Bugun...
Üç Siyaset, Bir Felsefe,Bir Vesvese!


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 06-03-2017 09:09
     

15 Temmuz'da Türkiye'de Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından yani 1826'dan beri ilk kez Türk ordusu, kendi içinde ateşli silahların kullanıldığı bir çatışma yaşamıştır.

Orduda halen, dün Türk Donanmasının en gelişmiş denizaltılarından biri olan "Gür"ün makine dairesine sabotaj düzenleyen denizaltıcı gibi kaç subay ve astsubayın görev yaptığı bilinmemektedir. 

Böylebir seferberlik durumunda hâlâ "14 Temmuz gibi" hareket etmenin, Milliyetçiliğinfelsefesiyle ne denli uyumlu olduğunu sorgulamak, her Türk Milliyetçisinin görevidir.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, bu sorgulamayı, 15 Temmuz gecesi herkesten hızlı yaparak; ulusal devletin, eyalet statüsüne doğru savrulmasını önleyen bir mihenk taşı olmuştur. 

Sonrasında da gerçek bir devlet adamlığı örneği sergileyerek, endişeli kitlelerin takdirini kazanmıştır.

Cuntacı darbe girişimleri, sonunda ölüm, hapis, hayatın kararması gibi ihtimaller bulunan karmaşık olaylardır. 

İnsanların kendi hayatlarını kurtarmak için kolayca adam satabildikleri bu tür ortamlarda, sözüne vesiyasetine güvenilen liderlereihtiyaç vardır.

Başbuğ Alparslan Türkeş de siyasete böyle bir ortamda atılarak Türk Milleti'ne umut ışığı olmuştur.

15 Temmuz'dan sonraFETÖ'yleAKP arasındaki beşeri akışkanlık ve adli karmaşa henüz giderilebilmiş değildir.

Toplumun büyük bir kesimi, darbeyi yapanın FETÖ, direnen ve kurtulanın ise AKP olduğu konusunda hemfikirdir.

CumhurbaşkanıTayyip Erdoğan'ı da "Hayatına düşman kastetmiş bir kurtarıcı" olarakgörmektedir. 

Hali hazırda Türkiye'de FETÖ'yle mücadele samimiyetine güven duyulan veya duyulması gereken üç siyasi lider vardır:

1-FETÖ'nün, 7 Şubat 2012'de Müsteşarına, 17 Aralık 2013'te Hükümetine, 15 Temmuz 2016'da ise hayatına kastettiği Recep Tayyip Erdoğan,

2-FETÖ'nün 2011'de Başkanlık Divanına ve 2015'te Genel Başkanlığına kastettiği Devlet Bahçeli,

3-FETÖ'nün 2008'de tutuklayıp, 2013'te müebbet hapse mahkûm ettiği Doğu Perinçek...

Arkalarında ABD'nin ve AB'nin olması, FETÖ'cülerin geri dönüş ve intikam umutlarını canlı tutarken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu dış destekli ihanet karşısında savunulması görevi de bu üç lidere düşmüştür.

ABD, İsrail ve AB'nin Büyük Ortadoğu Projesi için hareket halinde oldukları düşünülürse FETÖ karşıtı siyasetin tarihi önemi daha iyi anlaşılacaktır.

Ortada korunması gereken bir "Millî" devlet, üç de Siyasi lider vardır. Ancak bu liderlerden sadece bir tanesi "Milliyetçi"dir. 

O liderin adı, Devlet Bahçeli'dir.

Vatan Partisi'nin elinde veya arkasında bir halk desteği yoktur. 

Perinçek'in elindeki avantaj, intikam yemini etmiş FETÖ mağduru emekli subaylarla birlikte, Marksist duyguların desteğiyle yaşatılanMoskova dostluğudur!

Taç giyen baş akıllansa da musibetler nasihatlerden çok daha fazla etkili olsa da Recep Tayyip Erdoğan, İranİslam devriminin etkisi altında yetişmiş bir Ulusal devlet muhalifidir. 

FETÖ'yle yaptığı mücadelede başarısız olması yani AKP'yi, FETÖ'yle barışabilecek bir ekibe kaptırması halinde kalanın yine iyi kötü "İSLAMCI" gidenin ise "ULUSAL LAİKDEVLET" olması onun mücadeledeki güvenilirliğini azaltmaktadır.

Bu milli mücadelede Devletten, vatandan, bayraktan ve milletten ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyecek bir takviyeye ihtiyaç vardır.

Bu takviyenin, 15 Temmuz gecesi anlatıldığı gibi kuzeyden, Perinçek'in Rusya'sından gelmesi halinde bu milli ihtiyaç giderilmiş olmayacaktır. 

Hatta birlikte kaybetmeleri halinde, ABD'nin desteklediği FETÖ-CHP-HDP üçlüsü ile Rusya'dan destek alan AKP-VP ittifakı arasında bir iç savaş çıkma ihtimali bir hayli fazladır.

Bu iki grubun da Türkiye Cumhuriyeti'ne verdiği gerçek değer, deyimin tam anlamıyla "tohumuna para mı verdik" ayarındadır.

Bu yüzden, arkasında halen % 50 civarında halk desteği olan Recep Tayyip Erdoğan'ı "ele güne muhtaç etmemek" ve "kurda kuşa kaptırmamak" için meşru bir demokratik zeminde desteklemek, "Türkiye Cumhuriyeti'ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etme" görevininbugünkü pratiğidir.

Bu desteğin icra edilebileceği demokratik zemin, bugünkü fiili durumun hukuksaltekâmülünü ifade eden bir sistem değişikliği olacaksa, buna da 16 Nisan'da halkımız karar verecektir.

MHP'nin 16 Nisan Anayasa Referandumundaki "Evet" tercihi, derin analizlere dayanan,felsefesi olan ve fedakârlıkgerektiren bir karardır. 

Bu kararıngünlük siyasetindar kalıpları içinde anlatılması,bu yüzden zor olmaktadır.

Ancak zoru başarmak, Ülkücülüğün şanındandır.

Bazı arkadaşların şartları gördüğü halde MHP lideri Devlet Bahçeli'yi hedef alarak,FETÖ'yü aratmayacak şekilde öne çıkmaları, daha ziyadekendişahsi hesaplarındandır.

Vesveseyi, darılmayı, dâr olmayı, lâl olmayı anlarım!..

Ama partisinin resmi tercihine karşıherkesten çok bağırmak, muhtemelen kuyruk acısındandır!



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI