Bugun...
Muhalefet Demek, CHP Demek Değildir!


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 13-02-2017 08:50
     

Milliyetçi Hareket Partisi'nin "MYK, MDK ve Milletvekilleri Toplantısı" 10-12 Şubat tarihleri arasında Konya'da yapıldı. 

Toplantının Pazar günkü oturumunda Genel Başkan Sayın Devlet Bahçeli'nin basına açık olarak yaptığı değerlendirme toplantısında ise MHP'nin Anayasa Referandumundan neden "Evet" diyeceği ana hatlarıylaanlatıldı.

Benim, konuşmanın satır aralarında gördüğüm kadarıyla Devlet Bey, uzayan ve uzadıkça da "Turuncuya" boyanan "Yeşil" iktidarın, MHP seçmenini tarihi kimliğinden uzaklaştırması kaygısını taşıyordu. 

Çünkü MHP'nin, 1950'den beri Türkiye'de derin hayat öpücükleri almadan iktidar şansı bulamayan, CHP'yebenzeyerekiktidarolamayacağınıtespit etme sorumluluğu ondaydı.

"Muhalefet demek, eksik aramak, kısır tartışmalara gömülmek demek değildir" derken CHP'yle ve onun taktik süpürgecisi olanulusalcı solla Milliyetçi Hareket arasındaki şuur farkını ortaya koyuyordu.

Türkiye'nin son yüz yılını ve Demokrasi tarihini bilenler için bu yaklaşım büyük anlamlar taşıyor.

Devlet Bey'in Fırat Kalkanı harekâtında Rusya'nın muğlak tutumunu ve çelişkilerini hedef alan açıklamaları ise Milliyetçi perspektifle çizilen bu siyasi tabloyu tamamlıyor.

Devlet Bey'in geçtiğimiz Salı günkü grup toplantısında "Perinçekgiller" çıkışı ve dün Konya'da: "Karşımızdaki Rusya Federasyonu'ysa biz de Türkiye Cumhuriyeti'yiz" sözleriyle yaptığı Rusya uyarısı, MHP'deki rahatsızlığın sadece 1978 model kara propagandaya matuf olmadığını gösteriyor.

15 Temmuz'u düzgün takip edenler, Türkiye'nin Savunma ekseninin bir gecede NATO'dan Avrasya'ya doğru nasıl kaydığını gözlemlemişlerdir.

Darbenin arkasında ABD'nin bulunduğu iddiası ve Putin'in darbeyi kınayan ilk lider olması, bazı efsanevi öykülerle birleşince ekranlar birdenbire Perinçek'insözcüleriyle dolmuştu. 

Perinçek'in darbe öncesinde ve sonrasında yaptığı "Erdoğan ulusal güçlere teslim oldu, 15 Temmuz, gladyönün sonudur!" gibi açıklamalar; o yalnızlık gecesinde, "Erdoğan'ı havada Rus uçaklarının koruduğu" fısıltılarıyla desteklenince, haberprogramları, Avrasyacı bir Halkla İlişkiler standına dönüşmüştü!

"Avrasyacılara kumpası FETÖ'cüler atmış, Rus Uçağını FETÖ düşürmüş, Esed düşmanlığı, stratejik derinlik, onurlu yalnızlık filan FETÖ'cülerin oyunuymuş!"

Öyleyse: "Ver elini Avrasya!.." gibi bir "ketenpere" stratejisi yürütüldüğü Milliyetçi gözlerden kaçmıyordu.

ABD'ye haddinin bildirilmesini özellikle 4 Temmuz 2003 Süleymaniye "çuval olayı"ndan beri biz de istiyor ve bekliyoruz.

Ancak bunun uzaktan "CİAAAA" diye ciyaklayarak yapılmasını doğru bulmuyoruz.

Şahsiyetli mesajlarla ve diplomatik cihazlarla resmi kurumlar tarafından yapılmayan CIA tantanasının, ABD'nin zihinlerde kurduğu korku imparatorluğuna gizil bir hizmet olduğuna inanıyoruz.

"Milliyetçi" şuurdan ayrılmadan, Kremlin votkasıyla serhoş olmadan yürütülecek şuurlu bir denge politikasının, Türkiye Cumhuriyeti'ni FETO'dan, DEAŞ'tan, PKK'dan, Soros'tan ve kadife devrim belasından kurtararak milli düzlüğe çıkarma yönündeki katkısını önemsiyoruz.

Ancak "yağmurdan kaçarken doluya tutulmak" da istemiyoruz. 

Bizi Suriye içlerine sokan gerçek problem olan "PKK kantonları" konusuna ABD'nin yaklaşımıyla Rusya'nın yaklaşımı arasında bir fark yoktur. 

Tam tersine Rusya-Esad-PYD hiyerarşisi, ABD'nin psikolojik güç kullanarak, özel kuvvetlerle yürüttüğü Suriye harekâtına nazaran daha gerçekçi ve Türkiye açısından daha mahzurludur. 

Devlet Bey'in,kaza süsü verilmiş Rus hava saldırısına yaptığı vurgu bu yüzden anlamlıdır. 

Sahada denenmiş klişelere müracaat edecek olursak; ülkemiz savaştadır ve: 

"Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur!.."

MHP'nin bu şartlarda yürüttüğü yapıcı siyasetin CHP veya ulusal görünümlü marjinal sol muhalefetten neden farklı olması gerektiğine dönersek:

Partiler kurulurlar ve oylarını artırarak iktidar olurlar.

Milliyetçi Hareket Partisi, kurulduğu tarihtenitibaren oylarını, "sağa doğru" artırmıştır.

Bu istikamet, 1950 seçimlerinde Demokrat Parti'yi 408 sandalyeyle iktidara getiren "Merkez Sağ" oy havzasıdır. 

MHP'nin en çok oy aldığı 1999 seçimlerinde: 

MHP 17,98 - FP 15, 51 - ANAP 13, 22 - DYP 12,01 - BBP 1,46 oy almıştır. 

Bu Yüzde 60-65'lik "iktidar havzası" ancak dörde bölündüğü zaman Türkiye'de Solcu bir Başbakan çıkmaktadır. 

27 Mayıs 1960'tan beri sağdaki kavga ve bölünme, antidemokratik deringüçler tarafından "Sol'u iktidar yapmak için" kullanılmaktadır.

Türkiye'nin siyasi Matematiğine göre Solun gerilim, kavga, anarşi terör ve darbeden başka bir yoldan iktidar olma şansı yoktur.

MHP'nin 15 Temmuz sonrası akıl dolu "iktidaraalternatif olma" siyasetini CHP'ninmarjinal tetikçilerine aldanarak "iktidarla işbirliği" olarak değerlendirenler; bir an önce şu gerçeği görmelidir:

"Muhalefet demek; CHP demek değildir!"

Geçmişte% 65'ikarşısına alarak iktidara gelenler, sadece darbecilerdir!



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI