Bugun...
Yüz Yıllık Rövanş


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 26-01-2017 09:02
     

1913'te iktidarı ele geçiren Milliyetçiler, artık milli bir devlet kurmak istiyorlardı.

Ancak o günkü demografik yapıyla milli bir devlet kurmanın imkânı yoktu.

15 milyonluk Anadolu ve Rumeli nüfusunun 1,5 milyonu Rum'du.

12 milyon 500 bin Müslüman nüfusun yine onda biri kadar da Ermeni vardı.

Museviler, Süryaniler ve sair güvenilmez unsurlarla birlikte memleketin % 20'si gayrimüslimdi.

Bu tablonun günümüze projeksiyonu, 80 milyonluk Türkiye'de 16 Milyon Avrupa, Amerikan ve Rus pasaportlu TC vatandaşı anlamına gelmektedir.

Böyle bir nüfusun, günümüzdeki HDP gibi Marksist etnik yapılarla veya mezhep odaklı etnik solla işbirliğine girerek milli devlet projesini akim bırakma ihtimali her zaman mevcuttur.

O tarihte Erzurum'da bile on binlerce Ermeni'nin Rus pasaportu taşıdığı hatırlanmalıdır.

İşte İttihat ve Terakki'nin sonradan Ermeniler ve Ruslar tarafından şehit edilen Türkçü paşalarına fatura edilen "24 Nisan 1915 Tehcir kararnamesi" bu şartlarda çıkmıştır.

Avrupa, ABD ve Rusya, Türklerin bu tarihi konsept değişikliğini, bu "milli demografi hamlesi"ni bir kenara yazmıştır. 

Sonra 1918'de I. Dünya Savaşı bitmiş, 1919'da Mustafa Kemal Samsun'a çıkmış; 1922'de Yunan denize dökülmüştür.

Ardından 1923'ten itibaren Rumlar da Yunanistan'a gönderilmiştir.

Böylece zaman içinde Türkiye sınırları içinde Türk tarihinin en yoğun Türk nüfusuna, İslam Tarihinin en yüksek Müslüman nüfus yüzdesine ulaşılmıştır. (%99,8)

Ne var ki ABD'nin Wilsoncuları başta olmak üzere batı dünyası, aynen kendileri gibi Milliyetçi hareketler yapan bu "yeni Türkleri" takip etmektedir.

Çünkü onlar Milliyetçiliği yasaklar ülkesinden alıp, yeni Türk Devletinin ruh iklimine nakşetmişlerdir. 

II. Dünya Savaşı ve Komünizm tehlikesiyle başlayan Soğuk Savaş, İngilizlerin, ABD ve Almanya'nın Türklerle uğraşmasını bir süreliğine ertelemiştir.

Bu dönemde İsrail kurulurken Türklerin Araplardan uzak bir milli devlet siyaseti izlemesi de bu ülkelerin işine gelmiştir.

Ancak Milli Türk devletine muhalif unsurları takip etmekten, onları desteklemekten ve "büyük rövanş" gününe hazırlamaktan da geri durmamıştır.

"Büyük rövanş" günü, "milli" saat farkıyla öne çekilmiş olsa da üç aşağı beş yukarı: "15 Temmuz"dur!

Bugünlerde herkes Atatürkçü Türk ordusunun generallerini hapse atan Fethullah Gülen Amerika'da konaklarken ABD başkan yardımcısı Joe Biden'in Atatürk'ün partisi diye piyasa yapan CHP'nin başını niçin okşadığını sorgulamalıdır.

CHP'nin "Yeni Türkiye"nin inşaat şantiyesi olan Abant toplantılarında ne aradığını da…

Sadece CHP değil, MHP dışındaki bütün partiler, ABD'nin, FETÖ eliyle Abant'ta kurduğu milli devleti çökertme tezgâhından geçmiştir.

Çünkü onların hiç biri, bu "derin oyun"u görebilecek keskin gözlere sahip değildir.

90'larda Misyonerlik ve PKK içindeki Ermeni etkinliği konularında en çok yayın yapan yayın organı, cemaatin amiral gemisi olan "Zaman" gazetesiydi.

2000'lerde, yani F. Gülen ABD'ye sığındıktan sonra ise cemaatin "Dinler arası diyalog" söylemi güç kazandı.

Trabzon'daki Rahip Santoro cinayeti, 2007'deki Hrant Dink cinayeti, aynı günlerde Malatya'da işlenen Zirve yayınevi cinayetleri, gayet ileri bir ortak aklın eseriydi.

Bugün 15 Temmuz listelerinde cemaatin MİT Müsteşarı adayı olan, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek bu davalardan yargılanmaktadır.

Kripto Ermenilere açığa çıkma cesareti veren, HDP'lileri ve Sosyalistleri, yeni bir etnik grup kimliğiyle "Hepimiz Ermeni'yiz" diye bağırttıran bu olaylar, "Ne mutlu Türk'üm diyene"nin rövanşıdır.

Cemaat, 9 Kasım 2005'te Şemdinli'deki Umut Kitabevinin bombalanması olayını nasıl Genelkurmay Başkanına bağlamaya çalıştıysa, 2006'daki Rahip Santoro ve 2007'daki Hırant Dink cinayetlerini de 2008'de Atatürkçülerin kumpasla yargılandığı Ergenekon davasına bağlayarak kendisini büyük güçler ve kamuoyu tarafından tercih edilen yegâne siyasi unsur haline getirmeye çalışmıştır. 

2010'daki Balyoz ve 2012'deki MİT kumpasları, 15 Temmuz'un hazırlık aşamalarıdır.  

17-25 Aralık 2013'ten sonra FETÖ, kendi eski "Milli Görüş" omurgasıyla direnişe geçen Erdoğan'ı düşüremeyince, "yeni Türkiye" misyonunu CHP ve HDP'ye taşımış; Erdoğan'a karşı bir manivela olarak gördüğü, Akşener'li MHP parti içi muhalefetine abanmıştır.

1915-1923 arasındaki Milli kuruluş yıllarının intikamını almaya çalışan ABD'nin emrindeki FETÖ'ye karşı yapılan mücadelede safları netleştiren gelişmeler bunlardır.

Ergenekon ve Balyoz mağduru subayların Erdoğan'la yan yaya gelebilmesinin sebepleri de bu çerçevede aranmalıdır.

Devlet Bahçeli'nin Erdoğan'ın fiili yetkilerinin hukuksal sorumluluk altına alınmasını öngören Anayasa değişikliği çıkışı, milli safları netleştirecek ve sıklaştıracaktır.

Önümüzdeki Anayasa referandumuna, tarihin keskin gözleriyle bakmakta ve bu yüz yıllık rövanşta doğru saf tutmakta sayısız faydalar vardır.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI