşıyan, bayrağı düşürmeyen başka canlıların sonsuza kadar hayatta kalması, kişiyi hayatta tutar, canlı kılar.

Yani, yedi göbek sonra benim soyumdan gelen bir Türk, "Gesi bağları" yerine gece gündüz "Strangers in thenight" dinliyorsa "ben ölmüşüm" demektir!..

Aslolan, milli değerleri muhafaza ederek yaşamak ve "kendin gibikalabilmek"tir.

Bundan bin yıl sonra da Anadolu'da Türküler söyleniyor, ezanlar okunuyor, düğün dernek kuruluyor, insanlara manevi huzur veren ibadetler eda ediliyor ve ay yıldızlı Türk bayrağı dalgalanıyorsa Milliyetçi"hayatta kalma" konusunda elinden geleni yapmış demektir.

Hele bir de Millet mutlu ve huzurluysa, Milliyetçi de huzurludur.

İnsanın bundan başka bir "ölümsüzlük" imkânı da yoktur. Belki de Müslüman bir Türk için "cennet" budur.

Muhafazakârlığın felsefesi, muhtemelen burada saklıdır.

Hürriyetçiliğin rahatsızlığı da…

Disiplin, hayatta bu duygu ve düşüncelerle, kendisine muteber bir yol bulur.

Fitne ve fısk bu yüzden zararlıdır. 

"Artık eskisi gibi değilim" çıkışı, bu yüzden tuzaklarla doludur.

Değişmek, bazen ölmek,bazen de cehennemlik olmaktır!

Ülkü Ocaklarının eski genel başkanlarının yaptığı son "değişik" hareketin sağlam bir değerlendirmesini yapmak bu yüzden önemli ve gereklidir.

Kendi dönemlerinde bir kısmı Rahmetli Alparslan Türkeş'in, bir kısmı da Sayın Devlet Bahçeli'nin emrinde görev yapmış eski başkanların bir amaçla bir araya gelmeleri, ilk bakışta etkili bir propaganda faaliyet olarak görülebilir. 

Ancak doğru analiz edilmemesi ve camiada revaç bulması halinde bu davranış, geleneklere vurulmuş bir darbe olarakdavanın bekasını tehdit etmektedir.

Bir kısmını yakından tanıdığımız, çoğuna da bu zamana kadar saygı duyduğumuz bu arkadaşlarımız, Ülkücülerden bir talepte bulunmadan önce şu sorunun cevabını vermelidirler:

10 Ocak Genel Başkanına saygıda kusur etmeyen ve hepsine ayrı ayrı itaat etmiş olan Ülkücüler, neden 11. Genel Başkana itaat etmesinler?

Ülkücünün bir karara saygı duyması veya emre itaat etmesi için 10 tane Genel Başkana gerek yoktur. Bunun içinbir Ocak Başkanı yeterlidir.

Yeter ki o karar, "hiyerarşik" disiplin içinde alınmış olsun!

MHP'nin "Evet" kararının "meşveretle almamış olduğu iddiası"ndan hareketle teşkilata karşı bayrak açan bu arkadaşların "Hayır"ın meşveretini kiminle yaptıkları da ayrı bir merak konusudur.

Her birinin ayrı ayrı başkanlık divanları mı vardır? Yüksek istişare heyetleri mi vardır? Merkez karar ve yürütme kurulları mı vardır?

Arşivleri, danışmanları, istihbarat ağları, düşünce kuruluşları, tarih okuyucuları, siyaset yazarları mı vardır?

MHP yönetimi, 48 yıl boyunca hiç yanlış karar almamıştır da şimdi mi almıştır?

"Şimdi hayır diyemezsek bir daha hiç diyemeyiz" gibi, Ülkücülerin ümitsizliğe asla prim vermeyen moral değerleriyle çelişen afaki yorumlarla Ocak disiplinini zorlamaya kimin ne hakkı vardır?

Biz biliyoruz ki bu kolektif tavır, şahsi memnuniyetsizliklerin yıllar içinde birikmiş bir toplamıdır. 

Bana göre Ülkü Ocakları, aynı zamanda uygulamalı bir siyaset okuludur. Ocak Genel Başkanlarından Şefkat Çetin, Yaşar Yıldırım, Muhsin Yazıcıoğlu gibi siyasetçiler de çıkmıştır.

Her birinin siyasi kariyeri, hayatlarının yeni bir safhasıdır.

Ancak eski genel başkan olmak tek başına bir meziyet olsaydı, BBP kurulduğunda MHP'de bir tane Ülkücünün kalmaması, Şefkat Çetin liderinin emrinde siyaset yaparken bir tane bile Ülkücünün muhalif kalmaması gerekirdi. 

Burada sözü yine Devlet Bey'e bırakmak lazımdır:

"Zaman içinde Ülkücü Harekette bir 'Başkanlar Duvarı,' bir de 'Değerler Mezarlığı' meydana gelmiştir… Değerlerimizi her fırsatta kırıp dökerek, mezara gönderen, bizden uzaklaştıran bu duvarı ben yıktım, gürültü bundan kaynaklanıyor!" 

Devlet Bey'in özel bir sohbette bu sözleri söylemesinin üzerinden yaklaşık 5 yıl geçti.

Şimdi başkanlar duvarında yeni bir tadilat var!..

Devlet Bey'in analizine göre "bir değerin harcanmasına çanak tutan yönetici, sebebi sorulduğunda genellikle masasında uydurulmuş bir rapor sunuyor ve kendi makamını kurtarmış oluyordu."

Yani bir siyasi hareketin başarısı veya başarısızlığı sadece Genel Başkan'a mal edilemez. 

Şimdi bu başkanlar, kendi dönemlerinde kaç kişiden bir selamı esirgediklerini, kapılarında kaç kişiyi ne kadar beklettiklerini, bir değeri hangi sebeple "ocak dışı"naittiklerini önce bir anlatsınlar.

Sağlam bir özeleştiri yapsınlar…

Hareketteki bu "değersizleşmeye" olan katkılarını açıkça ortaya koysunlar.

Ondan sonra mazinin yaralarını sarmak ve hep birlikte başarıya ulaşmak, belki daha kolay olacaktır!



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI