Reklam
Bugun...
Karanlıkta Kalan "Aydınlık" - 2


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 10-02-2017 08:54
     

Bekaa'da Halkı Arayan Şaşkın Bolşevik!

 

Devrimci Sol'un Türkiye macerası, tarihi, iktisadi, felsefi ve sosyolojik açmazlarla doludur. 

Bu açmazları herkesin görmesi için doğrudan Marks'ı referans almakta bir sakınca yoktur:

Marx, 1853 yılında Engels'e yazdığı bir mektupta şöyle diyordu:

"Bernier haklı olarak Türkiye, İran ve Hindistan'dan bahsederken, Doğu'daki bütün olayların temelini toprakta özel mülkiyetin yokluğunda aramalıdır, diyor. Bu, Doğu cennetinin gerçek anahtarıdır."

İktisatçı Sencer Divitçioğlu, bu "devletçi" üretim tarzını, Osmanlı toprak düzeniyle karşılaştırdığı "Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu" adlı eserinde Osmanlı Devlet sistemine "Feodal" damgası vurmanın yanlış olduğunu teslim etmiştir.

Engels'in aynı eserdeki cevabi mektubunda, bu gerçeğin, daha açık bir tekrarı vardır:

"Gerçekten toprak mülkiyetinin yokluğu bütün Doğu'nun anahtarıdır. Doğu'nun siyasi ve dinî bütün tarihi burada gizlidir. Fakat Doğuluların feodalite şeklinde bile toprak mülkiyetine gelemeyişlerinin sebebi nedir?"

1850'lerde Orta Asya Türk Tarihi henüz yeterince bilinmiyor, mesela Paris kütüphanelerinde "Atlı Göçebe Üretim Tarzı" başlıklı bir çalışma bulunmuyordu.

Oysa Marksizm'in çıkış noktası sınıflar mücadelesi ve "feodalite"ydi; ama en başından beri Türklerde sınıf yaratacak bir feodalite ne yazık ki -veya çok şükür ki- yoktu. 

Bu gerçeği de bazı uyanık kent solcuları çabuk anlamıştı!

27 Mayıs 1960'tan sonra Kemalist görünümlü Devrimci Sol'un sesi olan "Yön" başyazarı Doğan Avcıoğlu, dergideki ilk yazısını: "Türkiye'nin kurtuluşu Sosyalizmle olur." sözleriyle bitirmekle kalmıyordu.

Bu konuların, "Milli Demokratik Devrim" projesinin fikir havzası olan "Yön" dergisinde tartışıldığına ve "askeri darbe üzeri az devrim" stratejisini "Yönlendirdiğine" dair emareler vardı. Paris'te Felsefe okumuş Selahattin Hilâv, dergide "Asya Tipi Üretim Nedir?" başlıklı yazısını 1966 yılı başlarında yazmıştı.

Ancak şu gerçekleri kimse görmek istemiyordu:

Bizim, Sosyalist Devrim fikirlerinin doğduğu 1848 Avrupa'sı veya Sosyalist devrimin başarılı olduğu 1917 Rusya'sı gibi kölelikten gelen bir proletarya sınıfımız yoktu.

Çünkü hem Asya Üretim tarzından dolayı Türklerde "mülkiyet" farkına dayanan bir sınıf kimliği teşekkül etmemiş; hem de Türkiye 1800'lerde Sanayi İnkılâbını yaşamadığı için, büyük kapitalist zulümlere duçar olan bir işçi sınıfına sahip olmamıştı. 

Ezilen alt sınıflar, maden ve liman işçileri yoksa, Rusya'daki gibi daha 1861'de kölelikten çıkmış Mujikler, Bolşevikler yoksa Türkiye'de Devrim için uygun bir "ara çözüm" bulunmalıydı!

İşte Yön Dergisinin 1961'den 1967'ye kadar çıkardığı onca entelektüel gürültüden sonra bulduğu ara çözüm: "ASKERİ DARBE"ydi!..

Proletarya yerine asker kullanmak, hayatında eline bir orak veya çekiç bile almamış; bu sosyete çocukları için bulunmaz bir fırsattı!

Sahada bu ara çözüme, bize özgü kurnazlıklar da eklendi. 

Türkiye'de mademki hukuksal camı çerçevesi olan bir "sınıf" yoktu, halk devrimi aşamasında etnik gruplar, provokatif füzyonlarla, canı yanmış sınıflar haline getirilebilirdi! 

İşte bugün son temsilciliğini Perinçek'in yaptığı 9 Mart cunta hareketi, bu şartlarda gelişti.

Kemalist 27 Mayıs'ın Komünist çocukları, Deniz'ler, Mahir'ler Ulaş'lar bu düşüncelerle yetişti.

70'lerde onlara özenene ve duvarlara adlarını yazan Anadolu çocukları, kardeşleri olan 3600 Ülkücü'nün kanına bu düşüncelerin eylem pratiğiyle girdi.

Ülkücülere "ırkçı, kafatasçı ve faşist" denilmesi, Kürtleri irrite etmek, "etnik proletarya" potansiyelini, merkezden ve bin yıllık kardeşlikten uzaklaştırmak içindi. 

Maraş, Çorum, Sivas gibi Türkmenlerin yüzyıllardır kardeşçe yaşadığı kentlerde hep "gizli bir el" Alevilerle Ülkücüleri karşı karşıya getirdi. 

Amaç, MHP'yi ve Ülkücüleri "Faşist devletin paramiliter unsurları" gibi gösterip, Alevileri, 9 Mart cuntasının proletaryası, "zinde kuvveti" haline getirmekti. 

Bugün DHKP-C olarak yaşayan Dev-sol, 1970'lerin ortasında Dev-Genç'ten ayrılmış bir fraksiyon görünümünde, bu amaçla devreye girdi. 

Perinçek'in 1989 ve 1991'de yaptığı Bekaa yolculuklarını ve orada Abdullah Öcalan'la verdiği samimi pozları bu arka planın ışığında okumak gerekir.

Perinçek, Bekaa vadisinde "Devrimci önder Mao"nun, Lice'deki esrar tarlalarına uyarlanmış "kır gerillası"nın kanlı ellerini sıkarken, adeta proletarya üretim çiftliğini denetleyen bir müfettiş görünümündedir.

Darbeli devrim planlarının bu iki karanlık adamı "Asya Tipi Üretim Tarzı" ve "Osmanlı Miri Arazi Sistemi" sayesinde "devrim"i akamete uğratan, tarihi sınıfsız kültürel dokunun dışına çıkmış; "yoğun kan dökerek" kısa sürece tesis edilecek yeni "etnik proletarya" sınıfının tohumlarını üretmektedir!..

 

Yarın: Karanlıkta Kalan "Aydınlık" - 3

"Ergenekon'u Okuma ve 15 Temmuz'u Anlama Kılavuzu!"



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI