Reklam
Bugun...
Yeni Dünya Düzeninde Çanlar Kimin İçin Çalacak (II)


Yrd.Doç.Dr.Nurhan Toğuç
nurhantoguc@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 26-03-2016 00:00
     

2008 yılında ABD dünyanın en borçlu ülkeleri listesinde birinciliği kimseye kaptırmıyordu. Üstelik konut kredisi krizi nedeni ile birçok banka ve finans kurumu da batma riski ile karşı karşıyaydı. Bunu bahane ederek yaklaşık 3 trilyon dolar karşılıksız para basıldı. Rivayete göre bu para ile Amerikan bankaları kurtarılacak, ekonomi canlandırılacaktı. Ancak, bu paranın Amerikan ekonomisine hiç faydası olmadı, zaten olsun da istenmiyordu. Öyle ya, hane halkı %137 oranında borçlu bir ülkede %0 faizle de borç versen alacak durumda olan yoktu. Böylece, karşılıksız basılan bütün para gelişmekte olan ülkelere girdi, Türkiye de faizler 2008 den bu yana bu yüzden düştü. Karşılıksız basılan dolarlarla Türk ekonomisinde 60 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı..Parayı basan da, gelişmekte olan ülke ekonomilerini satın alan da Neo-Con köle tüccarı çok uluslu bankalar ve finans kurumlarıydı..

AB nin durumu ABD den de kötüydü. Zira AB ülkeleri sadece borçlu değil, aynı zamanda yaşlı ve yorgun nüfuslu ülkelerdi. Öyle ya, ekonomik büyüme genç nüfuslu ülkelerde olur. Genç nüfus istihdam yaratır, istihdam üretime, üretim ise tüketime dönüşür. Bu döngü şirket karlarını arttırır, işçi ücretleri ve milli gelir de artar ve ülkeler böyle büyürdü. Ancak, büyürken yerli malı üretip tüketebilirsen servet ülkede kalır ve zenginleşme sağlanırdı. Ancak IMF gibi kurumlar Türkiye gibi henüz küresel rekabete hazır olmayan ülkeleri serbest rekabete zorladıkları için, Türkiye gibi ülkeler ya yabancı mal tüketerek milli serveti yabancıya veriyor ve böylece istihdam yaratamayan, zenginleşemeyen bir ekonomi haline dönüşüyordu veya Çin de olduğu gibi yaşamını günde iki tabak pirinçle beslenerek ranza da uyuyarak ucuz köleler ülkesi haline getiriliyordu. Başkaca bir alternatif yoktu..

Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler 1929 ekonomik buhranından süper güç olarak çıkan ABD ekonomisinin tek kutuplu dünyasında yaşamanın zorluğunu en iyi bilenlerdi. Zira, ABD nin lideri olduğu tek kutuplu dünya düzeninde pasta adil dağıtılmıyordu. ABD pastadan en büyük payı alırken, diğer ülkeler siyasi, ekonomik ve sosyal operasyonlar ile kontrol ediliyor, bu operasyonlar ile kalkınmaya ve gelişmeye çalışan ülkelerin serveti ABD ve AB nin çok uluslu bankalarına transfer ediliyordu. 1999 ve 2001 yılı krizleri sadece Türkiye de değil, Arjantin, Brezilya, Güney Afrika, Yunanistan, Bulgaristan gibi ülkelerde de yaşanıyor ve bu ülkelerin milyarlarca dolarlık serveti finansal operasyonlar ile çok uluslu neo-con finansal kuruluşların eline geçiyordu. 2001 de Türkiye de yaşanan kriz ile Türkiye nin 60 milyar dolarına mal olan operasyon bu düzenin küçük bir örneğiydi.

Türkiye'deki siyasal ve ekonomik sistemi belirleyenler Neo-conların iktidarlara getirdikleri idi. Dilediklerinde iktidardan götürenler de onlardı. Hal böyle olunca ne Türkiye'de ne de diğer gelişmekte olan ülkelerde hiç bir ekonomik model başarıya ulaşamıyordu. Kaybeden hep o ülkelerin asli unsurları olurken kazanan hep çok uluslu Neo-con köle tüccarlarıydı.

Bu gidişe ‘’dur’’ diyenlerin sesleri yükselince, ABD ve AB merkezli G-8 dünya düzeni tarihe karışıyor, yerini G-20 ye bırakıyordu. G-20 ülkeleri içlerinde ABD, AB ve Japonya nın yanı sıra Türkiye, Brezilya, Hindistan, Çin ve Rusya nın da bulunduğu, dünya milli gelirinin %95 ini üreten en büyük 20 ülkeydi ve bu ülkeler dünya pastasından daha büyük pay istiyorlardı.

ABD ve AB ekonomilerinin daralma ve çöküş sürecine girmesi demek, bu ülkelerin ve Neo-con ların siyasi ve askeri güçlerini de kaybetmesi demekti.

ABD nin diğer ülkelere zenginleşme fırsatı tanıması, dünya liderliğinden vazgeçmesi anlamına gelecekti. Oysa çok uluslu dev Amerikan ve Avrupa şirketleri çöken ABD ve Avrupa ekonomilerinin altında kalarak yok olmak istemiyorlar, kendilerine yeni pazarlar, yeni ülkeler arıyorlardı.

Bu çok uluslu şirketler hemen her sektörde monopolist konumdaydılar ve son yıllarda karlarının %50 den fazlasını ABD ve AB dışındaki ülkelerden elde ediyorlardı.

Dünya milli gelirinin (75 trilyon dolar) yarısını elinde bulunduran bu Neo-con şirketler 62 aileden oluşuyor ve ABD-İngiliz dış politikasını büyük ölçüde belirliyorlardı. Hükmettikleri zenginlik ve güçten vazgeçmek istemeyen bu aileler ABD ve AB nin içerisinde bulunduğu çöküş döneminden zarar görmemek için yeni bir dünya düzeni tasarlıyorlardı: Bu yeni dünya düzeninde her devlet eyaletleştirilerek şehir devletlerine bölünecek, ekonomik büyüme limitlenecek, orta sınıf ortadan kaldırılarak sadece yöneten ve yönetilen sınıflardan oluşan ve tek bir küresel güce, Neo-con gücüne itaat eden yeni bir dünya düzeni oluşturulacak. Böylece, Neo-con lar küresel mutlak güç olarak her ülkenin yönetici sınıfı ile işbirliği halinde yeryüzünün tanrıları olarak arz-ı endam edecekler. 
Neo-con tasarımı bu yeni dünya düzeninin tanrıları da Mısır’ın firavunları gibi kendilerinden başka bir tanrı tanımıyorlardı. Eski düzende olduğu gibi, yeni dünya düzeninde de çanlar Neo-con lar için çalacaktı..

Alternatif yeni dünya düzeni tasarımları yok muydu? 4 milyar insan ne yapıyordu? Var elbet, o da bir sonraki yazımıza...



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI