Bugun...
Davalar ve Liderler…


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 23-02-2017 09:40
     

Siyaset ikliminde "dava" toplumda bir fikrin hâkim olmasını, iktidar bulmasını isteyenlerin, bunun için verdikleri mücadeledir. 

Çünkü o fikre inananlar "haklı oldukları" iddiasını celse sayısı önceden belli olmayan bir"dava" haline getirmişlerdir.

Davadan mütevellit bir de "dava adamı" vardır. 

Davaları liderler sürükler… Sıradan siyasi partiler için genel bir şart olmayan bu durum, ideoloji ve dava partileri için adeta mecburiyettir.

Davaların ve liderlerin, davanın mensuplarını sürüklediği işler, meşakkatler vardır. Bu işler bazen görev, bazen çile, bazen mahkûmiyet, bazen de ölüm olabilir.

Davanın büyüklüğü ve zorluğu, sağlam bir liderlikle dengelenemezse, şartlar ağırlaştıkça dava adamlarının çilesi, mahkûmiyetler ve zayiatlar artabilir. 

Ülkü ve fikir partilerinin liderlerinin, sıradan genel başkanlardan farkı da bu sorumluluk duygusunda kendini gösterir.

İki seçimlik, bir hükümetlik, "birkaç dönemde hizmet edip evimize çekilelim" tarzında bürokratik bir siyasi anlayışta liderin sorumluluğu, bu kısa vadeli hedefteki başarıyla sınırlıdır.

Ama ideoloji partilerinde liderlik, davayı millete mal edene, devlete tatbik edene kadar sürer. 

Bu durumda liderin sorumluluğu, dava mensuplarını, en azından birkaç nesil yaşatmayı, hatta bir yüzyıl sonrasına taşımayı da kapsar.

Bu yüzden dava partilerinin başarısız çıktığı bir seçimin akşamında isyan bayrağı açan bir partiliden dava adamı olmaz.

Dava partileri, iktidar yollarını ararken halka ve seçmene sürekli olarak dava hatırlatmasında bulunmazlar. 

Ekmeğinin ve dünyalığının peşindeki seçmenin dava adamı olmak gibi bir mecburiyeti de yoktur. Ama herhangi bir MHP'li Ülkücülük gibi zor bir davanın mensubu olduysa, bu dava partisinin selameti için kitle partilerindeki umumi tepkileri, taklit etmekten kaçınmak zorundadır.

Ben bu yazıyı, MHP'deki muhalefetin dış etkilerle ve yansımalarla aldığı pozisyonu konuşmak için yazmadım. 

Davaların meşakkati benzer olsa da liderliğin kişileri nereye götürdüğüne dair bir şey anlatacağım.

1967'nin bahar ayları, Kırklareli Pınarhisar belediyesinin hoparlörlerinden kayıp anonsları yapılıyor. 

"Beş ve Altı yaşlarında iki erkek çocuğu kaybolmuştur. Bulanların insanlık namına!.."

Anonsların biri duruyor, biri başlıyor.

Hırsızların çocuk kaçırdığı,kayıp çocuk hikâyelerinin "böyleydi, böyle oldu" ağıtıyla kasaba kasabadestanlaştığıyıllar…

Özellikle kadınlar, akşama kadar elini alnına siper edipsokak sokakAhmet'le Ferhat'ıarıyor!

Çocuklar akşama doğru hiçbir şey olmamış gibi Çimento Fabrikasının servisinden iniyor.

İki kafadar, güle oynaya evlerinin yolunu tutuyor.

"Neredeydiniz oğlum?"

"Sinemaya gittik!.."

Ahmet, ayağının altına ilk elbise askısını, bir günlük hapis cezasıyla birlikte o gün yiyor.

Serhatların aile biraz kalabalık, anne olayı babadan saklıyor, vukuat arada kaynayıp gidiyor.

Aradan üç beş yıl geçiyor;yer bu kez Adapazarı…

Ahmet,sınıf arkadaşı Sabri'yle birlikte Sapanca'ya yüzmeye gidiyor. 

Biraz da eriklere kirazlara filan dalıyorlar… İskeleden atlayıp yüzüyorlar, akşam yine trene asılıpAda'ya dönüyorlar.

Tabii ki istasyonda resmi karşılama var!..

Ahmet, hayatındaki ikinci ve son sopayı o gün yiyor. Yine bir gün ev hapsi var; amaanneciği, tabii kapı arasından "katıksız hapis" yasağını deliyor. 

Sabri'nin babası vardiyalı çalıştığı, annesi de temizliğe gittiği için Sabri olaydan yırtıyor.

Ahmetlerin o yıl yine tayini çıkıyor, çocuklar bir daha birbirlerini göremiyorlar.

Aradan beş yıl daha geçiyor. Memlekette "kavga devri" başlıyor…

Çocuklardan biri Ülkücü, biri Nurcu, biri İGD'li oluyor.

Üçü de cıva gibi, olaylara, (Nurcu olan sohbetlere) en ön saflarda giriyorlar.

Hesapsız"dava adamı" oluyorlar.

Ahmet bir gün gazetede "İGD'ninSakarya sorumlusunun polisle girdiği çatışmada öldüğü" haberini görüyor.

Resme bakıyor, isminin baş harflerine bakıyor. "Allah kahretsin!..Bu bizim Sabri!" diye bağırıyor. Öldüğüneinanamıyor!..

Aradan tam otuz beş yıl geçiyor.

16 Temmuz günü gazetede bir manşet… "Tümgeneral Ferhat ……FETÖ'den tutuklandı."

Ahmet'in gözünde zindan çayırında Ferhat'la güreş attıkları günler canlanıyor.

Şeytan uçurtmalar, çıtalılar…

Sonra aklına genç yaşta ölen Sabri geliyor.

Davaların ve liderlerin, çocukluk arkadaşlarını nereye götürdüğüne dair somut örneklerbunlar.

Binlercesi yaşandı, yaşanıyor…

Sabri genç yaşında "devrim yapacağım" derkenöldü.

Ferhat 55 yaşında "FETÖ darbesinden" hapse girdi.

Ahmet mi?..

Ahmet, liseyi evinden bin kilometre uzakta da olsabitirdi… Sonra Tarih okudu…

Üniversite, hocalık filan… Ülkücülerin gazetesinde yazar oldu… 

Nispet yapar gibi olmasın; ama köşesi de burası!..

Zordur bu memlekette,ateşten gömlek giyenlere liderlik yapmak…

Davayla birlikte, dava adamını da yaşatmak…

Seçimler, sandıklar, pusulalar, partiler gelir geçer de…

"Dava ve Liderlik" deyince orada biraz durmalı!..



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI